Bir üst kalma

Download 6 Kalimas in Arabic with Urdu & English Translation. six kalimas in pdf, mp3, 3rd kalma, 4th kalma, 5th kalma, 6th kalma. 6 kalma in islam for kids Have any questions? +1 (786) 406-6025 Kalma is one of the pillars in islam, its mandatory for every muslim to read, understand and believe on the kalmas of islam. Kalma is the very first thing which differenciate the muslim from others, because the beliver of kalma must know that who create him, who created this world, and form whom this world is created, and Prophet Muhammad (SAWW) is the last messanger of Allah who own all the ... Categories Islamic Kalimas Tags 6 kalimas in english, 6 kalimas in urdu, 6 kalma in islam for kids, Six Kalimas in Arabic, Six Kalimas in English, six kalimas in pdf, sixth kalma Post navigation. Namaz Ka Tarika in English. Surah Yaseen with Urdu Translation. Donate for Website Support & Maintenance 1- First Kalima (Tayyab): Laaa Ilaaha Illa-llaahu Muhammadur-Rasoolu-llaah There is none worthy of worship except Allah and Muhammad is the Messenger of Allah 2- Second Kalima (Shahadat): Ash-hadu Al-laaa Ilaaha Illa-llaahu Wahdahoo Laa Shareeka Lahoo Wa-Ash-hadu Anna Muhammadan ‘Abduhoo Wa Rasooluhu. Forth Kalma Toheed. Forth Kalima with English translation. Translation:There is none worthy of worship except Allah (SW), he is the only one. He has no partners. For him is the entire Kingdom. All the praises for Allah (SW). He is the gives life and causes death. He is alive and will last forever. Possessor of Majesty and reverence. First Kalma in English . Laa ilaaha illal Lahoo Mohammadur Rasool Ullah . Meaning: The word of Purity (Tayyabah) . (There is) none worthy of worship except Allah. Muhammad is Messenger of ALLAH. First Kalma . Declare the Oneness of Allah, La ilaha illallah, Allah is one and can’t be three, The truth is simple as can be. He’s the source of ... Learn the first kalima tayyab with MP3 in Arabic to help kids memorize. La ilaha illallah muhammadur rasulullah translation there is none worthy of worship except Allah.

Ilk ciddi kavgam

2020.10.21 09:31 Mrkebabb Ilk ciddi kavgam

Sene 2015 5. Sınıftayım, ilkokul bitince okul değiştirmiştim ama yeni okulda da çevrem vardı, taa çocukluktan bile kalma ağır başlı arkadaşlarım filan var (5. Sınıfta da cocuktuk amk) neyse işte geldiğim okuldada zaten kavga ediyordum ama bu kavga yeni okuldaki ilk kavgam ve ilk ciddi kavgam. Ben daha okulun bahçesine bile adımımı atmadan kapıda iki kişi karşıladı ooo Şiyar buradamiydin demeye başladılar, neyse sıraya kadar gittik baktım direk 6-7 arkadaş geldi on sıralardan, sonra diğer sınıflardan da bir-kac kişi geldi, artık çevrem sağlamdı, hiç dayak yiyemezdim. Bir okul yıkılmıştı başka bir mahallede oradan da öğrencileri bu okula yollamışlar, birisi de bize düşmüş, sınıfa geçince baktım o da etrafına topları toplamış, hava filan atıyor, arada da bana bakıyor. Sıskanın teki ama hava atıyor beni o sinirlendiriyor. Neyse ben arkadaşlarla yine en arkada arkadaşlarla kurulmuşum, benim çocukluk arkadaşı var o da dev gibi adam, adam diyorum çünkü hocayı bile devirir öyle biri, ibne kuruldu masanın üstüne. Neyse biri yanaştı yanıma, o da bahsettiğim o atarlı çocuğun yanındaydı, dedi "sana laf atıyor, annene küfrediyor, bir vursam olur gider diyor" bende gittim sordum doğru mu diye, sana ne lan dedi, sinirlendim nasıl sana ne amk bana laf atıyorsun is koyuyorsun. Neyse küfretme özür dile lan filan dedim atarlandı, yakamdan tuttu bende bilerek ayaklarımı sağlama aldım ve beni itmesine izin verdim ama duvara doğru iterken yön değiştirttim ona ve beni tahtaya doğru itmesini sağladım, herkes görsün de ilk vuran oydu diyeyim baktım vurmuyor ve sırtım artık tahtaya dayanmış, o beni iterken de herkes ooo şiyar dayak yiyor filan diyor. Bir tane yumruk patlattım burnuna baktım yere devrildi kanlar akıyor, hamsi gibi çırpınıyor, sonra bir tane de karnına tekme attım o sırada müdür yardımcısı, hayatında odadan çıkmamış olan o müdür yardımcısı oradan geçti, ve gel lan buraya dedi. Gittik o özel lobiye, adamlar ciddi ciddi koruma filan yapmış o lobiye, üst katta da boss var, biz ikinci kata çıktık, üst kattaki boss müdür yardımcısını aradı ve at okuldan gitsin dedi, tel açıkta değil ama sesi geliyor, işte hoca da dedi yok müdürüm bir olay yok sadece tartışmışlar kavga filan yok. Sonra o sıska çocuğu çıkardı odadan, karşıma geçti nerelisin dedi mardinliyim hocam dedim. Baktım delirdi lan olum sürekli pislikleri bizden olanlar mı yapacak, beni öldürmeye mı çalışıyorsunuz, filan. Ama ben hala haklı olan benim kafasında konuşuyorum. Neyse kürtçe küfürler etti, sikecekler bunlar beni, anamızı aglattilar anlamında. Sonra benimde kürtçe bildiğimi hatırladı ve yuzu kızararak beni çıkardı odadan. Çocuğun annesi çocuğu da ikna etti benden davacı olmadılar, ve şikayetçi olmadıkları için atılmaktan kurtuldum. Bu da böyle bir anımdır. Ama dövdüm çocuğu yani, 2 sene boyunca o burnundaki yamuklukla dolandı
submitted by Mrkebabb to KGBTR [link] [comments]


2020.10.20 13:03 naserious111 Diş Teli ve Estetiği

Diş Teli ve Estetiği

Ortodonti, alt ve üst çenenin yanı sıra çapraşık dişlerin uyumunu teşhis ve tedavisi ile ilgilenen diş hekimliği branşının uzmanlık dalıdır.
Diş teli kullanımı dişlerde olan çapraşık diş sorunu ortadan kaldırmaktadır. Diş teli kullanılarak çapraşık, yamuk, düzensiz halde bulunan dişler tekrardan düzenli bir şekle sokulabilmektedir.

Diş Teli Çeşitleri

Diş Teli kullanılmaya başlandıktan sonra ona alışmak biraz zaman alacaktır. Ancak günler geçtikçe hastayı daha az rahatsız etmeye başlar. Diş teli kullanmaya başlandıktan sonraki dönemlerde dişlere şekil verildiği için ağrı hissedilmesi çok doğaldır. Bu ağrının, ağrı kesicilerle kolaylıkla üstesinden gelinebilir.
Çapraşık veya yamuk dişleriniz varsa ve diş teli kullanmak istiyorsanız eğer bu konuda size en uygun fiyatlarımızı vereceğimizden emin olabilirsiniz. Deneyimli diş hekimlerimiz ve çok uygun diş teli fiyatlarımız sayesinde sizler için en uygun seçenek olmaktayız. Bizimle haftanın 7 günü iletişime geçebilirsiniz.
submitted by naserious111 to u/naserious111 [link] [comments]


2020.10.03 12:37 flozenlol inanç

YAZIM AŞAMASINDA OKUMAYIN.10 KASIMDA BİTİCEKTİR ÇALIŞMAM
Günümüzde önemli bir yere sahip olan inancın hakikatlerini keşfetmek,onu anlamak anlatmak için çıktığım yolculukta edindiğim bilgilerle bir makale tarzı bir şey yazmaya karar verdim Ve yaşadığımız coğrafi bölgeyi,nüfusu,toplumu hesaba katarak doğal olarak günümüzde haşır neşir olduğumuz konulara değinmek istedim daha çok. o yüzden yazım "müslümanlık" üzerine olacaktır ilk başı.Daha çok bilimden bahsetmek istedim çünkü bunların doğruluğu tüm dinleri ve inancı feci şekilde sarsıyor./sadece islam değil)Şimdi düşüncemi destekleyecek büyük argümanlara geçelim.
(Sözeldeki amatörlüğümü mazur görün zaten bu yazıya başlarken ciddi yazmamıştım ve şimdi geriye dönüp akıcı hale getirmek biraz zor. ama gene de birçok soruya cevap verdiğimi düşünüyorum)
Ayrıca yazım 3'e ayrılacaktır : 1_Ayetler,mucizeler 2_Evrim gerçeği (çok tartışılan bir konu diye ele aldım) 3_Dinin amacı ve tanrı gerçeği
şimdi 1.olan ayet ve mucizelere geçelim
"İnsan neden yaratıldığına bir baksın. O, atılan bir sudan yaratıldı.O su, bel ve göğüs kafesi arasından çıkar.Şüphesiz Allah onu (öldükten sonra) tekrar yaratmaya elbette kādirdir;"(Tarık, 5-8)

Burada ne yazdığına bakın "bel ile göğüs kafesi arasından gelen su yani sperm.Bunu açıklamama gerek yoktur sanırım spermlerin testislerde oluştuğunu herkes biliyordur.1500 yıl önce böyle bir şey bilinmiyordu ve kitabı yazan kişi çok fazla bilimsel ayete girerek hata yapacağını öngörememiş ...

Peki ya spermlerin testislerden çıktığını bilen din hocaları,ilahiyatçılar ne yapmalı bu konuda sonuçta hayatları bu dine bağlı (para ün şöhret vb) Tabiki de ayet yanlış çevirilmiş diyerek ayeti yeniden düzeltmeli... Bu arada bu ayete küçük bir hata diyerek geçemeyiz çünkü bu kitabı yazanın sonsuz kudrete ilime bilgiye sahip olan allah tarafından yazıldığı iddia ediliyor...

Şimdi başka bir mucizelere bakalım

"O, birbirine kavuşmak üzere iki denizi salıverdi.(Ama) aralarında bir engel vardır; birbirlerine karışmazlar.Artık rabbinizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?Onlardan inci ve mercan çıkar.Artık rabbinizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz? Denizde yelkenlerini bayraklar gibi açarak süzülüp giden gemiler O’nundur.Artık rabbinizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?"
&
Biri tatlı ve susuzluğu giderici, diğeri tuzlu ve acı olan iki denizi karışacak şekilde salıveren ve ikisi arasına bir engel, aşılmaz bir perde koyan O’dur.

Burdaki gözden kaçan hataya bakacak olursak 1_Mercan kesinlikle sadece tuzlu suda yetişir (bilimsel hata) Ve biraz araştırmalarım sonucu böyle bir iddiayı daha önce hiçbir medeniyet veya herhangi tekil şahıs ortaya atmamış, sadece kuranı kerime özel olduğunu çıkardım.
Ana hataya gelecek olursak dünyadaki tüm sular kesiştiği takdirde birbirine karışır.Suyun üzerinde oluşan görüntü bizi yanıltmasın çökerti ve içindeki materyallerin farkından dolayı böyle bir görüntü veriyor
Zaten böyle bir şey yaşansaydı doğanın dengesinde bir takım geri döndürülemez sıkıntılar çıkabilirdi (yaşanan her şey değil,bir kısmı)
Gaius Plinius Secundus adlı m.ö de yaşanmış olan bilim insanı "Naturalis Historia" adlı kitabında suların karışımından bahsetmiş /kuranı kerimden 500 yıl önce daha bilgisizken'in altını çiziyorum
bir başka ayete gelicek olursak o da şöyledir
Nahl(16)/36. Andolsun biz, her ümmete, “Allah’a kulluk edin, tâğûttan kaçının” diye peygamber gönderdik.
Her ümmete peygamber gönderildiği iddia edilen bu ayette kızılderililer unutulmuş herhalde. ayrıca o yıllarda amerika kıtasının bilinmemesi ve kuranda da bahsedilmemesi bir tesadüf gibi gözükmüyor...
neyse diğer ayetimize geçelim.
Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz biz genişletmekteyiz. (Zarİyat Suresi,47) (daha farklı anlamlara da geliyor birazdan değincem)
biliyorsunuz ki +1920 yıllardan sonra kuantum fiziği big bang teorisi falan derken evrenin genişlemesi hakkında birçok görüş açığa çıktı (genişlemesi kanıtlandı)
Şimdi gerçekten bu ayette mecazi anlatım yapmadan hakikaten evrenin genişlemesi hakkında bahsediyorsa bu ayet çok güçlü bir kanıttır çünkü kimse daha böyle bir şey düşünemezken 1300 yıl önce böyle bir şeyden bahsedilmiş.
Ama gene bir takım sıkıntılar var bu ayetin kuantum fiziğinin hayatımıza girmesinden sonra değiştirildiği ispatlanmıştır o da şöyledir
Elmalılı Hamdi Yazır:
"Biz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz, çok genişlik ve kudret sahibiyiz"
birçok yazar aynı bu cümleye benzer şeyleri 600lü yıllardan beri yazmaktadır.
yani demek istediğim kuranda bizim gücümüz yeter,istersek yaparız gibi bir anlama gelirken 1920li yıllardan sonra çevirilerde bir değişiklik yaşanmıştır.
Şimdi 2. kısım olan evrim ve din konusuna girelim.
ilk insan konusundan başlamak istedim. evrimagaci sitesinde bir kullanıcının yorumu budur :
Çamurdan yaratılma meselesine bir başka bakış açısı da şudur: Canlılık suda başlamıştır. Yani buna çamur diyebiliriz. Ve insanlar da bu çamurdan oluşan varlıklardan, evrim geçire geçire, milyonlarca/milyarlarca yıl içinde şuan ki halini almıştır. Adem ile Havva meselesi de şu şekilde olabilir: Tanrı Adem ile Havva'ya ruh üfledi. Bu ruh can mıdır yoksa bilinç midir? Eğer can ise, tanrının hayvanlara da ruh üflemesi gerekirdi lakin kutsal kitapta hayvanlara ruh üfledi demiyor. Demek ki buna bilinç/farkındalık diyebiliriz. homo sapiensin ön frontal lobu diğer primatlara nazaran daha gelişmiş olduğu için, sorgulama yeteneği vardır. Bu sebeple Adem homo sapiensin bir bireyi olabilir yada bu Adem ismi, bir homo sapiens topluluğu için de kullanılmış olabilir.
okuyunca mantıklı geliyor olabilir ama sıkıntı da şurda ilk insan yani hz ademin günümüzdeki insanlara benzer bir şekilde topraktan yaratıldığı bahsediliyor...
bir kere ilk insan diye bir şey yoktur hatta sadece insan değil ilk at ilk bakteri ilk mantar bile yoktur. evrim zamanla gerçekleşen olaydır ve hiçbir spesifik anda o an evrimleştim diyemezsin,ben o an homo sapiens'e dönüştüm diyemezsin homo sapiens ebeveyni homo erectus bulamazsın bu aynı ergenlikten çıkma gibidir ben tam o an çıktım diyemezsin çünkü bunlar zamanla ilerleyen şeylerdir.Zaten Hz adem homo sapiens olamazdı çünkü o dönemde neandertal ve homo sapiensler aynı bugünkü olduğu gibi toplu yaşıyorlardı yani ilk insan değil ilk insanlar diye bahsedilebilir ama ayetlerde hz adem ve havvanın dünyada tek olduğu bahsediliyordu bu imkansız...
Ademden ve havvadan gelmediysek o zaman kimden geldik ?
ilk insanın asla yaşamamış olması ilk etapta paradoksmuş gibi gözükebilir evrim teorisi nin zincirinin bozulduğunu düşünmenize neden olabilir halbuki türlerin kendileriyle aynı türden ebeveynlerden doğup da her nesildeki ufak değişimlerin nihayetinde yepyeni türler oluşturacak kadar birikebiliyor olması evrimi anlamanın anahtarlarından birisidir
Bunun için biraz geriye gidelim
165 milyonuncu dedeniz 300 milyon yıl kadar önce yaşamıştır ve bir memeli hayvan bile değildir dinozorlardan bile önce evrimleşmiş "Hylonomus" isimli antik bir sürüngen cinsiydi burda şuna dikkat çekmek gerekiyor : sürüngenlerin aile fotoğraf dizini de ayrı bir hat oluşturuyor(atalarından, günümüze kadar değişimlerin resmi) ancak yaklaşık olarak bu Hylonomus un bulunduğu kısımda bizimkisi ile kesişiyor böylece "evrim ağacı" üzerinde dalların nasıl oluştuğunu da anlamış oluyoruz atasal bir popülasyon ikiye veya daha fazla alt gruba ayrıldığında yepyeni soy hatları evrimleşebiliyor YYani her bir türün kendine ait bir fotoğraf dizini var Tıpkı her bir bireyin kendi aile soy ağacı olması gibi...
biraz daha geri gidelim. 185 milyon nesil öncesinde yani 350 milyon yıl kadar öncesinde ise artık balıksı atalara ulaşıyoruz Bir "Tiktaalik" Sudan karaya geçen ilk balıklardan birisi (meşhur bir resmi vardır : https://imgur.com/a/PBnsGuw )
daha da geri gidersek o da şöyledir
darwinden bu yana bu biyolojik çeşitliliğin canlıların evrimi sonucu ortaya çıktığını biliyoruz(veya bazılarımız öğrenecek) bunu destekleyen bilimsel kanıtlar da hızla artmaya devam ediyor yeryüzünde ortaya çıkan ilk canlılığın bir tek hücreli olduğu çok hücreliliğe geçişin daha sonra olduğu düşünüilmektedir buna dair birçok fosil(googledan bakabilirsiniz) kanıt bulunmaktadır ilk tek hücreli canlılar dediğimizde, bugün birlikte yaşadığımız tek hücreli canlılara yapısal olarak benzeyen dış dünyadan yağ yapıda bir zarla ayrılmış, genetik materyali bulunan organizmaları düşünün. elimizde bir zaman makinesi olmadığı için bizler bunun fotoğrafına sahip değiliz ama elimizde evrimsel tarihin fotoğraf makinesi paleontoloji ve genetik gibi güçlü bilim dalları bulunuyo tabi bir de bunların fosil kanıtları. bunların kayalar içinde fosilleşmiş kalıntıları ilk olarak 3.5 milyar yıl öncesine kadar gidiyor yani yerkabuğunun oluşumundan tam bir milyar yıl sonrasına. dedik ya, elimizde bir zaman makinesi yok ancak elimizde en az onun kadar güçlü kanıtlar var bundan 50-60 yıl önce genetik, paleontoloji gibi bilimler birbirinden bağımsız gözükse de, bugün bu bilim dalları, iç içe canlıların evrimini anlamamızı sağlamaktadır tek hücreli canlılardan çok hücreli canlılara geçiş aslında önemli bir evrimsel sıçramadır. bu sıçrama bu geçişle birlikte yeryüzünde şimdi gördüğümüz biz insanlar gibi çok hücreli canlıların temelleri atılmış oldu. aslında tek hücreli canlılar yeryüzünde en fazla biyoçewşitlilik ve biyokütleye sahiptir yeryüzündeki toplam biyokütlenin yarısı tek hücreli canlılardan oluşmaktadır. bu yayılış onların çevresel koşullara hızlıca uyum sağlamasından kaynaklanmaktadır.
Peki onları çok hücreliliğe iten neydi diyecek olursanız; tek hücreli canlılar kendi ihtiyaç duydukları maddeleri birkaç temel maddeyi çevreden alarak kendileri yapabiliyorlardı buradaki en kısa cevap: iş birliği ve iş bölümü olacaktırç. çok hücreli canlılar iş birliği ve iş bölümüyle tek hücreli canlıların tek başlarına ulaşamayacakları, kullanamayacakları kaynaklara ulaşabilmektedirler. örneğin çok hücrelilik bir bitkinin fiziksel olarak çok büyük olmasını sağlamaktadır. böylece bitki daha geniş ve yaygın köklere sahip olmakta, topraktan besini ve suyu buradaki kök hücreleriyle daha fazla alabilmektedir. yine aynı şekilde geniş ve büyük yaprakları aracılığıyla daha fazla güneş işığı alarak, daha fazla fotosentez yapmakta ve daha çok besin depolamaktadır çokhücreliliğe geçişte ilk aşama, tek hücreli canlıların bir arada koloniler halinde yaşaması olmuştur. bu kolonilerde belli bir düzeyde iş bölümü ve iş birliği görülmektedir. Sapiens: Hayvanlardan Tanrılara İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi'nin konseptinden yardım alarak yazdım PDF : http://www.evreninsirlari.net/dosyala136_s05_01.pdf
ayrıca darwin haricinde atladığımız bir konu da var :canlılığın nasıl başlaması ve abiyogenez teorisi.
bunun hakkında sonradan kendi cümlelerimi dökerim belki ama siz şu an bir alıntıyla yetinmeye çalışın.
"Bir diğer yaygın hata da, biyokimyanın en güçlü teorilerinden biri olan Abiyogenez Teorisi ile antik zamanlardan kalma Spontane Jenerasyon (Birdenbire Varolma) görüşünün birbirine karıştırılmasıdır. Bir çeşit yaratılışçılık fikri olan Spontane Jenerasyon, Abiyogenez Teorisi'nin erken evrelerinden ve modern bilim öncesi zamanlarından kalma bir alt başlıktır. Canlıların cansızlardan birdenbire var oluverdiği fikrine dayanır. Halbuki Evren'de hiçbir şeyin puf diye, son haliyle var oluvermediğini biliyoruz.
Buradaki makalemizden detayları okuyabileceğiniz gibi, Francesco Redi ve Louis Pasteur'ün yaptığı deneylerle, canlıların birdenbire, yoktan (veya cansızlıktan) var olamayacakları bilimsel olarak ispatlanmıştır. Ancak bu, Abiyogenez Teorisi'nin çürütülmesi ve "Biyogenez Teorisi"nin geçerli hale gelmesi demek değildir. En azından tam olarak değildir; çünkü kavramlar birbirine karıştırılmaktadır.
Redi ve Pasteur deneyleri sayesinde, canlıların cansızlıktan birdenbire var oluveremeyeceklerini görmüş olduk. Böylece biyogenez (canlıdan oluşma) adı verilen düşünce bilimde hüküm sürmeye başladı: her canlı, kendisinden önceki canlılardan gelir. Ancak bunun, canlılığın başlangıcıyla ilgili biyokimya teorileriyle (Abiyogenez Teorisi gibi) veya astrobiyoloji teorileriyle (Panspermia Teorisi gibi) hiçbir alakası yoktur. Yani çürütülen, birdenbire varoluştur (spontane jenerasyon), en başta cansızlıktan canlılığın evrimleşebileceği (abiyogenez) değil!
Bu son saydığımız teoriler, Dünya'da yaşamın nasıl başladığı ile ilgilidir. Pasteur ve Redi ise, canlılığın sürekliliğine yönelik bir açıklama yapmışlardır. Bugün biliyoruz ki canlılar, sürekli olarak ebeveynlerinden (yani kendilerinden önceki canlılardan) meydana gelirler. Ancak bu, canlılığın ilk başlangıcı için geçerli değildir. Canlılık, günümüzden 4.5 milyar ila 3.8 milyar yıl arasındaki kimyasal evrim süreci sonucunda, cansız moleküllerin birikimli seçilimi sonucu, cansızlıktan evrimleşmiştir (abiyogenez, cansızlıktan oluşma). Bu süreç, "birdenbire" değil, toplamda 500-700 milyon yıl kadar sürmüştür!
Bilim dahilinde teoriler, her şeyi, bir seferde açıklayamazlar. Belli sınırlara ve odak noktalarına sahiptirler. Örneğin canlılığın süreğenliği Biyogenez Teorisi ile açıklanırken (ki buna doğurma, yumurtlama, mitoz bölünme gibi çoğalma yöntemlerini dahil edebiliriz), canlılığın ilk başlangıcı Abiyogenez Teorisi ile açıklanır (buna kimyasal evrim, birikimli seçilim, panspermia, kuyrukluyıldızla taşınan organik moleküller, vb. çalışma sahaları dahil edilebilir). Bu durum ile fizik teorileri arasında bir analoji (benzerlik) kurmak mümkündür: günlük yaşantımızda süregelen fiziksel olayları açıklamak için Newton'un Kütleçekim Teorisi ve onun çıkarımları ("Newton Evreni") fazlasıyla yeterlidir. Ancak her şeyin başlangıcına, Evren'in doğumuna gittiğinizde, artık Newton Evreni geçersizdir. Kuantum Teorisi'nin sınırlarına girer, onun açıklamalarını kullanırsınız. Eğer ki Newton'un açıklamalarını kullanacak olursanız, hiçbir şeyi isabetli olarak açıklayamazsınız. Benzer şekilde, var olan canlılık, kendisinden önceki canlılıktan geliyor olsa da; canlılığın ilk başlangıcı, cansızlıktan gelmektedir.
Günümüzde Abiyogenez Teorisi dahilindeki araştırmalar, giderek güçlenen sonuçlar vermekte ve canlılığın milyarlarca yıl önce cansızlıktan nasıl evrimleştiğine her geçen gün daha net cevaplar verebilmektedir. Bilim camiasında; en azından bu sahanın uzmanı olan bilim insanları tarafından yaygın bir şekilde kabul görmektedir. Evrim Teorisi kadar güçlü ve genelgeçer kabul gören bir teori değildir (ve Evrim Teorisi ile doğrudan ilgili de değildir!); ancak yine de olmadığını iddia etmemize yetecek kadar hiçbir veri bulunmamaktadır. Tam tersine, her geçen gün, Abiyogenez Teorisi'ni destekleyen bulgular artmakta, gücü ve popülerliği de buna paralel olarak artmaktadır."
Kaynaklar
A. Brack. The Molecular Origins Of Life: Assembling Pieces Of The Puzzle. (17 Ağustos 2019). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Cambridge University Arşiv Bağlantısı J. S. Wilkins. Spontaneous Generation And The Origin Of Life. (26 Nisan 2004). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Talk Origins Arşiv Bağlantısı Aristotle. The History Of Animals. (27 Mart 2016). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Adelaide University Arşiv Bağlantısı T. Lynch. Redi's Experiment. (01 Ocak 1998). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Miramar University Arşiv Bağlantısı W. Harris. How The Scientific Method Works. (14 Ocak 2008). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: How Stuff Works Arşiv Bağlantısı
başka bilimsel olarak kanıtlanmış ve duyulması gereken bilgilerden bi örnek :
En yakın kuzenlerimiz olan homo neanderthalensis türünün yok olmasından sonra bile dünyada bizimle beraber bir süre daha yaşadığı ve yaklaşık olarak 15. 000 yıl önce elendiği söylenen homo floresiensis türü evrim ağacında nerededir? Günümüz modern insanı olan homo sapiens sapiens ile akrabalık bağı nedir?
cevap da şudur
"Homo floresiensis ("Flores Adamı"; takma adı "hobbit"), yaklaşık 50.000 yıl önce modern insanların gelişine kadar Endonezya'nın Flores adasında yaşayan küçük bir arkaik insan türüdür.
Arkaik Homo sapiens, genel olarak geçtiğimiz 500.000 yıl içerisinde var olmuş tüm Homo türlerini kapsayan bir terimdir. Homo heidelbergensis, Homo rhodensiensis, Homo neanderthalensis ve Homo antecessor bu türler arasında yer almaktadır. Bu türlerin tamamının ortak atası Homo erectus olarak kabul edilmektedir.
2009'da Amerikalı antropolog William Jungers ve meslektaşları, H. floresiensis'in ayağının birkaç ilkel karaktere sahip olduğunu ve Homo erectus'tan çok daha eski bir türün soyundan gelebileceklerini buldular.
2015 Bayesian analizi, Australopithecus sediba, Homo habilis ve ilkel H. erectus georgicus ile en büyük benzerliği buldu ve H. floresiensis'in atalarının H. erectus'un ortaya çıkmasından önce Afrika'yı terk etme olasılığını artırdı ve belki de bunu yapan ilk homininlerdi. Bununla birlikte, H. floresiensis'in H. erectus ile birkaç diş benzerliği vardır, bu da H. erectus'un ata tür olduğu anlamına gelebilir.
Ataları adaya bir milyon yıl önce ulaşmış olabilir. 2016 yılında, Liang Bua'ya yaklaşık 74 km (46 mil) uzaklıktaki Mata Menge'de Hominin floresiensis'in atası olduğu varsayılan homininlerden fosil dişler ve kısmi bir çene keşfedildi. Yaklaşık 700.000 yıl öncesine dayanıyorlar ve Avustralyalı arkeolog Gerrit van den Bergh tarafından daha sonraki fosillerden bile daha küçük oldukları belirtiliyor. Bunlara dayanarak, Homo floresiensis'in bir Homo erectus popülasyonundan türediğini ve hızla küçüldüğünü öne sürdü. 2017'de yayınlanan bir filogenetik analiz, Homo floresiensis'in Homo habilis ile aynı (muhtemelen australopithecine) atadan geldiğini ve bu da onu Homo habilis'in kardeş taksonu yaptığını gösteriyor. Bu sınıflandırmaya dayanarak, Homo floresiensis'in Afrika'dan şimdiye kadar bilinmeyen ve çok erken bir göçü temsil ettiği varsayılmaktadır. Benzer bir sonuç, Çin'in merkezindeki Shangchen'de bulunan taş eserleri 2,1 milyon yıl öncesine tarihleyen bir 2018 çalışmasında da öne sürüldü."
-ufuk derin
üstteki boşumu da yaptıktan sonra (!) şimdi konuyu biraz allahın ahlakına bağlayalım.
evrimin işleyişi,abiyogenez,tek hücreliden çok hücreliğe bitti ve sırada şimdi bir yaratıcıya karşı verilen en büyük argümanlardan biri geliyor : körelmiş organlar
sonsuz ilime güce kudrete sahip olan yaratıcı neden insanı kusursuz şekilde yaratmadı ? siz kusursuz gibi görebilirsiniz ama kaçırdığınız bazı noktalar var onlar da şunlar **körelmiş organlar**
20 yaş dişleri,darwin noktası,apandis gibi birçok organ
İlk insanlar ot temelli beslenen canlılardı bitkilerin çiğnenmesi, lifleri ve yapısında bulundurduğu selüloz nedeniyle zordu yani öğütücü dişlere daha fazla iş düşüyordu. Bu nedenle ilk insanların çeneleri genişti ve diş sayısı da fazlaydı. Yıllar içinde ot temelli beslenmeden et temelli beslenmeye geçildi bu geçiş kafa ve beyin de büyümeye neden oldu son olarakta ateşin bulunması(homo erectuslar yaklaşık 2.5m yıl önce) ile yiyecekler pişirildi bu da daha kolay çiğnemeyi ve öğütmeyi sağladı. Sonuç olarak çeneler küçüldü ve en arkadaki 4 adet 20lik dediğimiz dişler çenede kendilerine yer bulamamaya başladılar
sadece insanda da değil mesela balinaların arka bacakları (https://antidogmatik.com/konulabalinalarda-pelvis-ve-arka-bacak-kemigi.110/)
daha da uzatmak istemiyorum googledan bakabilirsiniz ama bunu da açıklamak gerekirse en basit şekliyle şu olacaktır : eskiden balinanın karada yaşaması daha sonra ise suya geçmesi ve adapte olması...
bu kadar evrim ile bilgi vermişken asıl soruyu cevaplamadım tüm bunlar uydurma mı gerçek mi gerçek bizden saklanılıyor mu "evrim gerçek midir yoksa sadece bir teori midir adı üstünde evrim yalnızca teori diyenlere" sözel bir anlatımla bu sefer
günlük dilde teori bir önsezi veya tahmin anlamına gelebiliyor ama bilim insanları için teori iyi desteklenmiş bir açıklama anlamına gelir bilimsel teoriler ve bilimsel kanunlar sıkça karıştırılır teoriler bir şeyin neden ve nasıl olduğunu açıklar doğadaki olay ve olguların açıklamasıdır, kanıtlara dayalıdırlar mesela atom teorisi maddenin yapısını açıklar, evrim teorisi canlı çeşitliliğini kaynağını açıklar
şimdi gene evrimagacindan bir alıntı yapalım.
"Bir şeyin teori olması onun zayıf olduğunu değil, tam tersine doğa kanunlarını açıklayan güçlü ve bilimsel verilere dayalı bir açıklamalar bütünü olduğunu gösterir. Canlıların nesiller içerisindeki değişimi bir yasadır, gözlemsel bir gerçektir. Buna, evrim yasası denir. Ancak bunun neden ve nasıl olduğunu açıklayan açıklamalar bütününe Evrim Teorisi adı verilir."...
şimdi gene benim yazıma gelelim.
kütleçekim teorisini duydunuz mu ? gayet hatasız iyi çalışıyor peki ya hastalık yapıcı mikrop teorisi ? görüyorsunuz bilimde "teori" sözcüğünü farklı bir şekilde kullanırız.Birkaç delinin (!) ortaya attığı çılgın fikir anlamına gelmez teori.
Ayrıca evrimi yalnızca darwin'in dediklerine göre yargılayamazsınız darwin çok uzun yıllar önce yaşamıştır ve tahminimce DNA nın ve nükleotitin ne demek olduğunu bile bilmiyordu... Bunu tıp alanına bağlayacak olursak, Howard Hughes Tıp Enstitüsü'nde birçok araştırmacı (ki bunlar en iyi üniversitelerden gelir en iyilerini seçerler aralarından) kanser tedavisi için evrimden birkaç bilgi alarak çözmeye çalışıyor sadece bu da değil bugün hayatımızı kurtaran bazı tedaviler "evrim teorisi" sayesinde çözüldü (hastalığın ne olması ve evrimsel geçmişi vb)
yazarken aklıma geldi bu , çoğu kişinin aklına gelmemiştir bile "alerji"
gene kusursuz yaratan allah alerjiyi niye yaratsın ? imtihan için mi
sadece alerji de değil milyonda bir görülen hastalıklar da bunun bir örneğidir (tek göz doğmak,kuyruk,3 burun deliği) veya çok sık görülen orak hücreli anemi,down sendromu gibi hastalıklar
down sendromundan biraz bahsetmek gerekirse görme,duyma,kalp hastalığı down sendromlularda yaygındır... sırf tanrı imtihan olsun diye mi rastgele suçsuz insanları imtihanla sınıyor? sadece etkilenen çocuk da değil onu bir ömür bakmakla yükümlü olan anne ve babası... imtiahn için yanlış bir yöntem olsa gerek
çoğu kişi bitkilerin hayvanların evrimini kabul eder ama konu insana gelince sert bir şekilde reddeder halbuki paleontoloji yalan söylemez ve ara formların fosilleri vardır googledan müzelerden ulaşabilirsiniz gizli saklı bir şey yok.
------------
Şimdi yazımın 3.kısmına geçiyoruz burası daha felsefi olacak bilimsellikten ziyade
dinin amacı bana göre Toplumsal düzeni yaratmak,insanların ahlakını belirlemek kötülüklerden uzak tutmak,bir amaca yöneltmek (kuranda oku demesi araştır demesi sonucunda da bilim insanlarının çıkması) insanların nihilist bir inanca yönelmemesini ve daha mutlu hayat yaşamasını sağlamak vee asıl önemli olan madde "Dinle halkı yönetmek istediğini yaptırmak"Kendi arzularını yerine getirttirmek ayrıca islam dini bir insan tarafından anlatıldı insan üstü varlık tarafından değil ve hz muhammed akıl ve mantık yoluyla gerçekliliğini doğrulamaya çalıştı ama bu günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumda çünkü aksi ispatlandı Ve ayrıca saygı değer gazeteci araştırmacı Turan Dursunun şöyle bir yorumu vardır "Muhammed tüccardı ,gezdiği birçok yerde din gördü ve toplumu kötü durumdaydı ve bu gördüğü öğrendiği dinleri toparladı ve araplara uygun şekilde düzenledi ve insanlara getirdi"
ayrıca bu da güzel bi düşüncemdir :
insan alfabesi,yazısı insanların kullandığı malzemelerden oluşmuş yapı, o dönemki insanların bildiği şeylerle sınırlı kalmış bilgiler... insan tarafından yazılmış olma ihtimali yüksek değil mi ? ve bizler tarafından yazılanlar anlaşılıyorsa aynısını da yazamaz mıyız ? zekamız o kitabı yazmaya yetecek durumda hem bugün hem 1400 yıl önce
insanları düzene sokmak için gerçekten böyle şeyler gereklidir gerçekten hammurabi kanunları gibi ama onlar da bir süre sonra yetersiz kalacaktır. Ayrıca insan zor durumda kaldığında ondan bir üst düzeyde olan birinden yardım ister bu iş yerinizde patron olsun allah olsun farketmez ondan medet umar ondan yardım bekler insan böyle bir canlıdır ve yıllarca dinin ayakta kalmasının sebebi budur.
...
Peki ya hangi inanç doğru diyecek olursanız bana göre : Agnostisizm veya gerçekten bir şeye inanmak istiyorsanız panteizm. Neden ateizm değil diyecek olursanız günümüzde ateist insan sayısı çok bunu hepimiz biliyoruz ama bunların sizce yüzde kaçı gerçek ateist çünkü gerçekten evrenin oluşumunu sadece bilimle açıklayabilen insanlar ateist olabilir
Mesela Stephen Hawking şöyle demiştir "Tanrı olabilir ama bilimle gerek kalmıyor" bunun ne anlama geldiğini anladınız mı ? şu demek evrenin başlangıcı için tanrıya gerek kalmaması, hayatın olması için tanrıya ihtiyaç olmaması gibi şeyler.
allah kelimesinin barındırdığı anlamlara sahip bir tanrının yaratıcının(insanları anlayabilen onlarla iletişime geçen,onları sınayan test eden insancıl özelliklere sahip bilinçli bir şahıs)gerçekten böyle biri olabilir ama bugüne kadar hiç ipucu vermedi bize ha şöyle dersiniz biri acı çekerken biri gelip ona yardım etmiştir bunu allah yollamıştır veya allahtan yardım istediğinizde size yardım etmiş gibi görülmesi istediğinizin yerine getirilmesi
bunlar zaten mümkün olabilecek şeyler yaşanabilecek şeyler matematiksel olarak oranları hesaplanabilir. bunların hiçbiri allahın var olduğunu ispatlamaz isterseniz ömrü hayatınız boyunca her istediğiniz gerçekleşsin dokunduğunuz kişi iyileşsin fakirlikten kurtulsun bunlar allahın yardım ettiği veya var olduğu anlamına gelmez çünkü dediğim gibi gerçekleşebilecek şeyler.
ve ayrıca ateist arkadaşlara carl sagan'ın şu sözünü hatırlatmak istiyorum kanıtın yokluğu,yokluğun kanıtı değildir.
metafiziksel bir şeyden bu kadar emin olmayın...
şimdi inanç konusu bittiğine göre felsefi görüşe geçebiliriz. bahsetmek istediğim konu : materyalizm materyalistler maddenin ebedi olduğunu söylerler şimdi bu konuya bir teist olarak bakarsak bu "ebedi" sıfatını bir tek tanrıya verdiğimiz zaman, tanrı maddeyi yaratan varlık olur ama aynı sıfatları maddeye de verme hakkınız var (A-teist olarak) yani her iki grupta birinin sonsuzdan beri var olabileceğini düşünüyorlar ancak bu varlığın kim veya ne olduğu konusunda anlaşamıyorlar allah sonsuzdan beri var olabiliyorsa ve yaratıcıya ihtiyaç duymuyorsa madde de böyle olabilir diyenler tanrısız bir alem tasavvur ettiler çünkü burada tanrı aslında direkt bir varlık değil tanrı yaratılıştaki veya oluştaki niyeti temsil ediyor orayı sonra değinicem.
Şimdi mantıken bir şey ya ezelidir ya da sonradan var olmuştur yani bir dönemde yaratılmıştır,bir dönemde ortaya çıkmıştır veya farklı bi forma geçmiştir
Nasıl ki ben var olan şeylerin bir araya getirilmesi ve değişmesi sayesinde şu anki halime geldiysem evren de aslında var olan bir şeylerin değişmesi sonucunda oluşmuş olabilir yani big bang aslında 0 noktasından,yokluktan gelmek 0dan yaratmak anlamına gelmiyor olabilir belki big bang bir doğuştur ve madde daha önceden farklı bir formdadır sonuçta böyle olabilir.yani burda demek istediğim şey big bang bir yaratılış olmadığı veya materyalistlerin iddia ettiği gibi maddenin ezeli ve ebedi olabilme ihtimalin hala bulunduğu. Big Bangle maddenin sonradan yaratılmış olduğununun kanıtlandığı düşünenler şunu hesaba katmıyor : Big bang bizim beyaz delik dediğimiz şey olabilir aynı kara delikler gibi ve karadelikler her şeyi yutuyor (gezegen yıldız pulsar ne varsa hatta ışık bile) ve bu karadeliklerin yuttuğu şeyler nereye gidiyor sorduğunuzda da muhtemel iki cevap verilebiliyor ya hiçlik ya da bir kanal sayesinde başka bir yere taşıyor. eğer 2. ise bu başka bir evren için big bang olabilir (diğer evrende alınan şeylerin yeni bir evrene aktarılması) 1.ye gelicek olursak bu durumda da var olan bir şeyin hiçliğe karıştığı ya da yok olduğu anlamına gelir demekki birt şeyin yok olması veya 0 noktasına kadar inmesi mümkün ve orda hiçbir şey yok, bir yaratılış yok bomboş yani big bangden de bir şeylerin olması ama şeklinin veya herhangi bir formunun olmaması mümkün.
tanrıyı kim yarattı,tanrı var mı dersek bu soruyu gerçekten bilemeyiz yazacak bir şey bulamadım :P bir çok paradoksa girer
Bu yazılanlardan sonra kafası karışanlar ben ne yapmalıyım,neye sığınıcam,ne için yaşayacam,yaşamalı mıyım gibi sorularla yüzleşiyorlarsa bir link bırakıyorum onu okuyabilirsiniz
https://www.google.com.tamp/s/www.yenivatan.at/einstein-hep-su-cevabi-verirdi-spinozanin-tanrisina-inaniyorum/amp/
Yazan -Uğur Karakaya
submitted by flozenlol to u/flozenlol [link] [comments]


2020.09.20 02:13 bglfpig Clock Tower: The First Fear İnceleme

Seri Katilden kaçma Temasını sever misiniz?

Yani Slasher Diyorum Ben Bayılırım evet
Ne Kadar Klişeler ile dolu olsa bile ergenlerin ya da direkten yetişkinlerin ya da bir kişinin yenilemez bir katil tarafından kovalanmasını izlemek bana hep zevk verdi
bu türü harika veren filmler mevcuttu
Friday the 13th
Halloween
Peeping Tom
Child's play
Scream
Cabin in the woods
Nightmare on Elm Street
Teksas da katliam
Falan Filan say say bitmez
oyunlar açısından da neler var bakalım
popüler olanları sayalım en azıdan evet bir sürü Slasher Türü oyun var ama biz çok bilinenleri sayalım
Until Dawn
Nightcry
remothered tormented fathers
Haunting Grounds
AMA ÖZELLİKLE BUNLARA DOĞUŞ KAYNAĞI OLMUŞ OLAN
Clock Tower: The First Fear
bu oyun hakkın da ne diyebilirim ki? bir sanat esiri mi? yoksa sanat esiri olmaya yaklaşan oyunlardan birisi mi?
hala bile emin değilim ama bunun sebebi ne diye sorar isen Clock Tower bir şeyi başarıyor ki zamanına göre kesinlikle taktir edilmeli
Oyun Size Bir Sürü Ending sunuyor ve çoğu farklı mesela birisini kurtarıyorsunuz ama bir ending de birisi ölüyor ya da bir ending de baya kişiyi kurtarabiliyorsunuz ama bir ending de o olmuyor ya da bir ending de bir villain ekstradan öldürebiliyorsunuz ya da bir kaç ending de ana karakteriniz ölüyor
saydıklarımın hepsini yapıyoruz
ve 1992 de çıkmış bir oyun için bu gerçekten takdir edilebilir ve türünün en iyi örneği bile sayılabilir
Clock Tower: The First Fear sanat esiri mi değil mi? hadi gelin soruyu öğrenelim
Öncellikle bu İnceleme de Tüm Endingler göze alınacaktır güzel uzun bir inceleme olacak arkanıza rastlanın ve okumaya başlayın
Spoiler uyarısı tabi ki oyunu oynamadıysanız gidin oynayın ve gelin öyle okuyun
3
2
1
BAŞLADI

Konu:

Clock Tower: The First Fear oyunu Jennifer Simpson isimli Kızımızın ve Ana Karakterimizin Ahem bir Malikaneye ''Mary Barrows'' isimli Hatun Tarafından götürülmesini anlatıyordur yani tek değil tabi ki yanın da arkadaşları var bunlar ise Anne Lotte Laura Harrington isimli kişilerdir Malikaneye geldikleri zaman önce tatlı tatlı yerleşme yapmışlardır güzel bir güzel kız sohbeti ediyorlardır Sonra Ana Karakter Jennifer arkadaşlarının isteği ile Mary bulmaya gider fakat gider iken Elektrik kesilir Jennifer arkadaşlarının olduğu odaya hemen geri döner ama onların yok olduklarını fark eder bunun bir şaka olduğunu düşünür ama olmadığını bir kaç dakika sonra fark edecektir Çünkü Kendisi Elin de Büyük bir Makas Tutan bir Seri Katil Tarafından Kovalanmaya başlar
Evet senaryo bu
ne kadar iyi sorgulanabilir ama kesinlikle iyi işlendiğine söyleyebilirim ve bazı hikayelerin acayip iyi olması gerekmez arkadaşlar karakterlerinin atmosferinin iyi işlenmesi olması onu kurtarabilir
Clock Tower ise bunun en güzel örneklerinden birisi öncellikle Clock Tower öyle 1 tane Katilden kaçtığınız bir oyun değil için de bir Sürü Villain barındıran bir oyun eğer bir ana Villain mevcut değil hatta sizi makas ile kovalayan ana villain gibi gözüken kişi ana villain bile değil ana villain kim diye sorar iseniz mevcut mu onu bile bilmem ama bir seçim yapmak gerekseydi Bayan Mary olurdu evet kendisi Ana Villain neden der iseniz Hikaye Göre doğurduğu iki tane oğlunun annesi oydu ve onları öldürmeye teşvik eden de oydu anlattıklarımın hepsini oyun da hikaye ilerledikçe öğreniyorsunuz ve oyun da öğrenilecek çok şey var ana karakteriniz kişiliği oyun da yaptığınız eylemler ile açığa çıkıyor ve fark ediyorsunuz ki Clock Tower seri katilden kaçan ergen bir kızı anlatmıyor karakterlerin kişiliği ve gerçekten de çözülmeyi bekleyen bir Hikayesi mevcut
Öncellikle her karakterin ayrı bir kişiliği olduğunu söylemek kolay
oyun da yaptığınız eylemlere göre çoğu karakterin kişiliği değişiyor
Mesela en güzel Örneği Mary
Kendisi Oyunun gidişatına göre siz nasıl seçimler yapar iseniz ona göre davranıyor ve kişiliği de ona göre değişiyor
bazen masum gibi davranan bir kadın gibi görünebiliyor iken başka bir oynayış şeklin de sizi öldürmeye çalışan deli bir anne ya da başka bir oynanış şeklin de size ihanet ederek öldüren bir anne ya da başka bir ending de ise size uyku ilacı vererek sonra ise sizi öldüren deli bir anne
değişiyor da değişiyor be
demeye çalıştığım Clock Tower kesinlikle hikayesi bol sürprizler ile dolu her karakterin kişiliğinin davranışlarının size göre değiştiği hikaye temalı bir oyun
çıktığı zamana göre ise de başardığı iş ''sanat esiri'' sayılabilecek kadar da iyi tekrardan dediğim gibi belirli bir kişiliğe ya da davranışa sahip karakterler mevcut değil bu oyun da çoğu karakterin kişiliğini nasıl hayatta kalacağını nasıl davranışlar da bulunacağını falan siz beliriyorsunuz arkadaşlar Clock Tower hikaye açısından acayip başarılı bir oyun
şimdi Hikaye en azıdan Şimdilik bir kenara koyalım ve Gameplay geçelim

Oynanış:

Clock Tower: The First Fear Click and point temalı bir hayatta kalma oyunu evet basit bir Gameplay sahip ama gameplay küçümsemeyin hatta küçümsemeyeceğiniz son şey olsun bu oyunun Gameplay detaylar ve harika keşfedilmeyi bekleyen şeyler ile dolu açıklamama izin verin Clock tower oynayabileceğiniz en iyi detaylı oyunlardan birisi öncellikle hikaye gibi yaptığınız oynanış şekli durmadan değişiyor şöyle açıklayayım bir kere oyun da öldüm ve oyunu tamamen resetledim
bir baktım hayda odaların yeri değişmiş odaların yeri farklı yerler de
bir zaman ise oyun da gezinir iken kutudan katil çıkıyordu bir zaman ise kutudan katil yerine bir kedi çıkıyor
bir zaman ise de oyunun size ilk başlar da kutu da almanızı istediğiniz anahtar tamamen başka yerlere taşınıyor
bir zaman ise yerler tamamen random kırılabiliyor ve ani ölüme sebep olabiliyor
bir zaman ise katil hiç beklenmedik yerlerden çıkabiliyor ve size saklanacak yer bırakmayabiliyor
bir zaman ise aynaya baktığınız da bir el sizi tutuyor ve daha oyunun ilk başların da ölebiliyorsunuz
neler var neler
demeye çalıştığım şey Clock tower kesinlikle harika tekrar oynanmaya değer bir Gameplay sunuyor ne yapar iseniz yapın değişik sonuçlar alacaksınız
ve bu da oyunu tekrar oynamanız için o farklı tüm sonları almak için bir sebep yaratıyor
90lar da ve 80ler de bu kadar detaylı bir gameplay görmek zor o yüzden yaptığı işi sonuna kadar taktir ediyorum
arkadaşlar ben oyunlara tekrar zor bakarım oyun bana gerçekten o oyunu tekrar oynamak için bir sebep sunmuyor ise
Eee Clock tower bunu harika bir şekil de sunuyor
öpün başınızı üstüne koyun
bilmenizi isteyeceğim şey Clock tower da sıkılmanız tekrar oynadığınız da bile zor bir sonra ki oynayışınıza kıyasla acayip garip ve değişik şeyler olacaktır hatta bazen Random ölümlere bile sebep açabilir
bu yüzden hazırlanın aynı zaman da oyun da kurtarabileceğiniz kişiler falan filan yaptığınız seçimlere doğru değiştiğini de belirteyim
bu da işte tekrar oynamanız için farklı harika bir sebep daha
neler var lan neler lan
helal olsun ve bu elde bahsetmeden de geçemeyeceğim bu oyun da bir çan doldurma sistemi var ve bu da Dark Souls da ki gibi oyun da oturmanız ve bir süre beklemeniz lazım bunu yapar iken makaslı katil abinin ya da mary ablanın gelmediğinden emin ol ve evet baya bir süre istiyor
oyun bunu size söylemediği için Kesinlikle söylemem lazımdı
şimdi oyunun zorluğundan biraz bahsedeyim ve Zorluk Kategorisine geçelim

Zorluk:

evet Clock Tower: The First Fear baya bir rage quit geçirmeniz gereken bir oyun
Katile karşı yakalanır iseniz kaçmanız öncellikle mümkün ama bu hiç de hiç kolay olmayacaktır tuşlara abanmaya elinizden geldikçe hazır olun
çünkü abanmaz iseniz abartmıyorum %90 katil sizi yakalayacak demektir
ben bir ara o kadar basıyorum niye hala beni yakalıyor dedim ve fark ettim ki baya baya abanmam lazımmış tuşa
valla en ufak bir yavaşlama da gidersiniz söyleyeyim
aynı zaman da oyunun pc portun da bir save sistemi de yok onu da söyleyeyim
evet şu an da ''NE?'' diye kalıyor olabilirsiniz ama bildiğim kadarıyla save sistemi sadece konsol portların da var
Yani oyunu Emulator ile oynamanızı tercih ederim
ha rage quit geçiririm olur biter diyor iseniz karışamam tabi bu oyun rage quit geçirmek için ideal
aynı zaman da oyunun ilk başların da çok fazla ölür iseniz şaşırmayın çünkü Makaslı katil abimiz emin olun ki hiç beklemediğiniz yerlerden çıkacaktır
saklanıp kendisinin bir süre çıkmasını falan engellemeniz mümkün gerçi
ama her şekil de geri dönecektir ve bazen oyun size kurtarma şansını %3 gibi bir şekil de sunuyor
o yüzden hazırlanın çok kez öleceksiniz
baya baya öleceksiniz
kesinlikle daha zor eski oyunlar oynadım
ama Clock Tower hafife alınacak bir oyun da kesinlikle değil özellikle ilk oynaşınız ise
he bu elde oyunun zorluğunun yine oyunu oynama şeklinize göre değiştiğini söyleyeyim cidden cidden de öyle
helal olsun harbi lan
HELAL OLSUN
HELAL LAN
Ahem
Şimdi ise oyunun Korkunç olup olmadığı kısmına geçelim!

Ne Kadar Korkunç Bilader?:

Evet Clock tower bir korku oyunu tabi ki
slasher türü korlu oyunu ve başarıyor abi başarıyor zamanını aldırmayın Clock Tower sizleri Jumpscare ile korkutmayı bırakın Jumpscare yapmıyor bile Clock tower sizleri gerilim havasını atmosferi ile korkutmaya çalışıyor Özellikle Müzikleri ile
oyunu son ses kulaklık ile oynar iseniz ki öyle oynayın atmosferin ne kadar iyi olduğunu fark etmeniz için fark edeceksiniz ki Clock Tower gerçekten atmosferi ve müzikleri o kadar da iyi yapıyor ki 2020 de bile hafife asla alınmayacak atmosfere ve müziklere sahip
katillerin çıkıp çıkmaması dediğim gibi sizin oynayış şekliniz de bağlı olduğu için katil buradan çıkacak mı düşüncesine kaptırıp çıktığı zaman da gerilimi acayip iyi yaşarsınız
hatta bazen öyle beklenmedik anda çıkar ki gerilimi ve korkuyu damarlarınız da hissedersiniz
Clock Tower korku gerilim atmosfer müzikler hepsini yeterli ve fazla şekil de veriyor,
kesinlikle oyunu oynamanız için farklı sebeplerden birisi
şimdi en önemli ve Son Kategoriye geçelim Tüm Sonlar
hadi bakalım

Sonlar Nasıl?:

öncellikle oyun da dokuz tane ending var
Bunlar harfler ile şöyle sıralanmış oyun da ve hepsini size anlatayım
Ending S: Ana Karakterimiz yaptığı bir ses sayesin de Makaslı seri katil abimizin ölmesine sebep açıyor ve Mary ise kargalar tarafından saldırıya uğradığı zaman Ana karakterimiz onu kurtarmaya çalışsa bile Mary de düşüp ölüyor artık Anne mi Laura mı seçersiniz bilmiyorum ama ikisinden birisi Ana karakterimiz ile birlikte kurtuluyor ve kaçıp gidiyorlar
Ending A: Bu ending de neredeyse aynı olaylar oluyor ana karakterimiz makaslı seri katili öldürüyor fakat bu sefer Anne ile Laura kimi kurtarır iseniz fark etmez Mary tarafından aşağı yitilerek öldürüyor Ana Karakterimiz Mary ile bir savaş veriyor Mary Ana karakterimiz tarafından yeniliyor ve aşağı düşerek ölüyor Ana karakterimiz hayatta kalan tek kişi olmuş oluyor
Ending B: herkes ölmüş halde Ana karakterimiz Seri katili tekrar öldürüyor ve bu sefer Mary ise tam ana karakterimizi başarılı şekil de öldürmeye başaracak iken Mary onu Elektrik sayesin de öldürüyor ve Ana karakterimiz tek başına kaçıyor
Ending C: Ana Karakterimizi Çıkışa yakın bir yer de Mary karşılıyor herkes yine ölmüş durum da Ana karakterimiz Mary ile bir savaşa giriyor ve yenilip yere düşüyor Ana karakterimiz merdivenlerden tırmanıyor fakat Mary de onun peşin de geliyor ana karakterimiz Mary aşağı atıyor ve Mary ölüyor daha sonra seri katili tekrardan düşürerek öldürüyor
Ending D: ana karakterimiz bu sefer bayan Mary seri katil olduğunun farkın da değil ve kurtulduğunu sanarak herkes ölmüş durum da ona sarılmaya gidiyor Mary bıçak çıkartıyor ve ana karakterimizi başarılı şekil de öldürüyor VİLLAİN KAZANDI HAHAHAHAHA.... Villain kazandığı zaman sevinirim hani.... bu ending de baya iyi... NE VAR LAN İŞTE VİLLAİNLAR DA KAZANMAYI HAK EDİYOR
Ending E: Ana karakterimiz bu sefer asansör de üçüncü düğmeye basıyor fakat Asansör başka tarafa gidiyor ışıklar kapanıyor ve makaslı abimiz Mary öldürüyor VE VİLLAİNLAR YİNE KAZANIYOR
Ending F: ana karakterimiz bir tane mağaraya giriyor ve mağara yıkılmaya başladığı zaman asansöre biniyor fakat asansör de onu seri katilin beklediğini fark etmiyor ve asansör de ne yapar ise yapsın seri katil tarafından yeniliyor ve öldürülüyor YİNE VİLLAİN KAZANIYOR İŞTE BU!
Ending G: Ana Karakterimiz araba ile herkesin öldüğüne tanık olduktan sonra kaçıyor ve üç gün sonra evin de ''nedeni'' belirtilmeyen bir şekil de ölü bulunuyor Yine Villianlar kazanıyor (Doğrulandığı Üzere Mary tarafından öldürülmüş kendisi)
Ending H: Yine aynısı fakat bu sefer arabanın arkasından MAKASLI SERİ KATİL ABİMİZ ÇIKIYOR VE BU SEFER ÖLDÜRÜLME SEBEBİ BELLİ OLUYOR
Evet tamamen Farklı Endingler
Şimdi Sonuç Kısmına Gelelim

Sonuç:

Çıktığı yıla göre acayip iyi bir iş çıkartan ve benim çok sevdiğim seri katil temasını acayip iyi yansıtmayı başaran çok iyi hikaye sahip olan oyunu oynamam için üst de bahsettiğim üzere bir sürü sebep sunan bir sürü sonu olması ve acayip korkunç olmasını sayar isek Clock Tower: The First Fear benim için bir sanat esiridir

10

Okuduğunuz için Teşekkürler

submitted by bglfpig to veYakinEvren [link] [comments]


2020.09.20 01:48 bglfpig Clock Tower: The First Fear İnceleme

Seri Katilden kaçma Temasını sever misiniz?
Yani Slasher Diyorum Ben Bayılırım evet
Ne Kadar Klişeler ile dolu olsa bile ergenlerin ya da direkten yetişkinlerin ya da bir kişinin yenilemez bir katil tarafından kovalanmasını izlemek bana hep zevk verdi
bu türü harika veren filmler mevcuttu
Friday the 13th
Halloween
Peeping Tom
Child's play
Scream
Cabin in the woods
Nightmare on Elm Street
Teksas da katliam
Falan Filan say say bitmez
oyunlar açısından da neler var bakalım
popüler olanları sayalım en azıdan evet bir sürü Slasher Türü oyun var ama biz çok bilinenleri sayalım
Until Dawn
Nightcry
remothered tormented fathers
Haunting Grounds
AMA ÖZELLİKLE BUNLARA DOĞUŞ KAYNAĞI OLMUŞ OLAN
Clock Tower: The First Fear
bu oyun hakkın da ne diyebilirim ki? bir sanat esiri mi? yoksa sanat esiri olmaya yaklaşan oyunlardan birisi mi?
hala bile emin değilim ama bunun sebebi ne diye sorar isen Clock Tower bir şeyi başarıyor ki zamanına göre kesinlikle taktir edilmeli
Oyun Size Bir Sürü Ending sunuyor ve çoğu farklı mesela birisini kurtarıyorsunuz ama bir ending de birisi ölüyor ya da bir ending de baya kişiyi kurtarabiliyorsunuz ama bir ending de o olmuyor ya da bir ending de bir villain ekstradan öldürebiliyorsunuz ya da bir kaç ending de ana karakteriniz ölüyor
saydıklarımın hepsini yapıyoruz
ve 1992 de çıkmış bir oyun için bu gerçekten takdir edilebilir ve türünün en iyi örneği bile sayılabilir
Clock Tower: The First Fear sanat esiri mi değil mi? hadi gelin soruyu öğrenelim
Öncellikle bu İnceleme de Tüm Endingler göze alınacaktır güzel uzun bir inceleme olacak arkanıza rastlanın ve okumaya başlayın
Spoiler uyarısı tabi ki oyunu oynamadıysanız gidin oynayın ve gelin öyle okuyun
3
2
1
BAŞLADI

Konu:

Clock Tower: The First Fear oyunu Jennifer Simpson isimli Kızımızın ve Ana Karakterimizin Ahem bir Malikaneye ''Mary Barrows'' isimli Hatun Tarafından götürülmesini anlatıyordur yani tek değil tabi ki yanın da arkadaşları var bunlar ise Anne Lotte Laura Harrington isimli kişilerdir Malikaneye geldikleri zaman önce tatlı tatlı yerleşme yapmışlardır güzel bir güzel kız sohbeti ediyorlardır Sonra Ana Karakter Jennifer arkadaşlarının isteği ile Mary bulmaya gider fakat gider iken Elektrik kesilir Jennifer arkadaşlarının olduğu odaya hemen geri döner ama onların yok olduklarını fark eder bunun bir şaka olduğunu düşünür ama olmadığını bir kaç dakika sonra fark edecektir Çünkü Kendisi Elin de Büyük bir Makas Tutan bir Seri Katil Tarafından Kovalanmaya başlar
Evet senaryo bu
ne kadar iyi sorgulanabilir ama kesinlikle iyi işlendiğine söyleyebilirim ve bazı hikayelerin acayip iyi olması gerekmez arkadaşlar karakterlerinin atmosferinin iyi işlenmesi olması onu kurtarabilir
Clock Tower ise bunun en güzel örneklerinden birisi öncellikle Clock Tower öyle 1 tane Katilden kaçtığınız bir oyun değil için de bir Sürü Villain barındıran bir oyun eğer bir ana Villain mevcut değil hatta sizi makas ile kovalayan ana villain gibi gözüken kişi ana villain bile değil ana villain kim diye sorar iseniz mevcut mu onu bile bilmem ama bir seçim yapmak gerekseydi Bayan Mary olurdu evet kendisi Ana Villain neden der iseniz Hikaye Göre doğurduğu iki tane oğlunun annesi oydu ve onları öldürmeye teşvik eden de oydu anlattıklarımın hepsini oyun da hikaye ilerledikçe öğreniyorsunuz ve oyun da öğrenilecek çok şey var ana karakteriniz kişiliği oyun da yaptığınız eylemler ile açığa çıkıyor ve fark ediyorsunuz ki Clock Tower seri katilden kaçan ergen bir kızı anlatmıyor karakterlerin kişiliği ve gerçekten de çözülmeyi bekleyen bir Hikayesi mevcut
Öncellikle her karakterin ayrı bir kişiliği olduğunu söylemek kolay
oyun da yaptığınız eylemlere göre çoğu karakterin kişiliği değişiyor
Mesela en güzel Örneği Mary
Kendisi Oyunun gidişatına göre siz nasıl seçimler yapar iseniz ona göre davranıyor ve kişiliği de ona göre değişiyor
bazen masum gibi davranan bir kadın gibi görünebiliyor iken başka bir oynayış şeklin de sizi öldürmeye çalışan deli bir anne ya da başka bir oynanış şeklin de size ihanet ederek öldüren bir anne ya da başka bir ending de ise size uyku ilacı vererek sonra ise sizi öldüren deli bir anne
değişiyor da değişiyor be
demeye çalıştığım Clock Tower kesinlikle hikayesi bol sürprizler ile dolu her karakterin kişiliğinin davranışlarının size göre değiştiği hikaye temalı bir oyun
çıktığı zamana göre ise de başardığı iş ''sanat esiri'' sayılabilecek kadar da iyi tekrardan dediğim gibi belirli bir kişiliğe ya da davranışa sahip karakterler mevcut değil bu oyun da çoğu karakterin kişiliğini nasıl hayatta kalacağını nasıl davranışlar da bulunacağını falan siz beliriyorsunuz arkadaşlar Clock Tower hikaye açısından acayip başarılı bir oyun
şimdi Hikaye en azıdan Şimdilik bir kenara koyalım ve Gameplay geçelim

Oynanış:

Clock Tower: The First Fear Click and point temalı bir hayatta kalma oyunu evet basit bir Gameplay sahip ama gameplay küçümsemeyin hatta küçümsemeyeceğiniz son şey olsun bu oyunun Gameplay detaylar ve harika keşfedilmeyi bekleyen şeyler ile dolu açıklamama izin verin Clock tower oynayabileceğiniz en iyi detaylı oyunlardan birisi öncellikle hikaye gibi yaptığınız oynanış şekli durmadan değişiyor şöyle açıklayayım bir kere oyun da öldüm ve oyunu tamamen resetledim
bir baktım hayda odaların yeri değişmiş odaların yeri farklı yerler de
bir zaman ise oyun da gezinir iken kutudan katil çıkıyordu bir zaman ise kutudan katil yerine bir kedi çıkıyor
bir zaman ise de oyunun size ilk başlar da kutu da almanızı istediğiniz anahtar tamamen başka yerlere taşınıyor
bir zaman ise yerler tamamen random kırılabiliyor ve ani ölüme sebep olabiliyor
bir zaman ise katil hiç beklenmedik yerlerden çıkabiliyor ve size saklanacak yer bırakmayabiliyor
bir zaman ise aynaya baktığınız da bir el sizi tutuyor ve daha oyunun ilk başların da ölebiliyorsunuz
neler var neler
demeye çalıştığım şey Clock tower kesinlikle harika tekrar oynanmaya değer bir Gameplay sunuyor ne yapar iseniz yapın değişik sonuçlar alacaksınız
ve bu da oyunu tekrar oynamanız için o farklı tüm sonları almak için bir sebep yaratıyor
90lar da ve 80ler de bu kadar detaylı bir gameplay görmek zor o yüzden yaptığı işi sonuna kadar taktir ediyorum
arkadaşlar ben oyunlara tekrar zor bakarım oyun bana gerçekten o oyunu tekrar oynamak için bir sebep sunmuyor ise
Eee Clock tower bunu harika bir şekil de sunuyor
öpün başınızı üstüne koyun
bilmenizi isteyeceğim şey Clock tower da sıkılmanız tekrar oynadığınız da bile zor bir sonra ki oynayışınıza kıyasla acayip garip ve değişik şeyler olacaktır hatta bazen Random ölümlere bile sebep açabilir
bu yüzden hazırlanın aynı zaman da oyun da kurtarabileceğiniz kişiler falan filan yaptığınız seçimlere doğru değiştiğini de belirteyim
bu da işte tekrar oynamanız için farklı harika bir sebep daha
neler var lan neler lan
helal olsun ve bu elde bahsetmeden de geçemeyeceğim bu oyun da bir çan doldurma sistemi var ve bu da Dark Souls da ki gibi oyun da oturmanız ve bir süre beklemeniz lazım bunu yapar iken makaslı katil abinin ya da mary ablanın gelmediğinden emin ol ve evet baya bir süre istiyor
oyun bunu size söylemediği için Kesinlikle söylemem lazımdı
şimdi oyunun zorluğundan biraz bahsedeyim ve Zorluk Kategorisine geçelim

Zorluk:

evet Clock Tower: The First Fear baya bir rage quit geçirmeniz gereken bir oyun
Katile karşı yakalanır iseniz kaçmanız öncellikle mümkün ama bu hiç de hiç kolay olmayacaktır tuşlara abanmaya elinizden geldikçe hazır olun
çünkü abanmaz iseniz abartmıyorum %90 katil sizi yakalayacak demektir
ben bir ara o kadar basıyorum niye hala beni yakalıyor dedim ve fark ettim ki baya baya abanmam lazımmış tuşa
valla en ufak bir yavaşlama da gidersiniz söyleyeyim
aynı zaman da oyunun pc portun da bir save sistemi de yok onu da söyleyeyim
evet şu an da ''NE?'' diye kalıyor olabilirsiniz ama bildiğim kadarıyla save sistemi sadece konsol portların da var
Yani oyunu Emulator ile oynamanızı tercih ederim
ha rage quit geçiririm olur biter diyor iseniz karışamam tabi bu oyun rage quit geçirmek için ideal
aynı zaman da oyunun ilk başların da çok fazla ölür iseniz şaşırmayın çünkü Makaslı katil abimiz emin olun ki hiç beklemediğiniz yerlerden çıkacaktır
saklanıp kendisinin bir süre çıkmasını falan engellemeniz mümkün gerçi
ama her şekil de geri dönecektir ve bazen oyun size kurtarma şansını %3 gibi bir şekil de sunuyor
o yüzden hazırlanın çok kez öleceksiniz
baya baya öleceksiniz
kesinlikle daha zor eski oyunlar oynadım
ama Clock Tower hafife alınacak bir oyun da kesinlikle değil özellikle ilk oynaşınız ise
he bu elde oyunun zorluğunun yine oyunu oynama şeklinize göre değiştiğini söyleyeyim cidden cidden de öyle
helal olsun harbi lan
HELAL OLSUN
HELAL LAN
Ahem
Şimdi ise oyunun Korkunç olup olmadığı kısmına geçelim!

Ne Kadar Korkunç Bilader?:

Evet Clock tower bir korku oyunu tabi ki
slasher türü korlu oyunu ve başarıyor abi başarıyor zamanını aldırmayın Clock Tower sizleri Jumpscare ile korkutmayı bırakın Jumpscare yapmıyor bile Clock tower sizleri gerilim havasını atmosferi ile korkutmaya çalışıyor Özellikle Müzikleri ile
oyunu son ses kulaklık ile oynar iseniz ki öyle oynayın atmosferin ne kadar iyi olduğunu fark etmeniz için fark edeceksiniz ki Clock Tower gerçekten atmosferi ve müzikleri o kadar da iyi yapıyor ki 2020 de bile hafife asla alınmayacak atmosfere ve müziklere sahip
katillerin çıkıp çıkmaması dediğim gibi sizin oynayış şekliniz de bağlı olduğu için katil buradan çıkacak mı düşüncesine kaptırıp çıktığı zaman da gerilimi acayip iyi yaşarsınız
hatta bazen öyle beklenmedik anda çıkar ki gerilimi ve korkuyu damarlarınız da hissedersiniz
Clock Tower korku gerilim atmosfer müzikler hepsini yeterli ve fazla şekil de veriyor,
kesinlikle oyunu oynamanız için farklı sebeplerden birisi
şimdi en önemli ve Son Kategoriye geçelim Tüm Sonlar
hadi bakalım

Sonlar Nasıl?:

öncellikle oyun da dokuz tane ending var
Bunlar harfler ile şöyle sıralanmış oyun da ve hepsini size anlatayım
Ending S: Ana Karakterimiz yaptığı bir ses sayesin de Makaslı seri katil abimizin ölmesine sebep açıyor ve Mary ise kargalar tarafından saldırıya uğradığı zaman Ana karakterimiz onu kurtarmaya çalışsa bile Mary de düşüp ölüyor artık Anne mi Laura mı seçersiniz bilmiyorum ama ikisinden birisi Ana karakterimiz ile birlikte kurtuluyor ve kaçıp gidiyorlar
Ending A: Bu ending de neredeyse aynı olaylar oluyor ana karakterimiz makaslı seri katili öldürüyor fakat bu sefer Anne ile Laura kimi kurtarır iseniz fark etmez Mary tarafından aşağı yitilerek öldürüyor Ana Karakterimiz Mary ile bir savaş veriyor Mary Ana karakterimiz tarafından yeniliyor ve aşağı düşerek ölüyor Ana karakterimiz hayatta kalan tek kişi olmuş oluyor
Ending B: herkes ölmüş halde Ana karakterimiz Seri katili tekrar öldürüyor ve bu sefer Mary ise tam ana karakterimizi başarılı şekil de öldürmeye başaracak iken Mary onu Elektrik sayesin de öldürüyor ve Ana karakterimiz tek başına kaçıyor
Ending C: Ana Karakterimizi Çıkışa yakın bir yer de Mary karşılıyor herkes yine ölmüş durum da Ana karakterimiz Mary ile bir savaşa giriyor ve yenilip yere düşüyor Ana karakterimiz merdivenlerden tırmanıyor fakat Mary de onun peşin de geliyor ana karakterimiz Mary aşağı atıyor ve Mary ölüyor daha sonra seri katili tekrardan düşürerek öldürüyor
Ending D: ana karakterimiz bu sefer bayan Mary seri katil olduğunun farkın da değil ve kurtulduğunu sanarak herkes ölmüş durum da ona sarılmaya gidiyor Mary bıçak çıkartıyor ve ana karakterimizi başarılı şekil de öldürüyor VİLLAİN KAZANDI HAHAHAHAHA.... Villain kazandığı zaman sevinirim hani.... bu ending de baya iyi... NE VAR LAN İŞTE VİLLAİNLAR DA KAZANMAYI HAK EDİYOR
Ending E: Ana karakterimiz bu sefer asansör de üçüncü düğmeye basıyor fakat Asansör başka tarafa gidiyor ışıklar kapanıyor ve makaslı abimiz Mary öldürüyor VE VİLLAİNLAR YİNE KAZANIYOR
Ending F: ana karakterimiz bir tane mağaraya giriyor ve mağara yıkılmaya başladığı zaman asansöre biniyor fakat asansör de onu seri katilin beklediğini fark etmiyor ve asansör de ne yapar ise yapsın seri katil tarafından yeniliyor ve öldürülüyor YİNE VİLLAİN KAZANIYOR İŞTE BU!
Ending G: Ana Karakterimiz araba ile herkesin öldüğüne tanık olduktan sonra kaçıyor ve üç gün sonra evin de ''nedeni'' belirtilmeyen bir şekil de ölü bulunuyor Yine Villianlar kazanıyor (Doğrulandığı Üzere Mary tarafından öldürülmüş kendisi)
Ending H: Yine aynısı fakat bu sefer arabanın arkasından MAKASLI SERİ KATİL ABİMİZ ÇIKIYOR VE BU SEFER ÖLDÜRÜLME SEBEBİ BELLİ OLUYOR
Evet tamamen Farklı Endingler
Şimdi Sonuç Kısmına Gelelim

Sonuç:

Çıktığı yıla göre acayip iyi bir iş çıkartan ve benim çok sevdiğim seri katil temasını acayip iyi yansıtmayı başaran çok iyi hikaye sahip olan oyunu oynamam için üst de bahsettiğim üzere bir sürü sebep sunan bir sürü sonu olması ve acayip korkunç olmasını sayar isek Clock Tower: The First Fear benim için bir sanat esiridir

10

Okuduğunuz için Teşekkürler
submitted by bglfpig to kiziliksir [link] [comments]


2020.09.14 13:38 erhanmj sanayideki pedofili oruspu

şimdi gençler ben normalde öğrenciyim ama amcam geçen günlerde ısrar etti gel çalış diye gittim makine de plastik basıyorum saat gece 2 3 e kadar işim sürecek belli ordaki bi abinin de oğlu var hep bir piçlik peşinde çocuk daha 15 yaşında bu arada neyse babasından 10 tl istedi adam ne yapacan oğlum diyince de acıktım yemek felan yiyecem dedi daha 3 saat önce öğle yemeğini yedi piç neyse sonra dışarı gitti kayboldu bi 20 dk sonra geldi benden de 5 tl istedi bende çalıştığım için altta ince şort üst yok şortun da cebi yok makine hammadeyi eritmesi lazım onun sıcağı yanımda fırın var bide adana aq ölüm yani direk neyse dedim git benim cüzdandan al dedim aldı gitti bunun babası 2 3 saat sonra eve gitti işi bitince ben geceye kadar çalışacam daha aq oğlu onunla gitmedi ama dedi ben abiye yardım edecem felan babası da tamam geç kalma dedi gitti adam çok iyi birisidir severim kendisini ben bu piçe git cüzdan dan para al bana kola getir dedim gitti aldı geldi dışarıya bakıyor durmadan bende sıkıntıdan bakıyor sanıyodum aq bi an da kulakları dikildi aşşağıya fırladı bende siklemedim banane aq diye aradan bi 10 dk felan geçti önümde makine var ona rağmen aşşağıdan inleme sesi geliyor dedim kim kimi sikiyor aq aşşağı bi indim sanayinin oruspusunu sikiyor bu piç kadın da bi bira ya da sigaraya direk veriyor bu piçte sigara almış o paralarla bide bende habersiz 20 tl daha almış cüzdandan gittiğimde 2. postayı atıyor hemen yanımda duran kayış gibi bişeyle bunların arasında bi girdim bu çocuğa 4 5 kere vurdum çocuk yukarı uçtu direk kadını da tekmeleye tekmeleye dışarı attım aq pedofilisi çocuk daha lise 1 aq gelmiş çocukla sikişiyor bunu dövdüğümü gören adamlar koştu tuttu beni hemen kadında polisi arayın diyo dedim arasana pedofili oruspu çocuğu herkes diyo ne oldu felan diye bende çocuğu göstererek onla sikişirken bastım dedim aq evlatları garipsemedi olabilir felan diyor dedim dalgamı geçiyonuz aq siz daha çocuk. lan erkek adamdır felan diyorlar sanayinin oruspusu dediğim kadını da tarif edim ismi sinem ama siyah saçlı sabahtan akşama kadar sanayide en az 20 kişi kayıyor buna lağam gibi aq baktım fırıncı abi beni sever hemen polisi aramış polis 30 dk sonra geldi dedi olay ne aşşağıya indim abi dedim böyle böyle onlar da umursamadı gittiler bende daha fazla sinirlendim çıktım yukarı kayışla 10 dk daha dövdüm o çocuğu sonra tuttum kolundan babasına verdim o da dövdü adam oğlu okusun diye sanayide çalışıyor 47 yaşında hala piçlik peşinde bu ibne de gece 2 3 gibi eve dönüyordum yürüyerek işim anca bitti bi baktım o oruspu bu kez ordaki serserilerle oynaşıyor beni de tanırlar hepsi çocukluğumdan beri orda takılıyorum çünkü birisini çağırdım dedim bu pedofili oruspuyu sabaha kadar sikin alın bu da dükkanın anahtarı sabah ben gelmeden etrafı temizleyin bunu götürdüler dükkana 4 5 kişi sabah dükkana gittim etrafı temizlemişler süpürmüşler fırını felan takmışlar kahvaltı hazırlamışlar beni bekliyorlar dedim hayırdır ne bu diye onlar da abi dükakanını gece kullandık bizde sana iyilik yapalım dedik felan dediler kadını uyandırıp gönderdiler bana pis pis bakarak gitti çocuklara dedim para felan vermediniz demi yok abi zaten gelen giden çakıyor günde 1800 e yakın kazanıyor ne verecez felan dedi ben o parayı 20 günde felan alıyordum o günden beri benim dükkanın önünden geçmez o alt katta çalışan abi de gelip amcama bişey anlatmayım diye felan yalvarıyor işten kovar beni felan diyor dedim abi öyle bişey yaparmıyım o senin çocuğun itliği merak etme kulağına gitse bile birşey yapmaz diye bu da böyle bir anımdır
submitted by erhanmj to KGBTR [link] [comments]


2020.09.05 23:42 Bigwarfer Rastgele içimi dökme postu part 2 / İlk aşk

Liseye geçince işler düzelmeye başladı. Arkadaşlarım oldu, birlikte takıldık, buluştuk, çevre edindim. 11. sınıfta dershaneye gittim ve ilk sevdiğim kızla tanıştım. Aynı gruptaydık. İlk başlarda bu duyguyu unutmaya çalıştım ama benim de birini sevme hakkımın olduğunu düşündüm. Ve yavaşça açılmaya çalıştım. Aklımın ucundan geçmeyecek şeyler tasarladım kendimce.Kısıtlı teneffüs vakitlerinde elimden geldiğince onun hakkında bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Bazı bahanelerle onunla konuşma şansı yakaladım. Her şeyi iyi gidiyordu, aileme bile birini sevdiğimi açıklayacak kadar cesaret toplamıştım. Kendimde bir öz güven patlaması hissediyordum. Sevdiği film türünü öğrendikten sonra, beleşe biletim var bahanesiyle onu da davet etmiştim. Kabul etmedi. Tabii ki etmeyecek, benim hakkımda ne biliyordu, ne kadar tanıyordu da benimle beraber bir yere gidecekti? İşleri daha da ilerletmeye çalıştım.

Gitgide birbirimizi daha da iyi tanımaya başladık. Benim çok bir arka planım yoktu. Önemli olan benim onu tanımamdı. Çok renkli bir insandı. Zevkleri benimle çok örtüşüyordu. Tam bana layık biriydi. Onun sayesinde kendimde bir mutluluk sebebi bulmuştum. Her gece onu anıp yatardım. Ders ortasında aklıma gelip istem dışı sevinirdim. Belki kendimi ona açsam kabul eder? YKS telaşı başlamadan bu işi halletmek istedim. Beni kendimce mutlu eden tek kişi oydu ve onun da aynı hisleri paylaşıp paylaşmadığımı öğrenmek için sabırsızlanıyordum.Artık teklif etme vaktiydi. Kendimi o gün için hazırladım, benzersiz bir histi benim için.

Ne yazık ki o gün gelmedi.

Her zamanki gibi dershane öncesi yandaki kitapçıda takıldım. Kendime ''Nasıl sevgili olunur'' diye bir kitap bile almıştım, o kadar emindim kendimden. O gün alışılmışın dışında bir üst kata çıkmıştım.Aynı zamanda kat bir kafeye bağlı. Çıkmaz olaydım. Tam inecekken onunla yanında bir erkekle karşılaştım. Onun kim olduğu hakkında bir bilgim yoktu; belki akrabasıydı, ya da normal bir arkadaşı, ya da; benim ikna olduğum şekilde, sevgilisiydi. O an onunla düzgün konuşamadım, bir an önce oradan ayrılmak istedim. Elimden geldiğince ona belli etmemeye çalıştım. O olaydan sonra da bir daha hiç görüşmedim. Sınıflarımız çoktan ayrılmıştı o olaydan önce. O da gerçek düşüncemi anlamıştır bir daha görüşmedikten sonra zaten.

O olaydan sonra tam anlamıyla değiştim. Artık karşı cinsten nefret etmeye başladım. Bu kararımın sebebini hala anlamış değilim, belki YKS sınavı için kendimi ders dışı işlerden uzaklaştırmak için bahane aradım, belki de eskilerden kalma, şimdi ortaya çıkan bir dışlama hissiydi.Belki de daha fazla üzülmek istemiyordum. Bir kez daha birine mutluluk umuduyla bağlı olmak istemiyordum belki. O an dedim ki, ben kendime yeterim. Sevincimde, hüznümde hep ben vardım, başka kimse yoktu. Neden şimdi değişsin ki bu durum? Ve başa geri döndüm.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Böyle yazdıkça kendimi daha rahatlamış hissediyorum. Bazen o kadar iyi oluyorum ki yazasım bile gelmiyor ama kendim hakkımda ne biliyorsam unutmadan yazmayı sürdüreceğim.
submitted by Bigwarfer to KGBTR [link] [comments]


2020.08.23 16:39 alwaysiesta güzellik kavramının varlığı

güzellik kavramının varlığı
değerli anonlar insanlığın varlığından beri günümüze kadar kısa bir analiz yaptığımda ilk çağlarda en önemli şey ateş, su, yiyecek ve barınma gibi çok önemli ihtiyaçlar olmuştur kimse kimsenin
bu görselde görünen şahısın jewline, hunter eye area, hairline vsvs özelliklerine bakmıyordu
https://preview.redd.it/l836ydqcgri51.jpg?width=300&format=pjpg&auto=webp&s=0b3dfb342642821b7ef9ac96b4c389ff473e4b00
güçlü olmak veya iri olmak haricinde üst kısımda söylediğim şeyler kesinlikle diğer genlere veya düşünce yapısına işlemeyecek şeyler olarak devam etti


https://preview.redd.it/sgtso2xugri51.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=4917c12b429e205f2d734b09510ebb6a1903d2b9
1700 lü yıllara ait bir kaç erkek figürü resmedilmiş tamamen normal görünen günümüz durumunda ön plana çıkan hiçbir özellik görülmüyor (böyle düşünme sebebim günümüz dayatılması)


https://preview.redd.it/y4lon7y1hri51.jpg?width=520&format=pjpg&auto=webp&s=2e734ad0607b4d1a02c08d2e2fec96d7fe7e17b3
standart bir kadın çizimi yıl 1800 ya da o civarlar olabilir

https://preview.redd.it/bez59e06hri51.jpg?width=996&format=pjpg&auto=webp&s=f5b0f17a52f0a87703d8d8ee54bf6dd5f77c349f
ama günümüze geldiğimiz zaman tek söylenebilecek elde tutulan argüman şu olmalı ki ilk çağdan günümüze gelebilecek kalıntılar kişinin güçlü olması, yapılı olması, boyun uzun olması gibi faktörler ve 1500 den itibaren günümüze kişinin çok büyük bir devrim niteliğinde iş yapması kadın için çok çekici kılabilir ama yukarıda görüldüğü üzere 2000 ve sonrası için yahudinin dünyaya empoze ettiği kavramlar aynen şöyle oldu


https://preview.redd.it/xoverukphri51.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=3acd39d32f83e82040e60e096bb42bf37702cde0
o eski çağlardan günümüze gelmesi gerekli olan beyin düşüncemiz iri yapılı olmak, güçlü olmak, uzun olmak 0 landı solda ki gibi sıska olmak ama tamamen yüz hatlarının çok iyi olması neredeyse binlerce yıllık aklımızda olması gereken güç kavramını yok etti

https://preview.redd.it/3xjzrg81iri51.png?width=883&format=png&auto=webp&s=22c0189305baff2100fe5d892651b77dcb1ae4ab
keskin bir eye area demek kadınların resmen önünüzde eğilip size tapmasına sebep olacak düşünceleri insanlara aşıladılar, sağ tarafta ki gibiysen bir hiçsin.

https://preview.redd.it/v5zt3a08iri51.jpg?width=640&format=pjpg&auto=webp&s=88a4f6080d4f1aaf2057558c140b2d6bffd11e95
o eski çağlardan binli, bin beş yüzlü yıllarda jawline, eye area ne kadar önemli olabilirdi ki 1.67 timur 1.62 napolyon, 1.52 büyük iskender bunları çok iyi olduğu için mi saygı duyuluyordu tabii ki hayır.


https://preview.redd.it/7saqrjbliri51.jpg?width=720&format=pjpg&auto=webp&s=51b2a15398498e3e534cae6fcc04ba5f4dd990e8
artık kadınlar böyle, güzellik kavramı bu şekilde görülüyor tumblr, instagram vsvs çok beğenilmek estetikli burun, piercing, dudak ve göz boyalı sırf marka kıyafetler bunlar harici olan kızlar bile 5/10 altı erkeğe bakmaz

https://preview.redd.it/59xts2sdjri51.jpg?width=398&format=pjpg&auto=webp&s=8df40ea3ff3cf5923b52bd17c39fd9a54ca7d5dd
evet bu adam kesinlikle dünya tarihini baştan yaratmış biridir, çok büyük düşünürdür ya da, insanlara yol gösterme konusunda bir dehadır eski çağdan kalma güzellik algısı için belkide vucudu çok iyidir, boyu çok uzundur, savaşlar yönetmiş, tablolar çizmiştir ama hayır bu adam bunların hiçbirini yapmadı sadece annesinin karnında çene kemiği önde burnu iyi saçı iyi genlere sahip olarak çıkmış ve 20 sene sonra bütün kızların yahudinin oyunu ile vajinalarını sulandıran bir kişiliğe bürünmüş ve tipi sayesinde her yerde saygınlık görüp para kazanmıştır.
submitted by alwaysiesta to turkincel [link] [comments]


2020.08.23 16:09 biajansnet Sıkça Sorulan Sorular ve Cevapları Dijital Reklam Ajansı


Sıkça Sorulan Sorular

Sıkça sorulan sorular için sayfayı aşağıya kaydır. Google’da insanların en çok sordukları soruları ele alarak cevap vermeye çalıştık. Biajans.NET olarak umarım sorularınıza yanıt olmayı başarmışızdır. Bu arada sorunuzun cevabı aşağıda yer almıyorsa bize mail atabilir yada Whatsapp üzerinden sorunuzu sorabilirsiniz.

WEBSİTEM YOK REKLAM VEREBİLİR MİYİM?

Evet verebilirsiniz. Reklam denildiğinde genellikle akla gelen Google Ads (Adwords) reklamları oluyor. Fakat reklamlar Google Adwords’den çok daha fazlası. Günümüzdeki teknoloji ile bugün sosyal medya üzerinden de reklam vermek mümkün. Eğer bu soruyu soruyorsanız muhtemelen websiteniz yoktur. Websitesi olmayanlara tavsiyem websitesi açmak yerine diğer reklam türleri ile başlamak olur. Örneğin; Facebook reklamları. Facebook büyük bir kitle ile reklam verebileceğiniz insanları demografik, yaş, cinsiyet, eğitim vs. gibi bir çok özelliğe göre kitlelere bölebileceğiniz, geniş bir reklam ağıdır. Üstelik Facebook reklam hesabınız üzerinden instagram içinde reklam verebilirsiniz. Sosyal medyada reklam hesabı oluşturup nasıl reklam verilir? Daha detaylı öğrenmek için aşağıdaki bağlantıları kontrol edebilirsiniz.
İnstagram’da nasıl reklam verilir? Facebook’da nasıl reklam verilir? Youtube’da nasıl reklam verilir?
Sıkça Sorulan Sorular: Websitem yok reklam verebilir miyim?

GOOGLE'DA ÜST SIRALARA ÇIKMAK İÇİN NE YAPILIR?

Aslında bu websiteniz üzerinde nasıl çalıştığınıza bağlı olarak değişiklilik gösterir. İnternet sitenizin öncelikle arama motorlarına uyumlu bir şekilde hazırlanması gerekir. Sitenize ziyaretçi gelmesini istiyorsanız önce arama motolarının websitenizi sevmesi gereklidir. Web siteniz doğrudan erişimin dışında diğer kaynaklardan da ulaşılabilir durumda olmalı. Örneğin; bir başka web sayfasından yönlendirme, sosyal medyada etkinlik, blog ile desteklemek, backlink ve site içi site dışı bir çok çalışma gerekir. Bunu sağlamak için Google web araçları etkin kullanılmalıdır.
Sıkça Sorulan Sorular: Google’da Üst sıralara çıkmak için ne yapılır?

GOOGLE'DA ARAMA SONÇLARINDA SİTEM GÖZÜKMÜYOR!

Sorunun birden fazla sebebi olduğunu hemen hemen herkes bilir. Başlıca sorunlardan birisi doğru yapılandırılamamış olmasından ve yetersiz kalmasından dolayı Google sizi indexleyemiyor olabilir. Web tasarımcılarının bir çoğunun bazen eksik yaptığı veya websitesinde eksik bıraktığı taraflar olur. Örneğin; sitenizin içeriklerini eksiksiz girse bile optimizasyonu yarım bırakabilir. Bunu sorgulayamazsınız çünkü Google optimizasyon işlemi uzmanlık ve bilgi gerektirir. Özetle bütçenize ve web tasarımcınızın profesyonelliğine kalmıştır.
Sıkça Sorulan Sorular: Google’da arama sonçlarında sitem gözükmüyor!

GOOGLE REKLAMLARI İÇİN WEB SİTENİZİN OLMASI GEREKİR Mİ?

Kendinize ait site oluşturmak istemiyorsanız, sosyal sayfalardaki ( Facebook, İnstagram gibi ) açacağınız tanıtım sayfaları yada e–ticaret hizmeti sunan kuruluşların bünyesinde oluşturacağınız dükkan bölümünüze ait linklerle bağlantılı reklam çalışması yapılabilir.
Bu süreçte sunacağınız ürün ya da hizmetlerin niteliklerini belirlemeli, ulaşmak istediğiniz hedef kitle ve reklam bütçenizi ayarlayarak, Google çalışma ortağı bir ajansla yola çıkmanız hedeflerinize çok daha hızlı ulaşmanızı sağlayacaktır.
Sıkça Sorulan Sorular: Google reklamları için web sitenizin olması gerekir mi?

FACEBOOK’TA REKLAM VERMEYE NASIL BAŞLANIR?

Facebook reklamlarına bir ajans yada kendiniz-kişisel olarak başlayabilirsiniz, biajans.net uzman ekibi ile büyük ve küçük her türlü işletmenin dijital pazarlama, reklam faaliyetlerini ve hesap yönetimini sağlamaktadır.
Facebook reklamlarına biajans ile veya firma içinde kişisel yönetimiyle başlamak için temel ihtiyaçlarınız şunlardır.
Facebook sayfanız olmadan reklam verilemez, eğer Facebook sayfanızı instagram hesabınıza da bağlarsanız Facebook üzerinden Instagram reklamlarını da yönetebilirsiniz.Facebook reklam hesabınızla kampanyalar oluşturabilir, reklam setleri ayarlayabilir ya da yeniden hedefleme reklamları açabilirsiniz.
Facebook ile sadece metin odaklı reklamlar verilememektedir, reklamlarınızın doğru çalışması için en az 1 fotografa ya da 1 videoya ihtiyacınız olacaktır.Biz Facebook reklamları için videoların kullanılmasını öneriyoruz, bu sayede reklamlarınızdan daha fazla verim ve istatistik elde edebilirsiniz.
Sektörünüz yada ürününüzle ilgili hedef kitleyi iyi tanımalısınız ve detaylı hedeflemelerde daraltmaları kullanarak daha iyi hedeflemeler yapmalısınız.
Amaçlar ve tanımlar iyi yapılmış olmalı, hedef kitlenizi iyi seçtikten sonra kampanya türünüzü en iyi şekilde ayarlamalısınız, trafik reklamları ile ilk öncelik satış olmayacaktır, aynı şekilde marka bilinirliği reklamları ile doğrudan bir trafik artışı beklenemez, hedef kitle ve firmanın reklam amacına göre reklam türünüzü iyi optimize etmelisiniz.
Facebook Pixel veri takip kodunun web sitenize entegre edip doğru çalışmasını sağlayarak tıklama başına maliyetler gibi parametrelerinizi takip edebilirsiniz.
Not: Bu konu hakkında daha fazla bilgi almak için Facebook Özel Kitleler Nasıl Ayarlanır? adlı yazımıza bakabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: Facebook’ta Reklam Vermeye Nasıl Başlanır?

İNSTAGRAM REKLAMLARINI NASIL VEREBİLİRİM?

İnstagram Reklamlarını Facebook üzerinden oluşturuyoruz. Başlamak için, Facebook’un reklam yöneticisi bölümüne gidin ve “oluştur ” seçeneğine tıklayın. Tabi bir Business hesabınızın olması gerekiyor.
Yapmanız gereken ilk şey, reklam verme amacınızı seçmektir. Reklam verme amacı, potansiyel müşterileriniz reklamınızı gördüğünde yapmasını istediğiniz eylemdir.
Ya da Sadece marka bilinirliğinin arttırılmasını mı istiyorsunuz ?
O zaman marka bilinirliği seçeneğini seçmelisiniz.
Satış mı yapmak istiyorsunuz ?
o zaman dönüşüm reklamları arasından bir seçenek seçmelisiniz.
Müşterilerinizin form mu doldurmasını istiyorsunuz ?
Yanında bir huni amblemi olan potansiyel müşteri bulma yani form reklamlarını seçmelisiniz.
Tam olarak hangi eylemleri yapmak istediğinizi düşünün ve bu hedefi reklam oluştururken seçin.
Daha detaylı bilgi edinmek için; İnstagram Reklamları isimli sayfamıza bir göz atın.
Sıkça Sorulan Sorular: İnstagram Reklamlarını nasıl verebilirim?

REKLAMLARIMIN GOOGLE’DA 1. SIRADA OLMASINI NASIL SAĞLAYABİLİRİM?

Ortalama olarak, arama sonuçlarının ilk sayfasında veya üst kısmında gösterilen reklamlar, diğer arama sonuçları sayfalarındaki reklamlara kıyasla çok daha fazla tıklama alır. Google Ads, reklamların bu değerli konumlarda gösterilmesini sağlamak için teklifleri belirlerken kullanabileceğiniz tıklama başına maliyet (TBM) teklif tahminleri sağlar.
Bu makalede ayrıca ilk sayfada görünme, sayfa üstünde görünme ve ilk konum teklifi tahminleri ve bunların nasıl bulunacağı açıklanmaktadır.

Teklif tahminleri hakkında

Bir arama sorgusu anahtar kelimenizle tam olarak eşleştiğinde reklamlarınızın arama sonuçlarının ilk sayfasında gösterilmesine yardımcı olmak için, Anahtar kelimeler sekmesinde 3 tür teklif tahmini vardır.
İlk sayfa teklifi tahmini: reklamın, arama sonuçlarının ilk sayfasında herhangi bir yerde gösterilmesi için belirlemeniz gereken tahmini teklif tutarıdır.
Sayfanın üstünde görünme teklifi tahmini: Reklamın, ilk sayfadaki arama sonuçlarının üstünde yer alan reklamlar arasında gösterilmesi için belirlemeniz gereken tahmini teklif tutarıdır.
İlk konum teklifi tahmini: Reklamınızın ilk reklam konumunda gösterilmesi için ayarlamanız gereken tahmini teklif tutarıdır.
Kaynak: Google Ads Yardım
GOOGLE’DA REKLAM VERMEK İSTEYENLER İÇİN 10 İPUCU
Sıkça Sorulan Sorular: Reklamlarımın Google’da 1. sırada olmasını nasıl sağlayabilirim?

GOOGLE’DA ÜST SIRALARA ÇIKMAK İÇİN SEO MU YOKSA GOOGLE ADWORDS MÜ?

Bu aslında sizin ne kadar aceleniz olmasına bağlı olarak tercih meselesidir. Yani kısaca anlatmak gerekirse, eğer yeni başlamış ve 1 yıl sonrası için bir satış yada hizmet planınız varsa bu 1 yıl için reklam vermeniz çok bir şey değiştirmez. 1 yıl boyunca SEO ile web sitenizi destekleyebilir ve sonrasında zamanı geldiğinde reklam verebilirsiniz.
Bir diğer yoldan siteniz aktif ve hizmet veren bir web sitesiyse ve organik aramalarda google’da çok gerilerdeyseniz potansiyel müşterileriniz size ulaşamaz. İşte burada da Adwords devreye giriyor. Yani SEO yapılmamış bir sitenin alt yapısı çok sağlam olmadığından senelerce hizmet vermiş olsun yinede google’da 1.sayfaya gelemez böyle bir durumda reklam vermek en mantıklı yoldur.
Bir diğeri ise ikisi bir arada, yani hem SEO hemde Adwords ile ilerlemek. Bu en çok önerdiğim yoldur. Çünkü Google’da reklam verirken bile, örneğin seçtiğiniz anahtar kelimeler bile sayfanızda yer almıyorsa kalite puanınız düşer. Yine aynı zamanda doğru açılış sayfalarınız yoksa seçtiğiniz anahtar kelimeyi mecburen aanasayfaya yada en yakın olan bir sayfaya yönlendireceksiniz ve buda adwords için alakasız olacaktır, kalite puanınız düşecektir. Bu arada Adwords’de kalite puanının düşük olması rakiplerinizden daha fazla para harcayarak reklam vermeniz anlamına gelir.
Ayrıca her zaman reklam verecek bir bütçeniz olmayabilir. Haftanın 3 günü reklam verdiğinizi düşünürsek geriye kalan 4 gün Google’da kaybolucaksınız. Yani görünmeyeceksiniz. Tabi SEO’nuz yoksa!
Konuyu daha kapsamlı anlattığım yazımalarıma bir göz atmanızı tavsiye ederim.
Google’da Reklam Vermek İsteyenler İçin 10 İpucu SEO Anahtar Kelimeler Nelerdir? Sayfa İndirme Hızı Neden Önemli?
Sıkça Sorulan Sorular: Google’da üst sıralara çıkmak için SEO mu yoksa google Adwords mü?

WEB SİTEM KAÇ GÜNDE HAZIR OLUR ?

Web sitem kaç günde hazır olur? Web sitesi yaptırırken neler istediğinize bağlı olarak bu süre değişir. Örneğin tek seferlik bir site kurulumu (Sadece site kurulumu ve içerikleri girme) ortalama max 7-8 gün sürer. Fakat siteye SEO yapılacak mı? Reklam hesapları kurulacak mı? Sosyal medya hesap kurulumu-paylaşım planlama-yönetimi, backlink özel tasarım, Logo, Kurumsal kimlik oluşturma gibi bir çok şey sitenin yapılma süresini uzatır. Örneğin bir SEO yaptırmak istediğinizde aslında yukarıdaki her şeyi istemiş oluyorsunuz. Ve SEO en kısa süre olarak 6 ayda tamamlanıyor.
Peki 6 ay boyunca site kullanılmayacak mı? Tabiki kullanılacak site 1 hafta içinde kullanıma açılıyor. Sadece Google’da değerli bir konuma gelmesi, yani potansiyel müşterilerin sizi görebilmesi en az 6 ay sürüyor.
Yani kısacası düz bir sitenin tamamlanması en geç 7 gün sürer diyerek sorumuzu yanıtlamış olalım.
Sıkça Sorulan Sorular: Web sitem kaç günde hazır olur ?

İNSTAGRAM REKLAM FİYATLARI NEDİR?

İnstagram reklam fiyatları talepleriniz ve rekabetinize göre değişiklik gösterir. Bu sizin ne kadar rekabete gireceğiniz ve ne kadar kişiye gösterim yapacağınıza bağlı olarak değişir. İnstagramda reklam verirken belirleyeceğiniz tarihler yine bu fiyatı değiştirir. Yada süresiz yayınlamak gibi.
Mesela bir reklam oluşturup günlük 50 tl bütçe vererek ve süresiz yayınla diyerek reklamınızı oluşturdunuz. Bu reklam 50 tl günlük olarak her gün yayınlanacaksa aylık sizin reklam bütçeniz 1550 TL olur. Bunu aylık değilde sadece hafta sonları yayınlamak haftalık 100 TL harcamanızı sağlar. Tabi bunun yanı sıra verdiğiniz rakam karşılığında gösterim sayınızda düşü yada artış olabilir.
Google ads’de olduğu gibi Sosyal medya reklamlarında da gösterim başına ücret ve rekabet vardır. Doğru kitleyi seçmediğiniz taktirde belirlediğiniz rakamı harcarsınız fakat sitenize tıklama yada telefonunuza arama alamazsınız. Buda sizi zarar ettir.
Eğer instagram’da reklam vermek istiyor ve reklam konusunda tecrübesizseniz kendi başınıza vermemenizi bir uzman ile çalışmanızı tavsiye ederim.
İnstagram Reklamları sayfamızı inceleyerek daha fazla bilgi edinebilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: İnstagram Reklam Fiyatları nedir?

REKLAM VERMEK İÇİN NE YAPMALI?

Reklam vermeden önce karar vermeniz gerekiyor. Peki neye?
Tabiki reklamı nerede vereceğinize. Gogole Adwords’de mi? Yoksa sosyal medyada mı?
Buna karar verdikten sonra ise gerekli kaynaklara sahipmisiniz? Websiteniz varmı? Reklam vermeye müsait sayfalar var mı? Yada Sosyal medya hesap profillerimin durumu ne?
Reklam vermek kolay gözükebilir ama bir çok etken verdiğiniz reklamın kalitesiz olmasını sağlayabilir. Örneğin Adwords’de bir reklama çıktınız Ads’de ki anahtar kelimelerinizin web sitenizde olmaması kalite puanınızı düşürür. Ve kalite puanınızın düşmesi, rakiplerinizden daha fazla para harcayarak aynı yerde bulunmanızı sağlar. Öte yandan insanlar reklama tıkladıktan sonra açılan bir sitenin görünümüne açılma hızına bakarlar doğru sayfada olup olmamaları müşterilerinizin kararlarını değiştirir. Örneğin geç açılan bir site için potansiyel müşterileriniz beklemez zaman onlar için olduğu gibi hepimiz için önemlidir ve internette hızlı gezinebildiğimiz bir zamanda sitenizin yavaş açılmasına kim sabredebilir ki?
Yukarıda anlattığım bir kaç benzetme reklam vermeden önce düşünmeniz gerekenlerdi. Şimdi “Reklam vermek için ne yapmalı?” sorusuna gelelim..
Diyelim ki reklam vermek için hazırsınız. Ve kararlısınız.
Reklam vermek için bir uzman ile çalışmanız gerekiyor. Eğer bu konuda tecrübeniz yoksa büyük geri dönülmez hatalara sebebiyet verebilirsiniz. Reklamı kendiniz vermek istiyorsanız eğer, bununla ilgili makaleler okuyup videolar izlemeniz gerekiyor. Hatta kursa giderek bir sertifikasyon programına girmeniz gerekli bunu bir meslek haline getirmeniz gerekiyor.
Ve sonrasında da yapmakta olduğunuz hale hazırda ki işinizi bırakabilirsiniz artık reklam uzmanısınız. 🙂
İşin espirisi bir kenara insanlar reklam için bir uzman kiralamak yada bir ajans ile çalışmayarak reklamı küçümseyip bende yapabilirim diyor. Ve yapıyor’da fakat yapabildiği tek şey videolarda izlediği gibi bir reklam kampanyası oluşturmak. Fakat reklam bütçesi eksilirken müşterisi reklamdan gelmiyor.
Genel bir istatistiğe göre küçük işletmelerin %67 si önce reklamı kendi veriyor ve sonrasında bir ajans ile çalışmaya başlıyor.
Sıkça Sorulan Sorular: Reklam vermek için ne yapmalı?

NASIL İLK SAYFADA ÇIKABİLİRİM?

İlk sayfaya çıkabilmenizin bir den fazla yolu vardır. Sitenizin google’ın istediği gibi yayınlanması bunların en başında geliyor. Bu çok kapsamlı ve detaya giren bir konu. Örnek vermek gerekirse, İlk sayfaya çıkmanızı sağlayacak en önemli olay SEO’dur. SEO olan bir sitesi doğru seo yapılmasıyla birlikte zamanla ilk sayfaya çıkabilir.
Bir diğer yol ise Google Ads ile ilk sayfaya reklam olarak çıkabilirsiniz. Bu SEO’ya göre daha az zaman içinde 1 sayfaya çıkmanızı sağlar. Fakat reklam bütçenizin bitmesi ile 1 sayfada kalma sürenizde dolar.
Bu sebepten en iyi yol SEO ile 1 sayfaya çıkmaktır.
Dilerseniz aşağıda ki bağlantılara tıklayarak konuyla alakalı içeriklerimizi inceleyebilirsiniz.
Google’da Reklam Vermek İsteyenler için 10 İpucu Dijital Reklam Ajansı Nedir? Seo Anahtar Kelimeler Nedir?
Sıkça Sorulan Sorular: Nasıl İlk Sayfada Çıkabilirim?

WEB TASARIM NEDİR?

Web tasarımı, web sitesinin arama motorlarında erişilebilirliğini sağlayan, ana hatları ile kişi ve kurumları, ürün ve hizmetleri tanıtan grafik ve metinlerin bir araya geldiği kaliteli bir çalışmadır. Web tasarım nedir? denildiğinde kısaca kişi ve kurumların dijital ortamda görünen yüzü denilebilir.
Sıkça Sorulan Sorular: Web Tasarım Nedir?

GOOGLE ADWORDS NEDİR?

İnsanlar Google’a bir çok şey sorarlar.. Örneğin; Google Adwords nedir? yada Çengelköy’de Pizza gibi aramalar yaparlar. Bu kelimelere reklam verdiğinizde ise bu soruyu soran kullanıcının karşısına, reklamınız sayesinde sizin siteniz gösterilir. Anahtar kelimeler örnekti. Bunu kendi sektörünüz kendi hizmetlerinize göre değişen anahtar kelimeler ile kendinize göre ayarlayabilirsiniz. Örneğin bir rent a car hizmeti veriyorsanız ve üsküdar’da hizmet veriyorsanızı reklam Adwords’de reklam verirken “Üsküdar’da araç kiralama” anahtar kelimesini eklediğinizde google bu kelimeyi yazan üsküdarda araç kiralama arayan kullanıcılara reklamınız gösterilir.
Yani kısacası, Google Adwords, Google aramalarda ve haritalarda işletmenizin sunduğu ürün veya hizmetlerin kullanıcılara daha kolay ulaşabilmesini sağlayan bir internet reklamcılığı sistemdir.
Sıkça Sorulan Sorular: Google Adwords Nedir?

WEB TASARIM NEDEN ÖNEMLİDİR?

Web tasarım önemlidir. Çünkü düzgün ve kaliteli tasarlanmış bir web sitesi kullanıcıların gözünden bakıldığında zaman geçirmek için kayda değerdir. Ayrıca web tasarımı sadece kullanıcı açısından değil google içinde çok önemlidir. Sitenize puan verir ve index değerinizi hızlandırır. Doğru yapılmış bir tasarım ile hem masaüstü bilgisayarlarda hemde telefon, tablet gibi diğer mobil cihazlarda duyarlı çalışır.
Yani aslında web tasarım yaparak markanızı kullanıcılara ve Google kimlik olarak imaj olarak algılattırır.
Sıkça Sorulan Sorular: Web Tasarım Neden Önemlidir?

RESPONSİVE TASARIM NEDİR?

Responsive duyarlı anlamına gelmektedir. Yani kısacası web sayfanızın bilgisayarlardaki görüntüsünün bozulmadan tablet, telefon gibi mobil cihazlarda da aynı kalitede ufaltılmış duyarlı halidir.
Sıkça Sorulan Sorular: Responsive Tasarım Nedir?

SEO'NUN FAYDALARI NELERDİR?

Aslında bu soru çok genel ve uzun cevaplara dayanıyor. Fakat kısaca anlatmak gerekirse Seo 7/24 ücretsiz reklam vermek gibidir.
Google ads ile reklam vererek 1. sayfa da yer alabilirsiniz. Ama bunun için ödeme yapmanız gerekmektedir.
Fakat SEO ile hazırlanmış veb sitesi çalışma yaptığınız anahtar kelimelerde Google’da 1. sayfada ücretsiz ve kesintisiz olarak gösterilirsiniz.
Tabi SEO uzun vadede devamlılık gerektiren bir yoldur. Minimum 6 ay seo çalışması ile belirlenen çalışılmış kelimelerde yükselirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: SEO’nun faydaları nelerdir?

SOSYAL MEDYA YÖNETİMİ NEDİR?

Sosyal medya yönetimi; Dijital ortamda sayfa ve hesapların kullanılırken bunun nasıl olması gerektiğini, nasıl yollar izleneceğini, herhangi bir durum karşısında hangi yöntemlere başvurulacağını, marka tanıtım ve yönetimlerinin nasıl olması gerektiğini ve tüm bunların düzenli ve uyumlu bir şekilde yönetilmesine verilen addır. Sosyal medyanın günümüzde sahip olduğu yer çok güçlüdür.
Hedef kitle belirleme sosyal medya yönetimin en önemli noktalarındandır. Yaş aralığı, cinsiyet, ilgi alanları belirlenen kitlenin bilinmesi gereken unsurlarındandır. Hedef kitlenin ilgisini çekmek adına anket yapılabilir. Ve hatta özel günlerde verilen hediyelerle birçok kişi çekilebilir.
Sıkça Sorulan Sorular: Sosyal Medya Yönetimi Nedir?

MOBİL SEO NEDİR?

Mobil SEO sitenizin iç seo ayarlarını yapmanız gibi mobilede de etki edeceğini bilmelisiniz.
Eğer web sitenizi zaten arama motorları için optimize ettiyseniz, mobil SEO çalışmaları için çok da yorulmayacaksınız diyebiliriz.
Bir mobil sitenin dizaynı, kullanıcılar ve arama motoru botları için çok önemlidir. Mobil dizayn ile ilgili yapılması gerekenler:

Responsive Tasarım mı, Ayrı Mobil Site mi?

Web siteniz Mobil uyumlu değilse, vermeniz gereken en önemli karar: Mobil sitenizin; responsive mi, dinamik mi yoksa ayrı mobil site mi olacağıdır.
Sıkça Sorulan Sorular: Mobil SEO Nedir?

ORGANİK ARAMA NEDİR?

Sitenize SEO uyguladığınızda reklam vermeden google aramalarda potansiyel müşterileriniz tarafından bulunmanızı sağlayan aramaya verilen isim Organik Aramadır.
Organik aramalarda yani reklamsız ücretsiz googleda arandığınızda bulunabilmeniz SEO ile mümkündür.
Sıkça Sorulan Sorular: Organik Arama Nedir?

GOOGLE REKLAMLARI İÇİN ANAHTAR KELİME NEDİR?

Google reklamları için anahtar kelimeler sektörel olarak değişir. Her sektör için farklı anahtar kelimeler kullanılır. Örneğin bir ayakkabı satıcısının anahtar kelimeleri ile araba kiralama firmasının anahtar kelimeleri ortak değildir. Sektöre göre değişiklik göstermektedir.
Anahtar kelimelerinizi ayarlarken bu kelimeleri reklamlarda kullanmadan önce sitenizde de yer aldığına dikkat edin.
Sıkça Sorulan Sorular: Google reklamları için anahtar kelime nedir?

NEDEN İNSTAGRAM REKLAMLARI?

İnstagram reklamları google reklamları (Google Ads) farkı tamamen sizin yaptığınız işe bağlıdır. İnstagramda ki kullanıcı kitlesi sizin potansiyel müşteriniz olabilir. Yada Google aramalarda ki. Bu tamamen sizin verdiğiniz hizmetle ilgilidir.
Örneğin; Sizin kitleniz gençlerden oluşan ve sadece erkekleri baz alabileceğiniz bir kitle var. Ve bu kitleye Yüzme etkinliği yapıyorsunuz. Bunu adwords’de yapmanız daha zor ve uğraş gerektirir. Fakat instagram üzerinden bu genç kitleye görseller ile yada video ile bir reklam paylaşarak daha kısa ve net bir şekilde ulaşabilirsiniz.
Fakat dediğim gibi bu kitleye adwords’de de ulaşabilirsiniz. Bu tercih meselesidir. Fakat bazı durumlarda adwords bazen instagram ve hatta bazen kitlenizin facebook’da olduğunu görebilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: Neden İnstagram Reklamları?

FACEBOOK REKLAM MODELLERİ

Facebook size reklam verme amacınıza uygun modeller sunar. Bu reklam modelleri temelde şöyledir;
1) İnternet Sitesi Tıklamaları
2) İnternet Sitesi Dönüşümlerini Artırma
3) Sayfa Tanıtımını Yapma
4) Gönderileri Öne Çıkarma
5) Uygulama Yüklenmesini Sağlama
6) Uygulama Etkileşimini Artırma
7) İşletmenizin Yakınındaki Kişilere Erişme
8) Etkinlik Katılımını Artırma
9) İnsanların Teklifinizi Almasını Sağlama
10) Video görüntülemeleri
Sıkça Sorulan Sorular: Facebook Reklam Modelleri

FACEBOOK REKLAMLARI ETKİLİ Mİ?

Bu soruyu yanıtlamadan önce Facebook’un kullanım oranlarına dair kısa bir bilgi verelim. Facebook, son rapora göre toplamda aylık 2,13 milyar kullanıcıya sahip. 7,6 milyar olan dünya nüfusu göz önünde bulundurulduğunda her 3-4 kişiden birinin aktif olarak Facebook kullandığını söyleyebiliriz. Üstelik Facebook’ta hemen hemen her kesimden kullanıcı bulunuyor. Her yaştan, cinsiyetten ve meslekten kullanıcının yer aldığı Facebook’ta bu kadar çok kullanıcının olması da markaları bu kanaldan reklam yayınlamaya yönlendirdi.
Öncelikle yeni kurulan bir markanız varsa veya Facebook’ta yeni bir sayfa açtıysanız reklam çalışması oluşturmalısınız. Çünkü Facebook’un algoritması değişti. Yeni algoritmaya göre Haber Kaynağı’nda yani ana sayfada kişisel Facebook hesaplarının paylaşımları yer alacak. Bu sebeple markaların işletme sayfalarında gönderi paylaşmaları yeterli değil. Kendilerini ön plana çıkarabilmek, kullanıcıların görmesini sağlamak için reklam yayınlamak şart. Üstelik yeni kurulan bir Facebook hesabı için sayfa beğeni reklamı açılmalıdır. Mevcut takipçisi olmayan veya az olan işletme sayfalarının etkili olabilmesi de oldukça zor.
Daha fazla bilgi edinmek için Facebook Özel Kitleler Nasıl Ayarlanır? isimli yazımızı da okumanızı tavsiye ederiz.
Sıkça Sorulan Sorular: Facebook Reklamları Etkili mi?
Biajans Reklam Ajansı olarak güçlü ve deneyimli bir ekibe sahip dijital reklam ajansıyız. Reklam hesaplarının yönetimi dışında Google Ads, SEO, Web Tasarım, Video Prodüksiyon, İnstagram Reklamları, Facebook Reklamları ve Youtube Reklamları için de bize ulaşabilirsiniz. Sitenizi ücretsiz olarak analiz etmek için bize bilgilerinizi bırakın.
Daha fazla bilgi için; https://biajans.net/sikca-sorulan-sorula
Daha fazla sormak istediğiniz soru varsa

Bizimle Konuşmaktan Çekinmeyin

Tek seferlik Ads Kampanyası oluşturmak mı istiyorsun? Yoksa reklam hesabının aylık yönetilmesini mi? Eğer hala karar veremediysen bizimle iletişime geç birlikte karar verelim.
Bunlardan birine ihtiyacın olabilir; Web Tasarım, SEO, Sosyal medya reklamları veya Logo tasarımı. Aşağıdaki E-posta hesabına mail atabilir yada direk arayabilirsin.
Email [[email protected]](mailto:[email protected])
Call Now! +90 530 460 6357
submitted by biajansnet to u/biajansnet [link] [comments]


2020.08.16 11:07 bmedya En Güvenilir Bahis Sitesi (Güncel)

En Güvenilir Bahis Sitesi (Güncel)
Teknolojik çağda bulunmamızın bir getirisi olarak artık internet camiasında neredeyse tüm ihtiyaçlarımızı giderebiliyoruz. Sanal dünya kumarhaneleri de, bahis oyunları meraklılarını tatmin etmek adına internet üzerinde yer edinmiş durumda. Artık sanal dünyada yer almakta olan bahis platformları normal kumarhanelere kıyasla çok daha fazla oyun seçeneğine ve yüksek bahis oranlarıyla kazandırma potansiyeline sahip.
Hal böyle olunca da bahis oyuncuları sanal bahis sitelerinde oyun oynamak ve paralarını daha kolay yoldan yükseltmeyi hedefliyor. Elbette internet üzerinde yer alan sayısız bahis sitesinin her birine güvenmek imkansız. Bu yüzden bahis oyuncuları hangi bahis sitelerinin güvenilir olduğuna dair çeşitli araştırmalar yapıyor. Böylelikle kullanıcılar, herhangi bir mağduriyet durumunun önüne geçiyor ve bahis sitelerinin avantajları hakkında bilgi ediniyor.

Bahis Sitelerini Güvenilir Yapan Ne?

Bir bahis sitesinin güvenilirliği birkaç başlık altında inceleniyor. Bu başlıklar sitenin lisans bilgilerinin şeffaflığı, para çekme ve para yatırma seçeneklerinde sağladığı kolaylıklar, şikayetler ve kullanıcı yorumları, canlı destek özelliğinin bulunması şeklinde sıralandırılabilir.
Bu başlıkları daha da açmak gerekirse;

1) Lisans Bilgileri

Bir bahis sitesinin güvenilirliğini tespit etmedeki ilk araç lisans bilgileridir. Güncel bir oyun lisansına sahip olan ve lisans bilgilerini şeffaf bir şekilde internet sitesinde sergileyen bahis sitelerinin güvenilir oldukları söylenilebilir.

2) Para Yatırma ve Para Çekme

Bahis sitesinin güvenilirliğine emin olmadaki ikinci adım para yatırma ve para çekme özelliklerinde sağladığı kolaylıklardır. Herkes tarafından bilinen EFT/Havale, Bitcoin, Papara gibi ödeme yöntemlerinin kullanılabildiği bahis siteleri daha güvenilir olma izlenimi göstermektedir. Buna ek olarak sitenin ödeme ve para çekme fonksiyonlarının 7/24 sürekli açık olduğuna dikkat edilmesi gerekir. Böylelikle kullanıcı, oyun bakiyesi ile istediği zaman işlem gerçekleştirebilir.

3) Kullanıcı Yorumları ve Site Şikayetleri

Kişinin, aklındaki soru işaretlerinden kurtulmasının bir diğer yolu da siteyi daha öncesinde kullanmış kullanıcılarının yorumlarını araştırmaktır. Bu yorumlara ulaşmak için tarayıcınıza sözü edilen bahis sitesinin adını aratabilir ve incelemelerinizi yapabilirsiniz. Hakkında hiç şikayet bulunmayan veya bulunsa dahi yalnızca tek tük olumsuz yorumlara ulaşılabilen bahis siteleri için güvenilir oldukları söylenilebilir.

4) Canlı Destek

Sitenin güvenilir bir site olduğunu söylemek için son adım canlı destek özelliği. Kullanıcıların, diledikleri zaman canlı destek özelliğine başvurabilmesi ve karşılaştıkları problemlerde yardım alabilmesi büyük bir ayrıcalık. Bu sayede karşılaştığınız problemleri çözüme ulaştırabiliyor ve oyunlarınızı oynamaya devam edebiliyorsunuz.
Kullanıcılar bütün başlıklar hakkında olumlu sonuçlarla karşılaşıyorsa bahis sitesinin güvenilir olduğuna dair kanaat getirilebilir. Bu tür sitelerde gönül rahatlığıyla bahis kuponları oluşturabilir, oyunlar oynayabilir ve oyunlar aracılığıyla kazandığınız parayı kişisel cüzdanlarınıza aktarabilirsiniz.

En Güvenilir Bahis Sitesi Hangisi?

Birçok bahis oyuncusu sanal dünya kumarhaneleri arasında araştırma yaparken Lavivabet ismiyle karşılaşmıştır. 1980 yılında bahis sektöründe hizmetine başlayan Lavivabet, 2018 yılında çevrimiçi bir bahis platformu haline gelmiş ve böylelikle hizmetlerini daha üst seviyelere taşımıştır.

Lavivabet
Siteye Git
Birçok profesyonel bahis oyuncusunun bildiği üzere oldukça köklü bir geçmişe sahip olan bu site, internet camiasına adım attığından beri büyük dikkat çekmeyi başarmıştır. Lavivabet devasa bir oyun arşivine ve kaliteli bir alt yapıya sahip. Sahip olduğu içerikle ve yüksek kazandırma potansiyeliyle Lavivabet birçok kişinin favorisi. Birçok açıdan kullanıcıyı rahatlatan Lavivabet, sürekli denetleniyor ve herhangi bir problemin oluşması engelleniyor. Tüm koşullar da kontrol edildiğinde Lavivabet'in en güvenilir bahis sitesi olduğu çıkarımı yapılabiliyor.

Neden Lavivabet En Güvenilir Bahis Sitesi?

Lavivabet oldukça heybetli bir geçmişe sahip olmasının yanı sıra kullanıcılarına, son derece yüksek teknoloji ile hizmet vermekte. Ayrıca sürekli olarak aktif bir şekilde denetleme gerçekleştiren arka plan ekibi bulunuyor. Bu sayede oyunlarda hatalara veya benzeri problemlere rastlanmıyor. Bununla birlikte Lavivabet, güvenilir bahis sitesi özelliklerinin her birini fazlasıyla karşılıyor. Lavivabet sitesini incelemek gerekirse:

1) Lavivabet Lisans Bilgileri

Lavivabet kurulduğu günden bu yana Curaçao konsolosluğu tarafından verilen oyun lisansıyla ve kumar oyunları oynatma ruhsatıyla hizmet vermekte. Tüm bilgilerini en şeffaf haliyle sayfasında paylaşan ve kullanıcıların lisans belgesini denetlemelerine fırsat tanıyan Lavivabet, kullanıcının güvenini kazanmayı başarıyor.

2) Ödeme Ve Para Çekme Kolaylığı

Lavivabet, kullanıcıların rahat edebilmesi ve geniş tercih seçeneklerine sahip olması açısından birçok ödeme yöntemine sahip. Lavivabet bahis platformu, havale, EFT, Cepbank, kripto paralar, EcoPayz, hızlı QR kod gibi birçok bilindik ödeme yöntemini de bünyesinde barındırıyor. Kullanıcılar, tüm gün açık olan site sunucuları sayesinde diledikleri zaman para yatırma ve para çekme işlemlerini gerçekleştirebiliyor ve talep edilen işlemler, seçilen ödeme yöntemine bağlı olarak kısa süreler içerisinde gerçekleştiriliyor.

3) Yorumlar Ve Şikayetler

Lavivabet hakkındaki şikayetler ve kullanıcı yorumlarına tarayıcınız aracılığıyla ulaşabiliyorsunuz. Lavivabet, internet üzerinde tek tük şikayetlere sahip olsa da bu problemlerin çözüme kavuşturulduğu görülebiliyor. Bu denli devasa bir oyuncu kitlesine sahip olan Lavivabet'in kullanıcı yorumlarının büyük çoğunluğunun olumlu olması da sitenin güvenilirliğini pekiştiriyor.

4) Canlı Destek Özelliği

Lavivabet Türkçe canlı destek özelliği bulunan nadir bahis sitelerinden birisi. Böylelikle karşılaştığınız problemleri kolaylıkla izah edebilme ve çözüm üretme şansınız oluyor. Kesintisiz 7 gün 24 saat canlı desteğe başvurabiliyor ve Lavivabet'in profesyonel ekiplerince destek alabiliyorsunuz.
Tüm bu özellikler köklü bir bahis sitesi olan Lavivabet'in güvenilirliğine bir artı olarak ekleniyor. Oyuncular gönül rahatlığıyla oyun oynayarak ve bahis yaparak bakiyelerini yükseltebiliyor, diledikleri zaman da kazançlarını kişisel hesaplarına aktarabiliyorlar.

Üyeler Ne Düşünüyor?

Kurulduğu günden bu yana bahis oyuncularını cezbetmeyi ve bünyesine eklemeyi başarmış olan Lavivabet, en yeni bahis oyunlarını da sitenin devasa oyun arşivine ekleyerek heyecanı yükseltiyor. Her geçen gün daha fazla oyuncuyu sitesine katmayı başaran Lavivabet'te kullanıcılar memnun kalma izlenimi gösteriyor.
Site kullanıcıları, oluşturulan güvenli ortamda rahatlık içerisinde bahis kuponları oluşturarak kazançlarını katlayabiliyor ve sitenin bonuslarından da faydalanarak bakiyelerini tavan değerlerine ulaştırabiliyor. Bu sayede bahis oyuncuları, yalnızca bahis kuponları oluşturarak kendilerine bir ek gelir oluşturabiliyorlar.
submitted by bmedya to u/bmedya [link] [comments]


2020.06.15 13:48 karanotlar Vebayı Camus'nün felsefesiyle alt etmek

YİĞİT BENER
Albert Camus’nün Veba’sı, hem salgınla mücadeleyi hem de alegorik olarak faşizme karşı direnişi odağına alan çok katmanlı bir roman: Farklı bir gözle yeniden okunmayı denemeli…
Corona günlerinde tüm dünyada en çok okunan ve yorumlanan kitaplardan biri kuşkusuz Albert Camus’nün 1947 tarihinde yayımlanan romanı Veba.
Türkçede ilk kez geçtiğimiz Nisan ayında Artı Gerçek’te yayımlanan ve Camus’nün muhtemelen 1941’de – yani Veba’nın yayımlanmasından altı yıl önce- yazdığı Vebayla Boğuşan Hekimlere Tavsiyeler adlı metin, Veba’nın yeniden okunmasına zenginlik katacak birkaç kilit cümle içeriyor.
Bunlardan ilki, böyle bir dönemde kimsenin paçayı sıyıramayacağını, fildişi kulesine çekilemeyeceğini vurgulayan bir uyarı: “Vebanın hüküm sürdüğü bir ülkede hiç kimse hastalık bulaşmış bir nesneye dokunmadan edemez.”
Asıl püf noktası ise, ölümle baş etmenin önemi vurgulayan paragrafın ardından gelen şu cümle: “Size bir felsefe lazım.”
Başka bir deyişle, Camus bu mücadelede tıbbi bilginin, ilaçların, hekimlerin gayretinin tek başına yeterli olmayacağını düşünerek bir genel çerçeve, bir “mücadele felsefesi” öneriyor ve bu felsefenin ana hatlarını şu cümlelerde özetliyor:
“Her şeyden önce, asla korkmamalısınız. (…) Netice itibariyle korku insanı hastalığın etkisine açık hale getirir.” “Bu hastalığa veba adı verildiğinden bu yana hep olduğu üzere insanların sinek gibi ölmelerine asla, ama asla alışmamalısınız”. “Diğerlerini tedavi etmeyi reddedenlerin yapayalnız, kendini feda edenlerin ise topluca öldüğü; doyumun doğal sonucuna eremediği; liyakatin düzeninin bozulduğu; mezarlıkların dibinde dans edilen; hastalık bulaştırmamak için sevgilinizi kendinizden uzaklaştırdığınız; cinayet suçunun asla cani tarafından üstlenilmediği ve bir korku anının şaşkınlığında tayin ettiğimiz günah keçisi bir hayvana yüklendiği bu korkunç kargaşaya yönelik isyanınız asla dinmeyecek”. “En kadim ayinler kadar köhne olan dinin hizmetine girmeyeceksiniz. (…) Velev ki o din bize gökten inmiş olsun, o zaman da göğün adil davranmadığını söyleriz.” “Gün gelecek, herkesin korkusunun ve acısının sizde uyandırdığı tiksintiyi haykırmak isteyeceksiniz. İşte o gün, benim size önerebileceğim çareler de tükenmiş olacak…”
Yazarın birçok söyleşisinde açıkça belirttiği gibi, Veba dar anlamda salgınla mücadeleyi ele alan bir roman değil, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı dönemine denk düşen yazım sürecine damgasını vuran faşizme karşı direnişin bir alegorisi. (dolayısıyla faşizme karşı mücadelede de militan gücün, eylemlerin, silahların yetmeyeceğini, bir felsefe gerektiğini düşünüyor)
Veba’nın güncelliğinin katmerli olmasını sağlayan, romanın bu çoğul katmanlı yapısı olsa gerek.
Bu da bize Veba’yı iki ayrı ana eksende ele almaya götürüyor. İlki, romanın hemen tüm salgın/afet/savaş/toplu felaket anlatılarına ortak olan yönleriyle, ikincisi Camus’nün özgün katkısı olan felsefesi ışığında. Bu ikinci eksende bundan belki bir ölçüde bağımsız olarak yine Camus’ye özgü yan açılımlara ayrıca değinebiliriz.
Camus, romanın “bireysel anlatı”yla “kolektif anlatı” şeklinde ayrıştırabileceğimiz ikili bir anlatım tekniğine sahip olduğunu açıklıyor bir söyleşisinde.
Bunun da roman içindeki beş ayrı bölüme denk düştüğünü belirtiyor: hastalık öncesi bireysel yaşam (bireysel anlatı); ilk hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasıyla bireyle toplumsalın yollarının kesişmesi (bireysel ve kolektif anlatı); hastalık sürece tam hâkim olduğu andan itibaren her şeyin iç içe geçip bir “alaşıma” dönüşmesi (salt kolektif anlatı); hastalığın gerilemesiyle bireyle toplumsalın yeniden ayrışmaya başlaması (bireysel ve kolektif anlatı); sonrasında yeniden bireyselin öne çıkması (bireysel anlatı).
YAS SÜRECİ
Bir farklı yaklaşım, romanı, salgının kesinleşmesi ve kentin karantinaya alınmasıyla başlayan bir yas sürecinin (yani olağan yaşamın sona ermesinin yasının) aşamalarına koşut olarak ele almak olabilir.
Aslında Covid salgını dahil birçok toplumsal felakette ve bunları konu alan roman ve filmlerde bu aşamaların (inkâr, öfke, pazarlık, çöküntü, kabullenme) izini sürmek mümkün.
Şok / İnkâr / İnanamamak
“Vebalar da savaşlar da insanı hazırlıksız yakalarlar.”
Yazar, salgınla savaşlar arasında bir benzetmeye giderek, kendi başına gelmedikçe insanların felaketlerin gerçekten mümkün olduğuna inanmakta güçlük çektiklerini vurguluyor:
“Bundan böyle yurttaşlarımız bir şeyin farkına varıyorlardı: küçük kentimizin farelerin güneşte ölmesi ve kapıcıların tuhaf hastalıklardan yaşamlarını yitirmesi için belirlenmiş bir yer olabileceği asla düşünmemişlerdi”. (…) “Bir savaş patladığında insanlar, ‘Uzun sürmez bu, çok aptalca’ derler. Ve kuşkusuz bir savaş çok aptalcadır, ancak bu onun uzun sürmesini engellemez. Budalalık hep direnir.”
Bu aşamada insanlar ne kadar kırılgan olduklarını idrak ediyorlar. Tıpkı kentin kapıları kapanınca, uzun süreli bir ayrılığa hazır olmayan eşlerin, sevgililerin, aile fertlerinin bir anda -vedalaşma fırsatı dahi bulamadan- ayrı düşmeleri örneğinde olduğu gibi.
Öfke
Hastalık gerçeği artık inkâr edilemez şekilde kendini dayattığında, şaşkınlık ve inkâr yerini öfkeye ve bu öfkenin yönelebileceği bir sorumlu arayışına bırakıyor: Hastalığın ortaya çıkmasına neden olan bir günah keçisi ve/veya bu süreci iyi yönetemediği için yaşanan sıkıntılara yol açmakla suçlanacak idari bir sorumlu.
Romanda bunun tipik örneği, apartmanda fare ölülerinin çoğalmasına karşın inatla “bizde fare yok, dışarıdan birileri getirmiş besbelli” diyen kapıcının yaklaşımıdır.
Zaten salgınlarda “olağan suçlu” konumundaki belirli azınlıkların (örneğin Yahudilerin, Çingenelerin, “cadıların”, vb) ya da kırılgan başka toplumsal kesimlerin hastalığın yaygınlaşmasından sorumlu tutulması ve nefret nesnesine dönüşmesi sık rastlanan bir olgu değil midir? AİDS salgınında eşcinseller, Sars salgınında topluca katledilen Misk kedileri, Covid salgınında da “olur olmaz şeyler yeme alışkanlıkları nedeniyle” Çinliler…
Camus bu tür durumlarda söylentilerin, kehanetlerin ve komplo teorilerinin çok rağbet gördüklerini hatırlatıyor, tüm kehanetlerin ortak yönünün rahatlatıcı özellikleri olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Bir tek veba rahatlatıcı değildi!” Bu batıl inançların din yerine geçtiğini de ayrıca vurguluyor.
Günümüzde sosyal medya bu söylentilerin katmerli olarak ve daha hızlı yayılmasına da hizmet ediyor. Ancak geçmişte kulaktan kulağa yayılarak koca bir kenti bir anda yangın yerine çevirme potansiyelini taşıyan söylentilerin yarattığı tehlikeli durumdan farklı olarak, sosyal medyada kontrol ve denge mekanizmaları da var: Bu tür süreçlerde Teyit gibi sanal yayın organlarının ve onun bir türevi olan Covid-19 Postası’nın sağduyu katkılarının değeri gerçekten paha biçilmez.
Pazarlık
Romanda çeşitli örnekleri verilen üç tarz davranış ön planda: Alınan sert önlemlerin yumuşatılmasını talep edenler, en azından başkaları için değilse de “kendileri” için böyle bir talebi öne sürenler; hastalığın gerçek boyutlarını sorgulayanlar, örneğin ölü sayısının “abartıldığı kadar” çok olup olmadığını tartışmaya açanlar, bunun neye denk düştüğüne kuşkuyla bakanlar; bir de romandaki gazeteci Rambert gibi bireysel çözüm arayışına girerek kuralların dışına çıkmaya, kaçmaya çalışanlar.
Çöküntü / Acı / Hüzün
Camus, insanların belli bir aşamadan sonra manevi bir çöküntüye girdiklerini ve “veba düzlemine” geçtiklerini anlatıyor romanında. Vebanın düzlemi “vasat, monoton, renksiz bir yinelemeden” ibaret olduğu için insanların da sıradanlaştıklarını aktarıyor: “Kimsede yüce duygular kalmamıştı” saptamasını yapıyor.
Ayrıca herkesin kendi içine kapandığını, birbirlerinin duygularını anlamaz hale geldiklerini ve kimsenin kimseye yararı kalmadığını anımsatıyor.
Ölümün olağanlaşması oranında büyüklük, aşkınlık duygularının da yitirildiğinin, her şeyin basit bir hayatta kalma yarışına döndüğünün altını çiziyor.
Dostlukların, özellikle de aşkların anlamını, değerini yitirdiğini uzun uzun betimliyor. “Aşk var olmak için kendine bir gelecek hayal etmelidir oysa bizde sadece uçucu anlar kalmıştı” diye belirtiyor.
Yazar, vebanın değer yargılarını da sildiğini ekliyor. Kimsenin artık yediğinin, içtiğinin, üst başının kalitesine aldırış etmez hale geldiğini, “her şeyi toptan, olduğu gibi kabul etmeye” başladığını gözlemliyor.
Covid salgınında paradoksal olarak bu süreç örneğin AVM’leri kentin yeni “agorası” haline getiren bir yaşam tarzından AVM’lerin kapalı olduğu bir yaşama geçişte buna pekâlâ alışılabildiğinin saptanmasına, yani kapitalizmin dayattığı tüketim toplumu modelinin insanın gerçek ihtiyaçlarını karşılamaktan ne kadar uzak olduğunun kısmen de olsa sorgulanmasına olanak sağladı. Bunu da sosyal medyanın yaşanan bireysel deneyleri bir ölçüde paylaşama, birlikte yorumlama fırsatı sunmasına bağlayabiliriz ola ki.
Kabullenme
“Yurttaşlarımız yola gelmişti, uyum sağlamışlardı, öyle denir ya, çünkü başka türlü yapacak bir şey yoktu”.
Hastalıkla yaşamak zorunda kalınması gerçeğinin toplum tarafından kabullenildiğini, romanda uzun betimlemelerle aktarılan cenazelerin kaldırılışındaki evrimde izlemek mümkün: Önce sadece yakınların katılımıyla dini törensiz ama mezarlıktan kaldırılan cenazeler, ölü sayısının artmasıyla artık sadece görevlilerin eliyle ve alelacele, özel olarak açılmış kireç dolu çukurlara topluca atılıveriyor ya da yakılıyor.
Cenaze töreni başlı başına yas sürecinin önemli bir unsuru olduğu için aileler, başlarda nispeten daha gelişkin törenleri bile yetersiz bulup isyan ederken, salgın kente iyice çöreklendiğinde artık cesetlerin “tıbbi atık” muamelesi görerek kaşla göz arasında yok edilmesini dahi olağan karşılar hale geliyorlar.
O kadar ki, yazar bu süreci anlatırken kara mizaha bile başvurmaktan çekinmiyor: “(...) Çok iyi bir örgütlenmeydi bu ve vali memnun kaldı. Hatta Rieux’ye bunun eski vebaları anlatan tarih kitaplarında karşılaştığı Zencilerin ölüleri taşıdığı el arabalarından daha iyi bir şey olduğunu söyledi”. Hak veriyor Rieux: “Aynı türden gömme işlemi bu, ama biz fişler hazırlıyoruz. Tartışmasız bir ilerleme var.”
MÜCADELE FELSEFESİ
Toplu felaketin ve bunun insanlar üzerindeki etkilerinin betimlenmesi hem birçok başka yazarın benzer içerikli kitaplarda anlattıklarıyla hem de mevcut pandemi sırasında dünyanın dört bir köşesinde yaşananlarla büyük ölçüde örtüşüyor.
Camus’nün asıl özgün katkısını, hastalıkla mücadele sürecinde roman kişileri (özellikle Dr Rieux, yer yer Tarrou) aracılığıyla ortaya koyduğu genel felsefi yaklaşımda aramak gerek.
Hastalık toplumda zaten var olan sorunları, dengesizlikleri, hastalıklı yapıyı ortaya çıkarıyor; eşitsizlikleri körüklüyor.
Bunu romanın başlarındaki anlatımda, varlıklarından haberdar dahi olunmayan binlerce lağım faresinin birden ve topluca yüzeye çıkmaları alegorisinde ya da romanın değişik bölümlerinde betimlenen toplumsal eşitsizliklerde, karantina döneminde bunların yol açtığı sorunlarda, çatışmalarda görmek mümkün.
“Veba işini görürken çok etkili bir tarafsızlık sergilediği için bir eşitlik duygusuna yol açmalıydı, oysa bencilliklerin doğal işleyişi nedeniyle tam tersine, insanlar adaletsizliği yüreklerinde çok daha keskin biçimde hissediyorlardı.”
İnsanlıktan çıkma riskine karşı uyarı
Yazar, ölümlere ve hastalığa salt istatistiki bir bakışla yaklaşılmasına isyan ediyor ve insanlığından arındırılmış bir ölünün basit bir rakama dönüştüğünü vurguluyor. (“üç, beş, on, yüz terörist etkisiz hale getirildi” ya da “üç, beş, on, yüz şehit verildi” söyleminde olduğu gibi)
Hatta roman kahramanının zihninde, insanları ölüm gerçekliği ile yüzleştirmek için şaşırtıcı bir yöntem bile düşlüyor: “Madem insanlar ölümün gerçek anlamını ancak birinin cesedini gözle görünce anlıyorlar, o zaman bunu gözlerine sokmalı. Beş büyük sinemadan aynı anda çıkacak on bin kişiyi kent meydanında öldürmeli ki toplu cesetleri görünce herkesin kafasına dank etsin! Öyle olunca bu isimsiz yığının gerçek insanlardan oluştuğu, bir yüzleri olduğu anlaşılır…”
Başka bir deyişle, insanların sinek gibi ölmelerine asla alışmamak gerek! Dr. Rieux bu düşünceyi şöyle vurguluyor: “Felakete alışmak, felaketin kendisinden bile beterdir.”
Boyun eğmemek ve dine başkaldırı
Romanın kilit öneme sahip kişilerinden biri de “herkesin saygı duyduğu” papaz Panneloux.
“Becerikli bir hatip” olarak sunulan Panneloux’nun vaazı, yazara dinle hesaplaşma fırsatı veriyor. O andan itibaren salgının ortasında sivrilen iki temel ama zıt karakter olarak ortaya çıkan hekim Rieux ve rahip Panneloux’nun farklı bölümlere dağılan felsefi tartışmaları, bir yönüyle klasik din/ateizm/laiklik sorunsalının iki ayrı düzlemine denk düşüyor.
Daha soyut düzlemdeki tartışmada roman karakteri Rieux’yü (ve aslında belli ki yazar Camus’yü) isyan ettiren en önemli ahlaki mesele, dinin “tanrının yolundan uzaklaşmak” ve “günahkâr” olmakla suçladığı felaketzedeleri başlarına gelenden sorumlu tutuyor olması.
Panneloux’nun romanda tüm bir bölüme yayılan ve kutsal kitaptan, dini efsanelerden referanslarla süslü vaazı, dinci zihin dünyasını neredeyse karikatür düzeyinde ayrıntılarla betimliyor ve bu zihniyeti “Kardeşlerim, felaketin içindesiniz, kardeşlerim bunu hak ettiniz” sözleriyle billurlaştırıyor.
Vaazın içeriği okura zaman zaman “bu kadarı da olmaz” dedirttiği için bu bölümde bir Fransız aydını olan yazarın “laikçi/aydınlanmacı” hezeyanlara kapıldığını düşünmek mümkün. Gel gör ki Covid salgınında medyada rastladığımız benzer içerikleri suçlamalar, örneğin en yetkili dini otoritenin eşcinselleri hastalıkların yayılmasından sorumlu tutması yazarın pek de abartmadığını göstermiyor mu? Herkesi etkileyen toplumsal felâketler karşısında çaresiz kalan insanlarda ilahi adaleti bile sorgulama, hatta kendilerini korumayan Tanrılarına isyan etme eğilimleri belirlediği için, dini otoriteler söylemi sertleştirme ve Tanrının gazabı tehdidiyle korku salarak cemaati yeniden hizaya sokma ihtiyaç duyuyor belli ki.
İşler kötüleştikçe sertleşen bu dini söyleme kendi coğrafyamızda yıllardır maruz kalmıyor muyuz? (1999 Körfez depremi sonrasında sallanan “7.4 yetmedi mi?” pankartını unutmak ne mümkün!) Panneloux’nun sert sözleriyle bizim yöredeki dinci söylemin arasındaki temel fark, bizdeki suçlayıcı cümlenin romandaki kadar kapsayıcı olmayışıdır, yani “kardeşlerim” hitabından yoksun oluşudur. Bizde bu tarz bir dinciliğin sözcüleri aynı içeriği daima ötekileştirerek dile getirmeyi, doğrudan hedef gösteren bir nefret söylemine çevirmeyi tercih ediyorlar. (günahkâr olan daima “öteki”, cemaat dışı)
Bu zihniyet farkının bir başka örneği, romanda masum olduğu varsayılan bir çocuğun ayrıntılı ve sarsıcı bir biçimde betimlenen ölümünün rahip Panneloux’nun bile ilahi adalete inancını derinden sarsmasıdır. Bu anlamda Panneloux karakteri, örneğin Umberto Eco’nun Gül’ün Adı romanında betimlediği engizisyon sözcüsünden oldukça farklı, vicdan sahibi bir din adamı. Bizim coğrafyamızın dinci söylemi engizisyon dönemi söyleminin şiddetine daha yakın duruyor: Bu akımların sözcüleri benzer vakalarda “masum çocukların” ölümünün bile aslında “ebeveynlerinin günahının kefareti” olduğunu savunarak “günahkârları” toptan, aile boyu “cezalandırmaktan” yana tavır almıyorlar mı? Ne de olsa bizim yörelerde kan davaları bireyselden çok kavim ya da aile boyu hesaplaşmalarla yürütülüyor, cadılar teker teker değil topluca yakılıyor, günahkâr semtler, hatta koca kentler toptan yıkılıyor…
Panneloux ise, sonunda kendi de hastalandığında, tutarlı olmak adına hekimden yardım istemeyerek kendini Tanrının merhametine terk etmeyi yeğler… ve ölür.
Tanrıya karşı işlendiği varsayılan suçların faturasının bu kadar gaddarca kesilmesi Dr Rieux’yü “ilahi adalete” ve böylesi bir dini inanca karşı isyan ettirse bile, aslında yazar da insanları başlarına gelenden kısmen sorumlu tutmaktadır: Onun gözünde de adaletten ve akılcılıktan yoksun toplumsal düzen ve onun çıkarcı yönetim biçimi salgının etkilerinin bu derece yıkıcı olmasından doğrudan sorumludur.
Hatta bunun da ötesinde, insanlar kişisel yaşamlarında yaptıkları hatalardan ve birbirlerine karşı işledikleri bireysel suçlardan ötürü de suçlu ve sorumludur. Bunu en net biçimde romanın sonlarına doğru geçmişte kalan militan yaşamındaki hatalarını Dr Rieux’ye itiraf ederek adeta “günah çıkaran” Tarrou karakteri ifade eder: “Ben zaten buraya gelmeden de vebalıydım, insanlara veba bulaştırmamak için onlardan uzak durmaya karar vermiştim”.
Günümüzde de benzer şekilde, bu akıl dışı düzeni yarattığımız (ya da yeterince itiraz etmediğimiz) için hastalığı manevi olarak hak ettiğimize dair suçlayıcı bir söyleme rastlıyoruz. Ayrıca, doğayı tahrip ederek salgından bizzat sorumlu olduğumuzu vurgulayan bir söylem de sıklıkla karşımıza çıkıyor.
Öte yandan, kapitalist düzenin yarattığı çevre felaketleri ve bunların doğa üzerindeki yıkıcı etkileri, bunların da sonunda dönüp insanlara da büyük zararlar verdiği malum. Covid salgınında da bu süreci izlemek mümkün. Öte yandan, insanlar doğaya bu kapsamda zarar vermeden binlerce yıl önce de canlıları etkileyen ölümcül salgınlar yok muydu?
Doğanın düzeni bozulduğunda bunun dar anlamda biyolojik ve maddi açıdan fiili sonuçlarının olacağını belirtmek gerek elbette. Ancak bunun bir adım ötesinde geçerek doğanın bizleri “cezalandırdığını” iddia etmek ne derece mümkün? Doğa manevi bir düşünce yapısına, vicdani bir güdüye, yani “insanları yanlış davranışlarından ötürü cezalandırma” amacına sahip olabilir mi gerçekten? Böyle düşünürsek, Doğayı Tanrı düşüncesine ikame etmiş, yani bu sefer de “doğa temelli” yeni bir mistisizm üretmiş olmaz mıyız?
Romandaki dinle hesaplaşmanın daha ikna edici boyutu, soyut tartışmalardan çok, işin asıl pratik/pragmatik düzleminde ortaya çıkıyor. Camus’nün her şeyin Tanrı’nın iradesi olduğunu ve buna karşı çıkılamayacağını kabullenmeyi reddetmesinin daha temel ve pragmatik nedeni, böyle bir ön-kabulün salgınla mücadeleyi imkânsız hale getirmesi endişesidir.
Bu yaklaşımın şu cümlede billurlaştığını söyleyebiliriz: “Dr Rieux eğer mutlak güçte bir Tanrı’ya inansaydı, insanları iyileştirmeyi sürdürmez, bu görevi ona bırakırdı”.
Oysa Rieux bir hekimdir ve onun işi, görevi, her koşulda mesleğini yapmaktır. Onun, “mücadele etmekten başka seçeneği” yoktur. Camus için bu hem bireysel, varoluşsal bir tercihtir hem de ölüme teslim olmak dışındaki tek seçenektir.
Başka bir deyişle, “Tanrının var olup olmamasının” ve bu ilahi düzenin gerçekten “adaletli olup olmamasının” ya da “insanların başlarına gelen felaketi hak edip etmemelerinin” çok ötesinde, asıl mesele şudur: Salgınla, toplumsal felaketlerle, savaşla karşılaştığınızda, işi Tanrı’ya havale ederek duayla yetinmek, insanları yok edecek olan bu afete teslim olmakla eşdeğerdir.
Mücadeleden başka çare yok!
Dolayısıyla Camus’nün mücadele felsefesi bir yönüyle çok sadedir: “O sıralar kentimizde türeyen birçok yeni ahlakçı hiçbir şeyin işe yaramayacağını ve diz çökmek gerektiğini söylüyorlardı. Oysa şu ya da bu biçimde savaşmak ve diz çökmemek gerekiyordu. Tüm sorun ölü sayısını olabildiğince aza indirmek ve ayrılıkların sonsuza dek sürmesini engellemekti. Bunun için de tek bir yol vardı, vebayla savaşmak. Bu gerçek hoşa giden bir şey değildi, yalnızca tutarlıydı. Bununla birlikte getirdiği sefalet ve acıyı düşünürsek, vebaya boyun eğmek için deli, kör ya da korkak olmak gerekir”.
Sıradan insanların mücadelesi / işini yapmak / kahramana gerek yok
Camus’ye göre bu mücadele süper kahramanların, büyük şeflerin, dahi önderlerin, ulu kurtarıcıların değil, sıradan insanların işidir: “Anlatıcı yalnızca mantık çerçevesinde önemli gördüğü bir kahramanlığı ve iyi niyeti güzel sözlerle yüceltmeyecek”.
Nitekim Dr Rieux: “Tüm bunlarda kahramanlık diye bir şey söz konusu değil. Dürüstlük söz konusu. Bu gülünç gelebilecek bir düşünce, ama vebayla savaşmanın tek yolu dürüstlük” dediğinde, gazeteci Rambert ona “dürüstlük nedir?” diye sorar. Rieux’nün yanıtı da çok sadedir: “Bunun genelde ne olduğunu bilmiyorum. Ama benim durumumda mesleğimi yapmaktır”.
Zaten salgın tepe noktasına çıktığında sıradan insanlar gönüllü olarak mücadeleye katılırlar. Tarrou başı çeker, rahip Panneloux bile çabaya katkı verir. Başından beri hep kaçıp şehir dışına gitmeye çalışan gazeteci Rambert dahi “insan tek başına mutlu olmaktan da utanabilir” diyerek tam kaçabileceği gün kalmaya ve mücadeleye katılmaya karar verir.
Bunun iyi bir şey olduğunu kabul eden romanın anlatıcısı, “ama öğretmen iki kere ikinin dört ettiğini öğretiyor diye tebrik edilmez. Belki bu mesleği seçti diye tebrik edilir. Biz de Tarrou ve ötekilerinin, iki kere ikinin başka bir şey değil de dört ettiğini gösterdikleri için saygıya değer olduklarını belirtelim, ancak bu iyi niyetin öğretmenin iyi niyeti, öğretmenin yüreği gibi bir yürek taşıyan ve insanlık onuru uğruna sanılandan daha kalabalık gruplar halinde bir araya gelebilecek kişilerin iyi niyeti arasında ortak bir şey olduğunu da belirtelim; en azından anlatıcının inancı böyle”.
Anlatıcı zaten roman içinde aktardığı onca soruna, tanık olunan onca kötülüğe karşın, iyi insan sayısının kötülerden çok daha fazla olduğunu sürekli vurgular: “İnsanların çoğu kötü değil, iyiler daha çok…”
Anlatıcının -aslında yazarın- bu konudaki ısrarı çok temel bir ayrışmaya denk düşüyor aslında: Camus olağandışı meziyetlere sahip “ulu kurtarıcılara” tapınmaktan yana değildir; o nedenle sıradan insanların, milyonların mücadeleye verdikleri belirleyici ama “olağan” katkıların altını çizmeyi yeğler.
Oysa Nazilerin yenilgiye uğratılmasının ardından savaş sonrası yeni iktidarların belirleneceği bu geçiş dönemi, savaş galibi çeşitli siyasi güçler arasındaki güç paylaşımı ve iktidar savaşları dönemidir aynı zamanda. Güç devşirmenin bir yolu da savaş sırasındaki kahramanlık anlatılarının sunacağı meşruiyeti ve prestiji sömürmektir. Bir yandan De Gaulle mitleştirilirken, komünistler de “halkların babası” Stalin’i kahramanlaştırma çabasındadır.
Camus ise, örneğin ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombalarını mahkûm eden nadir Batılı aydınlardan biridir. O bu eylemde “savaşı resmen sona erdiren” bir zafer değil, yüz binlerce insanı katleden bir barbarlık ve “insanlığı intiharını” görür.
Aynı şekilde Camus, sadece Nazilerin toplama kamplarını değil, Sovyetler Birliğindeki toplama kamplarını ve totaliter uygulamaları da mahkûm etmekten yanadır. Buna karşılık örneğin Sartre’ın başını çektiği aydınlar ise, yüceltilen Stalin’in yönetime, onun güdümündeki komünist partilere eleştirellikten arınmış bir destek vermekten yanadır.
YAN UNSURLAR
Ölüm cezası
Romanın sonlarına doğru, romandaki kilit kişilerden biri olan Tarrou, geçmiş yaşamıyla ilgili ayrıntıları Dr Rieux’ye anlatırken babasının savcı olduğuna da değinerek ölüm cezası karşıtı ayrıntılı savlar öne sürer.
Sanki romanın genel akışından kopukmuş izlenimi verebilen bu uzun ölüm cezası tartışmasını, “felsefi düzeyde ölüm kavramıyla hesaplaşan” bir romanda yer almasını çok da yadırgamamak gerek aslında.
Öte yandan, eğer romanın aynı zamanda bir faşizme karşı direniş alegorisi olduğunu düşünürsek, ölüm cezası konusunda savaş sonrası Fransa’da antifaşistler arası yaşanan tartışmalarla bağlantı kurmak da mümkündür.
Aydınların önemli bir kısmı bu dönemde “intikamcı” bir yaklaşım sergilemeyi yeğlemiştir. Bunun doğal bir uzantısı da “işbirlikçilerin” ve “hainlerin” kurşuna dizilmesidir.
Örneğin Sartre, hem savaş öncesinde hem de hatta savaş yılları sırasında bile saygısını ve hayranlığını eksik etmediği Céline’in “Almanlardan para aldığı için ırkçı görüşler savunduğunu” ileri süren bir makale yazar. Eğer o sıralar sürgünde olmasaydı, tek başına bu bile Céline’in de kuruşuna dizilmesi sonucunu doğurabilirdi.
Camus ise, ölüm cezasına çarptırılan ve Céline gibi ırkçı görüşlere sahip bir edebiyatçı olan Brasilliach’ın cezasının infaz edilmesini önlemeye çalışır, De Gaulle’e bu yönde bir mektup da yazar, ama başarısız olur.
Sürgün/Hapis
Yazar, karantina döneminde yaşananlarla sürgün ve hapiste yaşananlar arasında koşutluklar kurar: “Vebanın yurttaşlarımıza getirdiği ilk şey, sürgün oldu. O andan itibaren mahpus konuma geçmiştik bir bakıma ve geçmişimize indirgenmiştik. Bazılarımız her ne kadar gelecekte yaşama eğilimine sahip olsalar da bundan hızlıca vazgeçiyorlardı…” (…) “Böylece, tüm tutsakların ve sürgünlerin hiçbir işine yaramayacak bir bellekle yaşaması demek olan o derin acıyı duyuyorlardı. Durmadan düşündükleri o geçmişin de üzüntülü bir özlemden başka tadı yoktu.”
Zamanın akışı
Özellikle de zaman kavramının ele alınışında Veba’yla sürgünü ya da hapsi ele alan başka eserlerin anlatıları arasında bir dizi benzerlik, yakınlık bulmak mümkündür.
Örneğin romanın başlarında hastalığın ortaya çıkış süreci günlük temelde ele alınırken (”ilk fare”, “ilk hasta”, “ilk ölüm”, “karantinada ilk gün”, vb.) bir süre sonra zamanın akışı tamamen bulanıklaşır, hatta zamanın akışını bile hastalığın seyri belirlemeye başlar. Hastalık öncesi dönemi andıran bir zamansal devinim ancak mevsim dönüşlerinde gözlemlenebilir hale gelir.
Bellek
Salgın nedeniyle karantinaya alınmanın doğurduğu en önemli sonuçlarından biri, belleğin giderek bulanıklaşmasıdır. Romanda bu süreçler ayrıntılı olarak ele alınır: “Yaşadıkları şimdiki zamana karşı sabırsız, geçmişlerine düşman ve geleceği elinden alınmış olarak insan kaynaklı adaletin ya da nefretin parmaklıklar arkasında yaşamaya mahkûm ettiği kişilere benziyorduk biz de.”
Bu bulanıklaşma sonucu hem kapanma öncesi “normal” hayatın ve o andan beri görülemeyen yakınların yüzleri giderek bellekten silinmeye başlar hem de şimdiki zaman anlamını yitirir ve gelecek tasarımının ortadan kalkmasıyla tüm bir yaşam tarzı uçup gider.
Tanıklık
Yazar işte bu nedenle kendi işlevini de yaşananlara tanıklık etmek olarak belirler: “[Anlatıcı] niçin araya girdiğini açıklamak ve tarafsız tanık üslubunu seçmeye özen göstermesinin anlaşılması istiyor. Ama bunu uygun, ölçülü bir tutumla yapmak istemiştir. Genel olarak gördüklerinden fazlasını anlatmamaya, veba dostlarına, gerçekte sahip olmayacakları düşünceleri yakıştırmamaya ve yalnızca rastlantı ya da kötü talihin kendisine sunduğu metinleri kullanmaya özen göstermiştir”.
Hatta anlatıcı bir aşamada “sanatın sağladığı imkanları da kullanmadığını” belirterek, romanın dilinin ve anlatımının fazla “düz” olduğunu yönünde sonradan yöneltilecek kimi eleştirileri peşinen boşa çıkartmıştır: Yazar Camus’nün bu roman için seçtiği anlatım tarzı ve seçilen dilin sadeliği kasıtlıdır: Anlatıcının [yazarın] derdi kendini öne çıkarmak, kahramanlaştırmak değil, “herkes adına konuşmaktı”.
“Dürüst bir yüreğin kurallarına uygun olarak, isteyerek kurbanın tarafını tutmuş ve insanları, aynı kenti paylaştığı insanları, yalnızca aşk, acı, sürgün gibi ortak inançları çevresinde birleştirmek istemiştir. İşte böylece, tek bir acı yoktur kentlilerce paylaşmasın, ya da tek bir durum yoktur kendisi de sahiplenmesin. (…) Sadık bir tanık olmak için özellikle olayları, belgeleri ve söylentileri aktarmalıydı. Ama kişisel olarak kendi söyleyeceği, kendi bekleyişini, kendi geçirdiği sınavları dile getirmemeliydi”.
Kadınlar
Romana yöneltilebilecek önemli eleştirilerden biri, kadın karakterlerin silikliğidir: Romanda nice kadın vardır ama aslında yoktular… Kadın ya uzaklara gitmiş eştir ya uzaklarda kalmış sevgilidir ya da yanı baştaki sessiz, şefkatli, varlığını pek hissettirmeden hizmet eden annedir, başka bir değişle hiçbiri özne değildir.
Gerçi bu durum hem Camus’nün başka kitaplarında hem de dönemim birçok başka eserinde karşımıza çıktığı için ayrıca ele alınmayı hak etmektedir.
Araplar
Bir diğer önemli eksik özne de Araplardır. Hikâye Cezayir’in Oran kentinde yaşandığı halde romanda tek bir Arap karakter yoktur. Başka bir deyişle Araplar kendi ülkelerinde yan karakter dahi olamayacak kadar siliktir, ki bu da hele bugünden geriye dönüp bakıldığında sömürge gerçeğinin çarpıcı bir dışavurumudur.
Bunu vurgulayan ilginç bir cümle, hastalığa veba tanısı konma aşamasında iki hekim arasındaki bir sohbete yansıyan şu cümledir: “Hem sonra, bir meslektaşın dediği gibi: Olamaz bu, herkes Batı’da bunun ortadan yok olduğunu biliyor”.
Demek ki o dönemde Cezayir birçok Batılı aydın tarafından “Batı”nın bir parçası olarak algılanıyor. Belli ki “Batı” bir coğrafya değil, aslında bir “habitat”: Batılıların yaşadığı her yer “Batı”dır!
Romandaki bu çarpıcı eksiklik, Camus’nün Cezayir doğumlu olması, bir dönem Cezayir Komünist Partisinde militanlık yapması, sömürge sistemine açıkça karşı çıkmış bir aydın olması nedeniyle daha da tuhaftır.
Gerçi Camus birçok çevre tarafından Cezayir’in bağımsızlığını desteklemediği ve Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi FLN’in sivilleri de hedef alan eylemlerine karşı çıktığı için çok eleştirilmiştir.
Öte yandan, Camus bağımsızlığı desteklememekle birlikte, sömürge sistemine son verilmesinden yana olduğunu her zaman açıkça belirtmiştir. Onun hayalini kurduğu sistem, bağımsızlığa gerek bırakmayacak şekilde eşitlik temelinde federal ya da özerklik türü yeni bir ortaklığa geçilmesiydi.
Camus’nün FLN’in sivilleri de hedef alınmasına karşı çıkması aslında Cezayir’e özgü değildi, daha genel anlamda “hedefe varmak için her yol mubah” anlayışına karşı çıkmasıyla alakalıydı.
Dolayısıyla, yazarın bu siyasi yaklaşımlarının doğruluğu yanlışlığı ayrı mesele, ama Veba’da bir Arap öznenin yer almayışını bu siyasi tartışmalara bağlamak pek doğru olmaz.
SONUÇ
Camus’nün Veba’yı yazarken bir yandan da bugün pandemi sırasında yaşayacaklarımızın bir kısmını neredeyse 80 yıl öncesinden görüp betimlemesi elbette hem onun dehasının hem de edebiyatın gücünün kanıtıdır.
Ancak Camus’nün asıl katkısı, toplumsal felaketlerle mücadele için bu romanda ortaya koyduğu felsefi yaklaşımdır.
Özetleyecek olursak: “İstesen de ‘bana ne’ diyemezsin/isyan edeceksin/ korkmayacaksın/insanların ölmesine razı olmayacaksın/gerekirse tanrıya bile karşı geleceksin/insanlık onuruna sahip çıkarak yılmadan mücadele edeceksin çünkü başka çaren yok/ama kendini de kahraman sanmayacaksın…”
Camus’ye göre edebiyatçıya düşen ise, bunu bir kahramanlık destanına dönüştürmeden mücadeleye tanıklık etmek, onu sonraki kuşaklara aktarmaktır.
Camus’nün bu romanda yaptığı tam da budur, anlatıcısı gibi o da: “Susanların arasında yer almamak, o vebalılardan yana tanıklık etmek, onlara yönelik adaletsizliği ve şiddete ilişkin en azından bir anı bırakmak ve felaketlerin ortasında neler öğrenildiğini, insanların içinde hor görülecek şeylerden çok, hayranlık duyulacak şeylerin bulunduğunu söylemek için burada son bulan anlatıyı kaleme almaya karar verdi.
Çünkü biliyordu ki insanlar kendilerini özgür sansalar da “felaketler oldukça kimse asla özgür olamayacak”; dolayısıyla tıpkı roman karakteri Rieux gibi o da “belki bir gün insanların bir mutsuzluk yaşaması ya da bir şeyler öğrenmesi için vebanın kendi farelerini uyandırıp mutlu bir kente ölmeye yollayabileceğinden haberi olmadığını biliyordu”.
İşte bunun için yazılışından onlarca yıl sonra yine ve yeniden okumak gerek Camus’nün romanını. Veba ya da Corona ya da başka kara vebalar, kılık değiştirmiş faşizmler geri gelecek: Hazırlıklı olmak gerek…
https://www.artigercek.com/yazarlayigit-benevebayi-camus-nun-felsefesiyle-alt-etmek
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.06.02 17:23 volvobet Venüsbet - Venüsbet giriş - Venüsbet40 - Venüsbet41 - Venüsbet42 - Venüsbet 43- Venüsbet com

Bahis ile canlı bahis oluşumlarının en nitelikli adreslerinden birisi Bu konumu ve sunmuş olduğu özellikleri ile sistemli bir bahis alanına sizler bu başarılı site ile odaklanabilir, bu sayede de daha verimli ve çok daha başarılı bir canlı bahis düzeni kurabilirsiniz.

Venüsbet giriş

Venüsbet bahis sistemi, hakkaten de başarılı olabilmek adına dört koldan yayın hayatını sürdürebilen bir adres. Bu yapısı ile dikkatleri üzerine çektiği söylenebilir, bu sayede de sıkı sıkıya bir canlı bahis alanından da yararlanma fırsatı yakalayabilirsiniz. Sistematik ve detaycı bir bahis işleyişi de Venüsbet ana sayfasından her fırsatta sizlere odaklanacaktır. Bu mevzuda site yönetiminin genel düzeni sizi birçok değişik noktada memnun etmeyi başarmış olacaktır.
Venüsbet’in altyapısal açıdan da güçlü ve güvenli bir bahis sitesi olduğu söylenebilir. Site, Malta merkezli bir bahis adresi. Hem de da kaliteli bir yayın akışına odaklanılması açısından geniş imkanlar sunuyor. Bu imkanlar detaylandırıcı ve en önemlisi de etkin bir bahis akışı üzerinden sağlanacağı için, daima ileri düzey bir bet etkileşimine erişimi de sitedeki genel düzende sağlamış olacaksınız. Venüsbet’in detaycılıkları da her fırsatta çok daha iyisine odaklanılmasını destekleyecek türden. Sitedeki üyeliğiniz süresince çeşitli nakit işlemlerinden yararlanabilir, daha verimli ve çok daha ergonomik bir bahis akışına da dahil olma şansını bulabilirsiniz.

Venüsbet giriş
Peki tüm bu detaylara karşın aklınızda hala Venüsbet emin mi? Sorusu geziyor mu? Bu mevzuda hak verebiliriz. Neticede bahis piyasası söz konusu olduğu vakit bizim ülkemizde daima çeşitli endişelerin kendisini gösterebilme ihtimalleri var doğal ki. Bu kapsamda da sizler için Venüsbet iyi mi bir site ve hangi kaynaklara ev sahipliği yaptırıyor detaylı bir halde incelemek ve ilerlemek istiyoruz.

Venüsbet Giriş Adresi

Venüsbet giriş adresi, bahis ile canlı bahis mevzusunda sorunsız bir işlevsellik oluştursa dahi, bu kapsamda bazı dönemlerde yeni bir giriş adresi açarak da ilerleme durumunda kalabilmekte. Bunun genel yapısı aslında sitenin altyapısı ile alakalı bir vaziyet. Az önce de belirttik Venüsbet sitesi, altyapısal anlamda yurtdışı odaklı bir site. Lisansı kalite ve nitelik arz etse de, ülkemizde bir nevi yabancı konumda olan bir bahis sitesi. Bu da verimli bir bahis akışına erişim açısından bazı dönemlerde adres değişimi yapma zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır. Doğrusu yabancı altyapıda olduğundan bir takım erişim engelleri alması çok düzgüsel. Sadece aldığı erişim engellerine rağmen yeni bir giriş adresi açıp kaldığı yerden devam etme ritmi de çok nitelikli Venüsbet’İn. Site her vakit güncel kalıp her fırsatta çok daha nitelikli bir bet etkileşimi ile buluşabilme olanağını da ortaya çıkarabilmektedir. Bu konuda da pratik bir düzende olduğundan Venüsbet kullanıcıları sitenin giriş adreslerini kolaylıkla takip edebilir.

Venüsbet Giriş

Peki Venüsbet güncel giriş adresi iyi mi bulunur?
Venüsbet bahis sitesinin genel düzenine ve güncel domainine ulaşım sağlamak hakkaten çok sıradan. Bu konuda zaten internette sitenin ismi yardımıyla ana sayfasına erişim mümkün. Fakat engel aldığı durumlarda da site yönetimi yeni domaini hakkında bilgilendirici mesajlar aktarmakta. İnstagram ve Twitter’ı oldukça aktif bir şekilde kullanan Venüsbet, genel düzen ve işlevsel bir şekilde bahis oluşumlarını daha etkin ve çok daha dinamik bir halde ilerletme olanakı bulmanızı sağlıyor. Bu sebepten dolayı da her zaman Venüsbet’e odaklanabilir, hızlı ve sistemli bir bet yapısı bu sitedeki güncellemelerle daima etkin bir yapıda kalacaktır.

Venüsbet Mobil Giriş
Venüsbet bahis sitesinin mevcut imkanlarını mobil olarak da değerlendirebilirsiniz. Site yönetimi akıllı telefonlar ve tablet cihazlara uyumlu bir tasarıma haiz. Kısaca Venüsbet mobil uygulaması sayesinde sitenin ana sayfasına günün her anında erişim sağlayabilirsiniz. Bu sistemde aslına bakarsanız etkin ve düzenli bir bahis akışı da sitede karşınıza çıkmış olacaktır. Bu yapısı yardımıyla etkin bir bet alanı kurdurmayı başaran Venüsbet, mobil cihazlara uyumluluğu da aslına bakarsanız her fırsatta güncel bir yapı ile sağlayabilir. Bu sistemi yakalayıp değerlendirmeye almaya başladığınız an itibariyle de,mobil olarak da siteye giriş yapabilir, sıkı sıkıya bir bahis takip etkileşimine dahil olma fırsatını da yakalayabilirsiniz.

Bu fırsata ulaşmak da çok sıradan. Bunun için yapmanız gereken ilk şey Venüsbet’in güncel giriş adresini takip altına almak. İkinci husus ise bu güncel giriş adresini telefonlarınızın mobil cihazlarına işlemek. Bu iki aşama sayesinde zaten otomatik bir şekilde sizler sitenin ana sayfasına giriş yapabilir, her fırsatta da sitedeki olan biteni takip edebilirsiniz. Şık ve başarılı bir mobil tasarıma haiz diyebiliriz Venüsbet için. Ki aslına bakarsanız mobilde de klasik versiyon gibi biroldukça bölümü takip altına alabilir, bu sayede de ödemelerinizi yapıp, para yatırım aşamalarına odaklanabilirsiniz. Bahis, canlı bahis, casino ve sanal sporlar tarzında birçok değişik oluşumu sizler Venüsbet’e rahatça odaklanabilirsiniz.

Venüsbet Kayıt

Venüsbet kayıt işlemleri, işte bahsetmiş olduğumuz tüm bu unsurların hepsinı değerlendirmeniz açısından atacağınız ilk adım olmalı. Sitenin kayıt aşamalarını şu şekilde sıralamak istiyoruz;

Öncelikle sitenin güncel giriş adresine geçiş yapmalısınız
Akabinde de ana sayfa sağ üst köşesinde yer edinen kayıt ol kısmınü tıklamalısınız
Bu kısmın açacağı üyelik formunu eksiksiz bir şekilde tamamlamalısınız
Kişisel bilgiler kısmına ad, soyad, telefon no, şehir, adres vb… bilgiler sunmalısınız
Hesap detayları alanında da kullanıcı adı ve şifrenizi oluşturup, para birimini seçmelisiniz
Üyelik sözleşmesini okumalı, akabinde de üyelik tasdikı vermelisiniz
Tüm bu aşamaların tamamı ile beraber de Venüsbet sitesindeki üyeliğinizi etken bir konuma taşıma şansı da elde etmeyi başarmış olacaksınız.

Venüsbet’te Neler Var?

Venüsbet, A’dan Z’ye geniş bir gösterim akışı ile bahis ve canlı bahsi evrelerne odaklanılmasını destekleyen bir site. Pek çok açıdan sitenin genel yapısı sizi memnun edecek seçenekler de sunabiliyor. Bahis oranlarını çok yönlü bir zenginlikle aktarabilen site sayesinde, daha hızlı ve donanımlı bir canlı bahis akışı kurabilirsiniz. Bu sistemde casino, canlı casino, sanal bahis benzer biçimde bölümler de en az bahis ile canlı bahis kadar etkin. Bunun dışında da satın alan iletişimini güçlü bir yapıda tuta Venüsbet’te 7/24 aktif bir halde temasta kalacağınız bir canlı destek kutucuğu var. Akabinde de aslına bakarsan her süre daha da hızlı bir yayın akışına erişim sağlama fırsatı bulacaksınız.

Genel Değerlendirme
Netice itibariyle Venüsbet adresinin net ve çok çeşitli bir bahis akışı kurarak ilerlediğini, her vakit güvenilir bir alan açtığını söyleyebiliriz. Bu sitenin ana sayfasına giriş yapıp etkin kalma olanağına erişim sağlamış olduğunız an itibariyle de, daha hızlı ve çok daha detaycı bir kazanç yapısı da elinizin altında olabilir.

deneme bonusu

Bir çok açıdan verim elde ettirecek bir bahis akışı kuran Venüsbet sayesinde, kazanımlarınız oldukça yerinde bir şans düzeni üzerinde, garantici sonuçlarla şekillenmeye başlamış olacaktır. Hepiniz için şimdiden bol şans ve sıkı kazanç dileriz.
submitted by volvobet to u/volvobet [link] [comments]


2020.05.28 17:44 jalpangurii İp ban yedim :(

Kon'nichiwa
Uchiha Zade Kun, ben nevi şahsına münhasır bir Zade fun boyum. Seninle güldüm seninle ağladım . Coşkun Dededen, kurtları topladığımız minecrafta, Toqtir samanın seni yatağa hunharca çalışından , Kerbal space programda Jebedianın hayatta kalma mücadelesine , defalarca ev değiştirmenden , pixel place'de dünyanın en büyük Z ' sini oluşturmamıza,üst komşunun zambamlamasından , Ahmet abi ile oynadığınız Secret Hitler oyunlarına kadar hepsini ezbere biliyorum.
Değerli vaktinizi alıyorum kralım. Yaklaşık 2-3 aydır chatinden ip banlıyım :( modlara af çıkarsın diye yazdım fakat sonuç nafile. Ahmet abi plebleri açınca ilk yazdığım ''Zadeye söyleyin de af çıkarsın abi'' oldu. Rüyamda chatine birşeyler yazıp senin yazdıklarımı okumanla bunu yazma kararı aldım. Önemli olan seni izlemek ama sana dokunmak ahhh... Zade Kun ben ''kappa'' kurallarını bilmeyen bir heriftim ilk chatinde aktif olduğun sendin. 2 ihtimal var ya yanlış ban yedim ya da , bir minecraft yayınında tavuk asmıştın biz de chat olarak tavuğa sövmüştük ''ha ananı nasıl siktik '' tarzı birşey yazdım ama şahsına karşı değildi. En son purplebixinin chatinde ''Zade'den ban yedik amk'' yazdım işte Kappanın önemini o zaman anladım.
Ahh gözlerim doluyor hep beraber karakter çizerdik kağıt kalem çıkarır chatin istediği karakterleri bende çizmeye çalışırdım '' keşke Zade Kun kadar yetenekli olsam benim tüm çizdiklerim 3T ye benziyor amk '' deyip iç çekerdim. Şu an yayında ''Şimdi en sevdiğim zamana geldim tadım yapıcam bakalım nasıl olmuş'' söylenip duruyor. Sesinden huşu bulduğumu bir daha farkettim.

Zade Kun benim tek suçum Kappa koymamak asla senin şahsına karşı bir hakaret edemem :(. Şu an kazu çalıyorsun keşke kazu ben olsam . Uslu bir çocuk olucam banımı açar mısınız :((((((((
submitted by jalpangurii to zfam [link] [comments]


2020.05.26 22:51 karanotlar Güney Koreli felsefeci, kültür kuramcısı Byung-Chul Han: Koronavirüs bizi bir ‘sağ kalma toplumuna’ indirgedi

Ahmet Çınar
Güney Koreli felsefeci, kültür kuramcısı, yazar Byung-Chul Han, koronavirüsle birlikte ortaya çıkan toplumu “İyi yaşama duygusunu tamamen kaybeden, hazzın da sağlığa feda edildiği bir sağ kalma toplumu” olarak nitelendiriyor. İspanya merkezli uluslararası haber Ajansı EFE muhabirleri Carmen Sigüenza ve Esther Rebollo’nun sorularını yanıtlayan Han, “Bu gidişle sanki daimi bir savaş halinde yaşıyormuşuz gibi, sağ kalmak nihai gerçeğimiz haline gelecek” diyor. EFE’de yayımlanan söyleşiyi Ayşen Tekşen’in çevirisiyle paylaşıyoruz.
Güney Koreli felsefeci, kültür kuramcısı, yazar Byung-Chul Han, Efe’yle bir röportajında Covid-19 sonrası dünyayı böyle gördüğünü anlatıyor: “İyi yaşama duygusunu tamamen kaybeden, hazzın da sağlığa feda edildiği bir sağ kalma toplumu.”
1959’da Seul’de doğan Han, halen yaşadığı Almanya’da felsefe, edebiyat ve teoloji çalıştı. Kaçınılmaz olarak toplumu tükenme noktasına götüren aşırı bilgi ve olumluluğun, aşırı şeffaflık ve aşırı tüketimciliğin istilası altında olduğunu belirttiği modern toplumu eleştiren önemli seslerden birisi.
Hem yerel hem de küresel şöhrete sahip Koreli felsefeci, koronavirüsün gözetleme rejimleri ve biyopolitik karantinalar dayatmasına, özgürlükleri daraltmasına, hazza son vermesine ve kitlesel histeri ve korku ortamında bir insaniyet yoksunluğunu açığa çıkarmasına dair endişelerini EFE’yle paylaştı.
Han, Covid-19’un gizli sosyal farklılıkları ortaya çıkardığını vurgularken, “küreselleşmenin ilkelerinden birinin kârları maksimize etmek” olduğuna, “sermayenin insan sevmediğine” ve “ölümün demokratik olmadığına” dikkat çekiyor. Ona göre, salgının zirve noktasında bu nitelikler “ABD ve Avrupa’da pek çok hayata mal oldu.”
Byung-Chul Han bu krizin “dünyanın gücünün Batıdan uzaklaşarak biraz daha Asya’ya doğru kaymasına” yol açacağından emin –bu, yeni bir çağın şafağı.
Covid-19 insanın savunmasızlığını demokratikleştirdi. Artık daha kırılgan ve daha yönlendirilebilir olduğumuzu düşünüyor musunuz? Otoriterizm ve popülizmin kucağına düşmemiz daha mı kolay olacak?
Covid-19 şu anda insanın savunmasızlık ya da ölümlülüğünün demokratik olmadığını ama sosyal konuma bağlı olduğunu gösteriyor. Ölüm demokratik değildir. Covid-19 hiçbir şeyi değiştirmedi. Ölüm hiçbir zaman demokratik olmamıştı. Özel olarak salgın ise toplumlardaki farklılıkları ve toplumsal değişimi açığa çıkarıyor. Birleşik Devletleri düşünün. Diğer gruplarla kıyaslandığında, çok daha fazla sayıda Afro-Amerikalı ölüyor. Aynı durum Fransa için de geçerli. Paris’i düşük gelirli kenar mahallelere bağlayan metro vagonları tıka basa doluysa sokağa çıkma yasağının ne anlamı var? Banliyöden gelen göçmen kökenli yoksul emekçiler temastan kaçınamaz ve Covid-19 nedeniyle ölür. Çalışmak zorundasınızdır. Bakıcılar, fabrika çalışanları, temizlikçiler, satıcılar ya da çöpçüler evden çalışamaz. Öte yandan, zenginler şehir dışındaki villalarına çekilirler. Dolayısıyla, salgın sadece tıbbi değil aynı zamanda sosyal bir sorundur. Almanya’da ölü sayısının o kadar yükselmemesinin bir başka nedeni de sosyal sorunların diğer Avrupa ülkeleri ve ABD’deki kadar ciddi olmamasıdır. Almanya’daki sağlık hizmetleri sistemi ABD, Fransa, İngiltere ya da İtalya’dakinden çok daha iyi durumdadır. Ama Covid-19 Almanya’da bile sosyal farklılıkları ortaya çıkarır. Almanya’da da sosyal açıdan zayıf olan daha önce ölür. Arabanın masrafını karşılayamayan yoksullar otobüsler, tramvaylar ve metrolara doluşur. Covid-19 bize ikinci sınıf bir toplumda yaşadığımızı gösterir. İkinci sorun ise Covid-19’un demokrasiye uygun olmamasıdır. Korkunun otokrasinin beşiği olduğu gayet iyi bilinir. Bir kriz durumunda insanlar güçlü liderler ister. Viktor Orban büyük ölçüde bundan yararlanıyor. Olağanüstü hali normalmiş gibi gösteriyor. Ve bu da demokrasinin sonudur.
Özgürlük ya da güvenlik? Salgınla mücadele için ödeyeceğimiz bedel nedir?
Salgın nedeniyle bir biyopolitik gözetleme rejimine doğru ilerliyoruz. Yalnızca iletişimimizi değil bedenlerimizi de: sağlığımız dijital gözetlemeye tabi olacak. Kanadalı yazar Naomi Klein’a göre, krizler yeni bir kurallar sisteminin habercisidir. Bu salgın şoku, sürekli olarak sağlık durumumuzu izleyen bir biyopolitik disiplin toplumunda, denetleme ve izleme sistemiyle bedenlerimizin kontrolünü ele geçiren dijital biyopolitikanın küresel olarak yerleşmesini sağlayacak. Batı, salgın şoku karşısında liberal ilkelerinden vaz geçmek zorunda kalacak. Sonra da özgürlüğümüzü kalıcı olarak kısıtlayan bir biyopolitik karantina toplumuyla karşı karşıya kalacak.
İnsanların yaşamında korku ve güvensizliğin sonuçları nelerdir?
Virüs bir aynadır. Nasıl bir toplumda yaşadığımızı gösterir. Önünde sonunda ölüm korkusuna dayalı olan bir sağ kalma toplumunda yaşıyoruz. Bugün, sanki daimi bir savaş haline yaşıyormuşuz gibi, sağ kalmak nihai gerçeğimiz haline geliyor. Yaşamın tüm güçleri yaşamı uzatmak için kullanılıyor. Sağ kalma toplumları iyi yaşama duygusunu tümüyle yitirir. Haz, kendi içinde bir amaç durumuna yükseltilen sağlığa feda edilir. Sigara yasağı örneğindeki katı yaklaşım sağ kalma histerisine tanıklık eder. Hayat giderek yalnızca sağ kalma çabasına dönüştükçe ölüm korkusu da artar. Salgın, özenle bastırdığımız ve dışladığımız ölümü tekrar görünür kılar. Kitlesel medyada sürekli olarak ölümün yer alması insanları sinirlendirir. Sağ kalma histerisi toplumu fazlasıyla acımasız yapar. Komşunuz, uzak durulması gereken olası virüs taşıyıcısıdır. Yaşlı insanların bakım evlerinde yalnız ölmesi gerekir çünkü bulaşma riski nedeniyle kimsenin onları ziyaret etmesine izin verilmez. Yaşamı birkaç ay uzatmak yalnız ölmekten daha mı iyidir? Sağ kalma histerimiz sayesinde iyi bir yaşamın ne olduğunu tamamen unuttuk. Sağ kalmak için, hayatı yaşanmaya değer kılan her şeyi gönüllü olarak feda ettik: sosyallik, topluluk ve yakınlık. Salgın göz önüne alınarak, temel hakların radikal biçimde kısıtlanması hiç tartışmasız kabullenildi. Paskalyada bile dini törenler yasaklandı. Papazlar da sosyal mesafe uyguladı ve koruyucu maske taktı. İmanı sağ kalmaya feda ettiler. Mesafeyi korumak iyilik anlamına geliyor. Virüs bilimi ilahiyatın gücünü elinden alıyor. Herkes mutlak yorum egemenliğine sahip virologları dinliyor. Yeniden diriliş hikayesinin yerini sağlık ve sağ kalma ideolojisi alıyor. İnanç, virüs karşısında yozlaşarak bir güldürüye dönüşüyor. Ve bizim Papa Francis? Aziz Francis cüzzamlılara sarılmıştı… Virüs korkusu ve paniği abartılıyor. Almanya’da koronavirüs nedeniyle ölenlerin yaş ortalaması 80 ya da 81. Almanya’da ortalama yaşam beklentisi 80,5. Virüse verdiğimiz panik tepkisi toplumumuzda bir şeylerin yanlış olduğunu gösteriyor.
Koronavirüs sonrası toplumumuz doğaya daha fazla saygı duyar mı, daha adil ve iyi olur mu? Yoksa bizi daha bencil ve bireyci mi yapar?
“Denizci Sinbad” diye bir masal var. Sinbad bir seyahatinde Cennet bahçesine benzeyen küçük bir adaya varır. O ve yanındakiler adada ziyafet çeker, yürüyüş yapar ve bir ateş yakarak kutlarlar. Sonra aniden ada eğrilir. Ağaçlar eğrilir. Aslında ada dedikleri şey uzun zamandır hareketsiz olduğu için üzerinde kum biriken ve ağaçlar büyüyen dev bir balığın sırtıdır. Sırtında yakılan ateş balığı rahatsız etmiştir. Balık derine dalar ve Sinbad denize düşer. Bu masal bir meseldir: insanda temel bir körlük olduğunu öğretir. Neyin üstünde durduğunu bile göremez ve kendi yıkımını hazırlar. Alman yazar Arthur Schnitzler, yıkım merakı açısından insanlığı bir hastalıkla kıyaslar. Dünya üzerinde insafsızca çoğalan ve sonunda bizzat konakçıyı mahveden bir virüs ya da bakteri gibi davranırız. Büyüme ve yıkım birlikte gelir. Schnitzler insanların yalnızca ilkel seviyeleri anlayabileceğine inanır. Üst seviyelere ise bir bakteri kadar kördür. Dolayısıyla, insanlık tarihi -insanın ille de zarar verdiği- ilahi olana karşı sonsuz bir bir mücadelenin tarihidir. Salgın, insanın acımasızlığının bir ürünüdür. Son derece hassas olan ekosisteme acımasızca müdahale ederiz. Paleontolog Andrew Knoll insanın evrim pastasının yalnızca kreması olduğunu söyler. Gerçek pasta ise o narin yüzeyi istediği zaman yarıp geçme ya da istila etme tehdidi içeren bakteri ve virüslerden oluşur. Bir balığın sırtının güvenli bir ada olduğunu sanan denizci Sinbad insan cehaletinin kalıcı bir metaforudur. Doğa güçleri tarafından uçurumun derinlerine atılarak parçalanması sadece bir an meselesiyken, insan kendisinin güvende olduğunu düşünür. İnsanın doğaya sergilediği şiddet daha güçlü olarak ona geri döner. Bu, Antroposen diyalektiğidir. Bu İnsan Çağında, insanoğlu hiç olmadığı kadar büyük tehdit altındadır.
Covid-19 küreselleşme için ölümcül bir yara mıdır?
Küreselleşmenin ilkelerinden biri de kârları maksimize etmektir. Örneğin, koruyucu maske ya da ilaç gibi tıbbi ürünlerin üretimi Asya’ya taşınmıştır. Bu durum, Avrupa ve ABD’nde pek çok yaşama mal oldu. Sermaye insan sevmez. Artık insanlar için değil sermaye için iş yapıyoruz. Marx sermayenin insanı üreme organına indirgediğini söylemişti. Bugün aşırı uçlara taşınan bireysel özgürlük, bizzat sermaye fazlasından başka bir şey değildir. Kendimizi tatmin ettiğimiz inancıyla kendimizi sömürüyoruz. Ama gerçekte birer hizmetçiyiz. Kafka, öz-sömürünün paradoksal mantığına dikkat çekmiştir: hayvan, kırbacı efendinin elinden çekip alır ve efendi olmak için kendini kırbaçlar. Neoliberal rejimde insanlar böylesine saçma bir durumdadır. İnsanlık, özgürlüğünü geri kazanmalıdır.
Koronavirüs ve yarattığı sonuçlar dünya düzenini değiştirir mi? Dünya gücünü kontrol etme ve ona egemen olma mücadelesini kim kazanır? Çin, ABD karşısında güçlenir mi?
Olasılıkla Covid-19 Avrupa ve ABD için hayra alamet değil. Virüs fiziksel bir sınavdır. Liberalizme pek de değer vermeyen Asya ülkeleri -Batı için hayal bile edilemez olan- dijital biyo-politik gözetlemelerin yardımıyla hızla salgını kontrol altına aldılar. Avrupa ve ABD sürüklenip duruyor. Salgın karşısında pulları dökülüyor. Zizek virüsün Çin rejimini devireceğini iddia etti. Zizek yanılıyor. Bunların hiçbiri olmayacak. Virüs Çin’in gelişimini durduramayacağı gibi tam aksi olacak. Çin şimdi salgına karşı başarılı bir model olarak kendi otokrat gözetleme devletini de satacak. Eskisinden daha büyük bir gururla, dünyaya kendi sisteminin üstünlüğünü gösterecek. Covid-19 dünya gücünün biraz daha Asya’ya doğru kaymasını sağlayacak. Bu açıdan bakıldığında, virüs bir dönemin bitişine işaret eder.
(Çeviri: Ayşen Tekşen)
Byung-Chul Han kimdir?
Güney Koreli yazar ve kültür kuramcısı. 1959’da Seul’de doğdu. 1980’lerde Almanya’ya taşınarak felsefe, Alman edebiyatı ve Katolik teolojisine yoğunlaştı. Freiburg’da doktorasını tamamladıktan sonra 2000 yılında Basel Üniversitesi’nin felsefe bölümüne katıldı. Akademik kariyerine çeşitli üniversitelerde devam eden Han, araştırmalarında on sekiz, on dokuz ve yirminci yüzyıl felsefesi, etik, fenomenoloji, kültür kuramı, estetik, din, medya kuramı ve kültürlerarası felsefe gibi konulara yöneldi. Günümüz toplumuna dair derinlikli çözümleme ve eleştirileriyle dikkat çeken Han, 2012 yılından beri Berlin Sanat Üniversitesi’nde ders veriyor. Bazıları birçok dile çevrilmiş on altı kitabı bulunan yazarın eserleri arasında şunlar sayılabilir: Şiddetin Topolojisi, Şeffaflık Toplumu, Zamanın Kokusu, Psikopolitika, Eros’un Istırabı
https://www.a3haber.com/2020/05/21/guney-koreli-felsefeci-kultur-kuramcisi-byung-chul-han-koronavirus-bizi-bir-sag-kalma-toplumuna-indirgedi/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.10 08:51 KindaBruh666 Anal sex ekşi sözlük

daha önce oral seks ile ilgili yazdığım yeni başlayanlar serisinin ikincisi.
anal seks deyince, erkeğin zaten zevk almamasını düşünmek mümkün değil. etrafınızdaki ortalama bir erkeğe anal seks deyince bile neredeyse boşalabildikleri için bir şekilde yeni başlamış olma ihtimalleri az veya zaten üstlerine düşen şey sıklıkla sadece anlayışlı olmak, sakin olmak ilk seferi için. bir de gerçekten demir gibi erekte olmayan veya olmayan bir erkek ile anal seksi, hele ilk seferini gerçekleştirmek mümkün değil...belki de bu nedenle erkek taraf bir destek kuvveti alsa da fena olmaz. “prezervatif ile yapınca hissedemiyorum, erekte olmayı devam ettiremiyorum”cu erkekler, en güvenilir partneriniz ile bile yaparken condom kullanmanız gerektiğini bilerek girin bu işe. penisinizi soktuğunuz yer bir çok bakterinin olduğu bir mekan çünkü. cinsel yolla bulaşan hastalıklardan bahsetmiyorum...başta şu meşhur koli basili var ya denizlerden tanıdığımız, işte orası onların mekanı....yani bir bakmışsınız prostatınız enfeksiyon kapmış...bu nedenle anal seksi mümkünse condom ile yapın...
gelelim kadınlara....evet....anal seks isteyen kadın sayısı erkeklere göre oransal olarak 100:1 kadardır ortalama bu kesin. bu nedenle istemediğiniz bir şey ise yapmak zorunda değilsiniz...hatta oral seks gibi değil bu, çok daha meşakkatli, o yüzden istemiyorsanız kesinlikle girmeyin bu işe. vajinal bir zevk alacağınızı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. zevkli mi? evet...hem de çok... ama sıklıkla sınırlı olan zevk, tabu bir şeyler yapma ve edilgenliği üst noktaya taşımanın verdiği beyinsel ekstaz ile artıyor....yani anal seks biz kadınlar için daha çok beyinsel bir zevk. buradan zevkli olmadığını sakın çıkarmayın...çünkü bayağı bayağı da zevkli alışınca ve doğru yapınca. beklentilerinizi çok yüksek tutmayın sadece. anal bölgenin duvarları vajina gibi sinir uçlarının bittiği bir yer...bu sinirlerin uyurılması bazı kadınlarda vajinal orgazm benzeri orgazmları da oluşturabiliyor bunu da söyleyim... benim de yabancı olmadığım bir his bu. anüsün duvarları ince bu nedenle ağrı da hissedebilirsiniz...bazen ağrı ve zevk arasındaki çizgiyi çekmek çok zor zaten. vajinal seks sırasında da acı hissettiğim anlar az olmadı düşününce...
ilk önemli adım anal seksi isteyip istemediğinize karar vermek. bence herkes en az bir kere anal seksi denemeli. anal seksteki ilk denemeleriniz de canınızın yanacağını kabul ederek bu işe girin. ve kesinlikle partnerinizin sizi zorlamasına izin vermeyin. en önemlisi bunu onun için değil kendiniz için yapın. partnerinizi seçerken de sakin, sizi dinleyen ve tüm deneyim boyunca sizin rahatlığınızı düşünen birini seçin. karar verdiğinizi ve yapmak istediğinizi kabul ederek ilk adıma ilerliyorum.
öncelikle temizlik....vücudun anüs dahil hiç bir yeri pis değildir. sadece anal seksin bölgesel özelliklerine bağlı olarak temizlik sonrası yapılması özellikle sizi çok rahatlatacaktır. her zaman anal seksi (vajinal seks için de aynı değil mi) planlı yapmanız mümkün değil...ama en azından ilk seferlerde hazırlıklı olmanız hem sizi hem de partnerinizi rahat ettirecektir. temizlik derken vücut temizliğinizden bahsetmiyorum, onu benim anlatmama elbette gerek yok. anal temizlikten bahsediyorum ve bunu yapmanın bir kaç yolu var. öncelikle anal temizlik nedir? anal temizlik anüs ve rektumun ilk bölümlerinde var olan dışkı kalıntılarının atılması için yapılır. yani işin aslı her iki taraf içinde boktan bir deneyim olmasını engellemek adına yapılır. yöntemlerden en anneden kalma olanı ilişkiden önce tuvalete çıkmak ve mümkün olduğunda içinizi boşaltmak. en kolayı gibi gözükmek ile birlikte sıklıkla yetersiz olabilir. bu nedenle anal duş yöntemi ile daha derin bir temizlik sizi daha rahat ettirecektir. yapmanın bir kaç yolu var... ilki duş başlığını çıkartıp hortumu deliğinizin içine doğru tutmak. suyu çok tazyikli değil ve ılık kullanmanız gerekir. bu yöntemi yeni başlayanlardan çok daha deneyimli kişiler kullanmayı tercih eder, hele ilk sefer için oldukça zor olabilir. ama daha sonraları o suyun bir anda içinize dolması sizde garip bir zevk hissi uyandırır ki benim sevdiğim bir andır bu. üçüncü yöntem ise seks shoplarda da satılan anal temizlik pompaları ile lavman yapmanız. bu pompaların fiyatı yaklaşık 80-90 lira. aynı ürünü 25 liraya tıbbi malzeme satan yerlerden “lavman pompası” diyerek alabilirsiniz. pompa iki parçadan oluşuyor, bir anüse girecek olan ince parça, bir de rezervuar. rezervuar içine alabildiği kadar ılık suyu koyup, ince parçayı rezervuara takın. daha sonra uç kısma vazelin veya krem sürün. en rahat pozisyon neyse onu bulun. kişisel olarak tercih ettiğim pozisyon ayakta eğilerek yapmak, biraz squat yapıyormuş gibi bacaklarınızın arasından anüse doğru ilerletmek. yatıp bacaklarınızı kaldırarak da bu işi yapabilirsiniz fakat anal kaslarınıza hakim olmanız gerekecek, yoksa istenmeyen bir yere lavman sıvısını boşaltabilirsiniz. mümkünse 2 veya 3 rezervauarlık suyu anal bölgeye rezervauarı sıkarak boşaltın. mümkün olduğunca anal sfinkterinizi kasın ve bir süre sıvıyı içinizde tutun ve sonrasında ıkınarak tüm sıvıyı boşaltın. gelen su tamamen eğer temiz ise artık anal temizliğiniz olmuş demektir. beslenmenize dikkat etmeniz, bol lifli şeyler ile beslenmeniz daha da rahat ettirecektir sizi. hani iyi bir öneri istiyorsanız psyllium içeren şaseleri kullanabilirsiniz. gerçekten oldukça yardımcı olduklarını söyleyebilirim temizlikte...ayrıca sağlık açısından da gayet yararlı.
öncelikle anal seks yapacaksanız muhakkak öncesinde sevişin.....yani hadi hadi yapalım moduna geçmeyin. vücudun gevşemeye ihtiyacı var. hatta ben ilk zamanlarda muskaril yani kas gevşetici alıyordum. anal kaslara etkisi hiç yokmuş sonradan öğrendiğime göre ama gene de vücudun rahatlaması için iyi oluyor diye düşünüyorum. ilişkiden 1 saat önce alırsanız oldukça iş yarıyor. evet sevişin....partneriniz size oral seks yapsın kesinlikle. ama ne yaparsanız yapın sakın ha oral veya vajinal olarak orgazma ulaşmayın ( sanki her seferinde oluyor da). eğer orgazm olursanız hem anal seks fikrinden uzaklaşabilirsiniz hem de enerjiniz kaybolur. erkek anüsünüzü yalamak ile ilgili bir sıkıntı yaşamayacaksa (ki ben bunu yapmam diyen bir sürü adam o anda hiç tereddütsüz yalar) size rimming yapmasına izin verin. bu sırada iyice gevşetin kendinizi...dili bir penis olarak düşünün ve içinizde hissetmek istediğinizi hayal edin. deliğiniz çok dar...haklısınız ama eğer malum kalınlıkta dışkılar çıkabiliyorsa o kalınlıkta şeyler de rahatlıkla girebilir...bunu unutmayın. ama yardımcı aparatlar ile başlamak en iyidir. tavsiye edeceğim şey değişik kalınlıklarda olan butt pluglar* bunlar dilatatör görevi gören aletler....sıklıkla 3 boyutta oluyorlar. daha öncesinden bunları alıp alıştırmaya başlayabilirsiniz. 1. büyüklükteki zaten bol krem ile çok rahat girecektir. kremleyin hem deliğinizi hem de aleti. daha sonra bacaklarınızı yukarı kaldırın, mümkünse bir duvara dayayarak yatın yere....sonra aleti deliğinizin etrafında gezdirin.... direkt sokmaya çalışmayın canınız acır...aletin ucunu deliğin yukarsından deliğe doğru yalatarak indirin ve deliğe üstten bastırarak girmesini sağlayın.. yani hedefe 12’den değil üst taraftan yaklaşın. rahatça olmasa da hiç zorlanmadan deliğinize gireceğiniz göreceksiniz...kasmayın kendinizi mümkün olduğunca gevşek bırakın ama.... hatta hafif ıkınmak işinize yarayabilir. girdiyse bir süre içinizde tutun. hatta ev işi bile yapabilirsiniz o içinizdeyken...merak etmeyin kaçmaz...bunu engelleyecek sap yapılmış durumda. yeterince içinizde kaldığını hissetiyseniz çıkartın ve bir boy büyüğünü alın. bunun girmesi biraz daha zor olacaktır. aynı şekilde kremleyerek ve direkt deliğe bastırarak değil, deliğe sürterek sokmaya çalışın. hafif ıkınmak burada çok işe yaracaktır. giriyorsa harika...neredeyse hazırsınız...girmediyse pozisyonunuzu değiştirin. bunlar yere yapışabilirler...yere yapıştırarak üzerine oturmayı deneyin....yani adeta alaturka tuvalete oturur gibi...daha sonra sanki kakanızı yapıyormuş gibi deliğinizi ıkınarak genişletin ve ağırlığınızı kullanarak üstüne oturun... gireceğiniz göreceksiniz..biraz acı hissedebilirsiniz ama çok acımaması lazım...acıyorsa bir şeyleri yanlış yapıyorsunuz demektir. girdikten sonra bunu uzun süre içinizde tutun...hatta bununla gerçekten ev işi yapabilirsiniz.....daha sonra çıkartın....işte ilk anal zevkinizi burada hissedeceksiniz...girmesi değil ama çıktığında içinizde bıraktığı o boşluk hissi gerçekten ilk bir kaç saniye çok çarpıcı oluyor anal sekste çünkü. 3. büyüklüktekini ise denemenize gerek yok...biraz büyüktürler ve o büyüklükte bir şeyi ilk olarak penis ile hissetmeniz daha güzel olur. çünkü o büyüklükte bir şeyin girmesi için erkeğin de yardımınıza ihtiyacınız var...en azından ilk seferlerde. bu işlemi seksten önce yapabilirsiniz veya partnerinizin yardımı ile seksten önce veya seks sırasında yapabilirsiniz. seks sırasında 2.yi çıkardıktan sonra artık hazırsınız demektir. uygun pozisyonu bulmak belki de en önemli şeylerden biridir. bir çok kadın ya dört ayak üstü pozisyonu (ki erkeklerinden en çok tercih ettiği pozisyon) veya kadınların üstüne oturduğu pozisyonu tercih etmekte ilk seferde. kişisel deneyimim ise özellikle kucağa oturmanın en zor pozisyon olduğunu söylüyor. çünkü tüm insiyatif sizde ve böyle bir durumda acıyacak korkusu ile yapılması gereken şeyler yapılamıyor tam olarak... o nedenle bu pozisyonu ilk seferlerde hiç düşünmeyin. ya dört ayak üstünde tercih edebilirsiniz veya bacak omuza vs gibi misyoner varyasyonlarını... kişinin kendi ile ilgili durumu bulması lazım. ben ne kadar çok yapmış olursam olayım ilk girişte her zaman bacak omuzda daha az zorladığımı fark ettim. size de tavsiyem bu. uzanın ve başınızın altına bir yastık ve poponuzun altına bir yastık koyun. sonra bacaklarınızı kaldırın ve erkeğin omzuna koyun. burada yastığın kalın olması çok önemli çünkü popo deliğinizi erkeğe doğru kaldırmak zorunda kalırsanız kaslarınızı kasmanız gerekecek ve bu da işi zorlaştıracak. kalın bir yastık ile deliğiniz yukarı bakar pozisyonda olursa sorun ortadan kalkar. erkeğin prezervatif taktığından emin olun ve krem muhakkak yanınızda olsun. burada kullabilecek şeyler kesinlikle özel ürünler olmalı. su bazlı kayganlaştırıcıları kullabilirsiniz ama mümkünse glider’ın anal seks için olan ürünü en iyisi. bir de silikon bazlı kayganlaştırıcılar var ki aslında daha kolaylaştırıyor ve az sürseniz bile yeterli oluyor ve takviye gerektirmiyor fakat türkiyede bulmak çok kolay değil. glider analı bulmak ise hiç zor değil. durex vs gbi markaların da kayganlaştırıcılarını kullanabilirsiniz. fakat en dikkat etmeniz gereken şey içinde lokal anestetik içeren kayganlaştırıcıları kullanmamak. veya öncesinde emla benzeri kremleri de kullanmayın. acıyı engellemeyin...çünkü acı bir şeylerin ters gittiğinin göstergesi olacak bizim için. bacaklarınızı kaldırdınız artık iş erkeğe düşüyor. kayganlaştırıcıyı hem penisine hem de sizin deliğinize sürmeli.. hatta mümkünse biraz parmak ile içeriye de... butt plug kullandıysanız önce ( çok akıllıca bir hamle olur gerçekten) delik zaten kayganlaştırıcılı ve hafif gevşemiş durumdadır. daha sonra bacaklarınızı iyice yukar kaldırarak kendi omuzlarına koymalı. bu halde iken bile poponuzu siz yukarı kaldırmamalısınız. hatta mümkünse sırt ve beliniz de gevşek ve yatağa düz şekilde olmalı. erkeğin penisi gerçekten çok sert olmalı. yoksa bazen vajinanıza giren penisin içinizdeyken tam sertleşmesi gibi bir durum anal sekste söz konusu olamaz. erkek penisi deliğinizin gene üstünden kaydırarak sokmaya çalışmalı. gene direkt deliğe 12’den saldırmak yok yani. siz işte tam olarak bu anda, yani penis deliğinize değdiği anda ıkınarak sanki kaka yapıyormuşsunuz gibi yapmalısınız. penis içeri girerken otomatik olarak kasları sıkma ve sanki kaka yapmayı engellemeye çalışmak gibi bir his oluşuyor... acıyacak korkusu dışında sanki içine almak istiyorsunuz o yüzden kasları kasıp içinize çekiyorsunuz gibi geliyor ama yanlış bir hareket bu. yapmanız gereken ey ıkınmak ve deliğinizi mümkün olduğunda açabilmek. bu noktada biraz acı hissetmeniz çok doğal...sakın itmeye çalışmayın adamı. ama erkekte çok yavaş olmalı bu noktada...bir anda bitsin abanayım girsin mantığında bir erkek bir kere sokabilir o penisi belki....ama ikinciyi bir daha rüyasında görür. bu nedenle erkek yavaşça ilerlemeli....durmalı...size gevşemek için süre vermeli. siz de bu arada mümkün olduğunda kendinizi gevşek tutmalısınız. penisin başı içeri girdiği andan itibaren işin en zor kısmını atlattınız...artık içinizde... bu noktada artık ıkınmayı bırakıp sadece gevşemeye çalışın. hızlı nefes alıp vermek burada hem aldığınız zevki artırabilir hem de gevşemenize yardımcı olabilir. sizin gevşediğinizi hissettikçe erkek ilerleyebilir. ama penisin hepsini içinize alacaksınız diye bir zorunluluk yok. başı girdikten sonra erkek ileri geri haraketlerine başlayabilir. hatta bu şekilde gevşemeniz artar ve daha derine alabilirsiniz penisi. artık içiniz de ve siz anal seksi başardınız. zevk almaya bakın. bu noktaya geldiyseniz parmağınız ile clitoral uyarı ile zevki artırabilirsiniz de. yaşadığınız seksin duygulanımını hissetmeye çalışın bir yandan... tabu olan bir şeyi yapmak, o anda bir erkeğin önünde en edilgen halde olmak gibi şeyleri düşünerek beyinsel ekstasınızı da oluşturabilirsiniz.
ilk seferinde sadece tek pozisyonda yapın, erkeğin çıkartıp tekrar sokması sizi zorlayabilir. yavaş yavaş alıştıkça ilerki deneyimlerinizde kesinlikle farklı pozisyonları deneyin.
ve unutmayın....eğer anal seks yapmak istemiyorsanız asla yapmayın... erkek istiyor diye yapılacak bir deneyim değil anal seks.
submitted by KindaBruh666 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.04.17 03:24 karanotlar Sosyalizme Çağrı – Gustav Landauer – 4

Sosyalizme Çağrı – Gustav Landauer – 4
https://preview.redd.it/544rab0ez9t41.png?width=976&format=png&auto=webp&s=341c1b91623d420c7739b60d9c835f89a67a33c7
Sosyalizm İçin
2
Sosyalizm, bir ideal uğruna yeni bir şeyler yaratmak için bir araya gelmiş kişilerin irade eğilimidir.
O halde eski sistemin ne olduğunu ve çağımızda eski gerçekliğin neye benzediğini görelim. Çağımızdan şimdiden, birkaç yıl ya da birkaç on yıl gibi sınırlı anlamıyla değil, en az son dört yüzyıl olarak bizim zamanımız kastedilmektedir.
Bunu akıllarımıza sokalım ve burada baştan belirtelim ki: sosyalizm geniş kapsamlı sonuçları olan büyük bir gayedir. Sosyalizm, insanların gerileyen ailelerini tomurcuk veren bir kültürün zirvesine, ruha ve dolayısıyla da birliğe ve özgürlüğe yönlendirilmesine yardımcı olmayı diler.
Ruh bireylere doğru çekilir. Ruhu halka taşıyanlar, içten güçlü bireylerdi, halkın temsilcileriydi; şimdilerde ise ruh bireylerin, tüm güçlerini tüketmiş marifetli insanların içinde yaşamaktadır
Bu tür sözler, profesörlerin ve hiciv yazarlarının kulaklarını tırmalamaktadır ve de bu fesatçılar tarafından döllenmiş düşünüşe sahip olanları sinirlendirmektedir. Bu fesatçılar, insanların ve dahi hayvanların, bitkilerin ve tüm dünyanın daimi bir ilerlemeye, en aşağı seviyeden en üst seviyeye, cehennemin en derin pisliğinden en yüksek cennete, yukarı doğru bir hareket içerisinde olduğu doktrinini yayanlardır. Ve dolayısıyla mutlakıyet, kölelik(serflik), lüks düşkünlüğü, kapitalizm, zorluk ve yozlaşma, hepsi, sosyalizme giden yolda salt ilerleme adımları ve aşamaları olarak addedilmektedir. Bu tür sözde bilimsel yanılsamaların hiçbirine bağlı değiliz. Dünyayı ve insan tarihini tümüyle farklı görüyoruz. Farklı söylüyoruz.
Ulusların kendi altın çağları, kültürlerinin zirve noktaları olduğunu ve bu doruklardan yeniden indiklerini söylüyoruz. Avrupalı ve Amerikalı halklarımızın uzun süreden beri –aşağı yukarı Amerika’nın keşfinden beri – böyle bir düşüş içerisinde olduğunu söylüyoruz.
Bir ruhun egemenliğinde oldukları zaman uluslar, kendi büyüklük dönemlerine ulaşırlar ve bu dönemleri devam ettirebilirler. Günümüzde kendilerine sosyalist diyenlerin kulağına bu da kötü gelmektedir oysa kötü değildir; daha yeni, onları, sözde materyalist tarih mefhumunun yandaşlarını Darwinci kisvelerinde bir an için gördük. Aşağıda ele alınacaktır, ancak şu an için devam etmeliyiz. Marksizm ile yolumuz üzerinde yeniden karışılacağız ve onu durdurup yüzüne ne olduğunu söyleyeceğiz: zamanımızın vebası ve sosyalist hareketin laneti!
Düşünürlerin, duygu ile boyun eğdirilmiş insanların, öz-farkındalıkları ve sevgileri dünyanın büyük bilgisinde yekvücut olanların, büyük muzdariplerin ruhudur; ruhtur, ulusları büyüklüğe, birliğe ve özgürlüğe yönelten. Bireylerden, insan kardeşleri ile birlikte ortak bir çabada birleşmek için icbar edici bir maddi ihtiyaç çıkmıştır. O zamanlar, toplumların toplumu, gönüllüğü birliğe dayanan komünallik oradaydı.
Biri muhtemelen şunu soracaktır, insan, tecridini (isolation) terk etmek ve önce küçük sonra büyük gruplarda yurttaşlarına katılmak için zekayı ve içgörüyü nasıl elde etmiştir?
Bu soru aptalcadır ve sadece çöküş dönemi profesörleri tarafından sorulabilir. Çünkü toplum insan kadar eskidir; birinci, verili bir gerçektir. İnsanoğlu nerede bulunursa bulunsun, sürüye, klana, kabileye ve loncalara katılmıştır. Birlikte göç etmiş, yaşamışlar ve çalışmıştır. Onlar, ortak bir ruhla bir arada kalan bireylerdi ki bu doğal ve arızı olmayan bir dürtüydü (hayvanlarda dürtü denilen de ortak ruhtur).
Ancak şu ana kadar bilinen insan tarihinde bu doğal birleştirici nitelik ve ortak ruh dürtüsü her zaman dış biçimlere (formlara) -dini semboller ve kültler, inançlar, dua ritüelleri veya benzeri şeylere- ihtiyaç duymuştur.
Bu cihetle ruh, ruhsuzlukla her zaman bağlantılı olan uluslardadır ve batıl düşüncelere sahip derin sembolik düşünüştedir. Birleştirici ruhun sıcaklığı ve sevgisi, dogmanın katı soğukluğu ile gölgelenmiştir. Sadece imgelemde açığa vurulabilen bu tür derinliklerden doğan gerçek, yalınlığın saçmalığı ile yer değiştirmiştir.
Ruhun olmadığı yerde ölüm olduğu için, ölüm aramızdaki atmosferdir. Ölüm, derimizi istila etmiş ve etimize nüfuz etmiştir.
Bunu dış örgütlenme takip etmiştir. Kilise ve seküler dış baskı örgütleri güç kazanmış ve sürekli kötüleşmiştir: serflik, feodalizm, çeşitli departmanlar ve otoriteler, devlet.
Bu da ruhun insanlar arasında ve üzerinde ve bireylerden akan ve onları birliğe yönlendiren yakınlığın (immediacy) nihai çöküşüne yol açmıştır. Ruh bireylere doğru çekilir. Ruhu halka taşıyanlar, içten güçlü bireylerdi, halkın temsilcileriydi; şimdilerde ise ruh bireylerin, tüm güçlerini tüketmiş marifetli insanların içinde yaşamaktadır. Fakat ruh bir halktan –toplumsal çekişmesi, ebedi kökü olmayan, handiyse havada asılı kalmış gibi duran izole edilmiş düşünürler, şairler ve sanatçılardan- yoksundur. Bazen ruh, sanki onları kadim, unutulmuş zamanlara ait bir rüyadan ele geçirir. Sonra onlar, asil bir küçümseme jestiyle, liri bir kenara koyup trompete uzanırlar, bu ruhta halka ve gelecek nesillere konuşurlar. Tüm temerküzleri, tüm biçimleri ki kendilerinin içinde güçlü bir ıstırap ile canlıdır ve genellikle beden ve ruhun kaldırabileceğinden daha güçlü ve engin olan, haddi hesabı olmayan, renkli figürler, ritim ve armoni eylemi ve ivediliği, hepsi –dinleyin siz sanatçılar!- gelişmesi engellenmiş insanlardır, onlarda toplanan, onlarda gömülen ve onlardan yeniden doğacak olan canlı insanlardır.
Ve onlarla birlikte, diğer bireyler doğmuştur ki ruh ile ruhsuz olanın karışımı tiranları, servet biriktiricilerini, insan kiralayıcılarını, toprak hırsızlarını tecrit etmiştir. Bu tür çöküş ve geçiş zamanlarının başlarında bu insanlar, Rönesans’ta ya da Barok dönemin başlarında en şatafatlı ve ihtişamlı şekilde temsil edildiği üzere, hala merkezkaç şekilde dağılan ve fakat kısmen kendilerinde yoğunlaşan ruhun pek çok özelliğine sahiptir. Tüm güçlü iktidarlarına rağmen hala melankoli, katılık, yabancılık ve olağanüstü hayalcilik izlerini taşırlar. Bu fenomenlerin çoğu için kişi neredeyse şunu söyler: ruh benzeri bir şeyler ya da daha ziyade hayal benzeri şeyler kendilerinden daha güçlü şekilde, tecrit edilmiş kişiliğin kabının çok dar olduğu bir bağlamda yaşamaya devam eder. Ve nadiren, çok nadiren bunlardan biri kötü bir rüyadan uyanır gibi uyanır, tacını bir tarafa fırlatır ve bu insanlar için nöbet tutmak üzere Tur Dağı’nın tepesine tırmanır.
Ve bazen bir perinin beşiğinde uzun süredir beklediği karışık tabiatlar gelir; peri bunlardan Napolyon ve Ferdinand Lasalle gibi büyük bir fatih ya da büyük bir özgürlük savaşçısı, düşünce ve özgür fantezi dehası ya da büyük bir tüccar yapabilir.
Ahlaksızlığımızın belirtilerinden farklı bir şeye ihtiyacımız var, ondan kaçınmak için — ben diyorum ki çok fazla göze çarpan sanat olmaksızın, çok fazla yazılı bilim olmaksızın müreffeh yaşam dönemleri ve halkları, gelenek dönemleri, epik dönemler, tarım ve kırsal zanaat dönemleri vardı ve halen var.
Ve kendilerine ruh zenginliği ve gücün kaçtığı tecrit edilmiş bu birkaç kişi, sadece ruhsuzlukla, yalnızlıkla ve sefaletle bırakılmış atomize ve izole pek çok kişiyle; kendisine halk denen ancak sadece yerinden edilmiş, ihanete uğramış bir yığın insan kitlesi ile yüzleşir. Yerinden edilmiş, melankolik bir gariplik içinde olanlar, kendileri hakkında hiçbir şey bilmese dahi halk-ruhunun içlerine gömüldüğü birkaç kişi olan bireylerdir. Eğer ruh ve insanlar yeniden birleşip dirilecekse, yerinden edilmiş, zorluk ve yoksulluk içinde bölünmüş olanlar, ruhun kendilerinde yeniden akması gereken kitlelerdir.
Ruhun olmadığı yerde ölüm olduğu için, ölüm aramızdaki atmosferdir. Ölüm, derimizi istila etmiş ve etimize nüfuz etmiştir. Fakat bizde, saklı özbenliğimizde, en gizli ve derin rüya ve arzularımızda, sanatın figürlerinde, en güçlü isteğimizde, derin düşünceli iç görüde, kasıtlı eylem, aşk, umutsuzluk ve cesarette, ruhsal sıkıntı ve neşede, devrim ve birlik halinde, orada, hayat, güç ve zafer ikamet eder; ruh saklıdır ve üretilir ve güzellik ve komünallikle bir halk çıkarmak ve yaratmak istemektedir.
Sonra gelen tarihte insan ırkının en görkemli parladığı zamanlar, ruhu insanlardan yalnız bireyin derin yarıklarına ve oyuklarına sızdırma temayülünün yeni başladığı ve şimdilik çok ilerlemediği, ortak ruhun, toplumların toplumunun, ruhtan kaynaklanan pek çok birliğin birbirine bağlanmasının tam çiçeklendiği ve fakat halkın büyük ruhu ile hala doğal bir biçimde kontrol edilmesine rağmen deha insanlarının halihazırda zuhur ettiği, dolayısıyla onların büyük emeği tarafından sıradan bir biçimde korkutulmadığı, daha ziyade onları komünal yaşamın doğal bir meyvesi olarak kabul ettiği ve kutsal hislerle onlardan zevk aldığı zamanlardır. Bu cihetle, kendi yaratıcılarının isimlerini genellikle gelecek nesillere zor devrederler.
Yunan halkının Altın Çağı böyle bir zamandı; Hristiyan Orta Çağı böyle bir zamandı.
İdeal değildi; bir gerçeklikti. Ve dolayısıyla, yüce, kendiliğinden oluşan ruhanilik ile birlikte eski baskı kalıntılarını ve dışsal gaddarlık, dayatılan güç, devlet tarafından ileride yapılacak baskının başlangıcını şimdiden görüyoruz. Fakat ruh daha güçlüydü; aslında sıklıkla çöküş zamanlarında zulmün tiksindirici araçları haline gelen iktidar ve bağımlılığın bu tür kurumlarına dahi sızdı ve onları güzelleştirdi. Tarihçilerin “kölelik” dediği her şey her zaman ve tümüyle böyle değildi.
Bu bir ideal değildi çünkü ruh oradaydı. Ruh, yaşama, anlamını ve kutsallığını verir; ruh neşe, güç ve haz ile şimdiki zamanı yapar, yaratır ve ona sızar. İdeal; şimdiki zamandan, yeni olan bir şeye doğru döner. Geleceğe, daha iyi olana ve bilinmeyene özlemdir. Çöküş zamanlarından yeni bir kültüre doğru giden yoldur.
Ahlaki bozulma halinden kurtulmaya çalışıp yenilenmiş ilk kültürün efsanevi zamanlarına, komünizme kaçan ilk insanlar; görülebilir, dokunulabilir, ifade edilebilir bir forma sahip yeni bir ruhun çekiciliğine uzun süre kapılmamıştı.
Burada bir mim daha koyulmalı. Dönüm noktasına ulaşmış bu muzaffer zirve zamanlar diğer dönemlerden önce cereyan etmişti. Bu dönemler sözde ilerlemede tek bir zamanı değil, tekrar ve tekrar birbirini izleyen ve birbirine karışan halkların yükselişleri ve çöküşlerini kapsar. Bağlayıcı ruh da, doğal birbirine ait olma dürtüsüyle gönüllü temelde ortak bir yaşam da orada vardı. Fakat tüm detaylarında güzellikle ve özgün bir armonide uyumla parıldayan katedral kuleleri cennete doğru yükselmedi ve dingin sükûnet içerisindeki sıra sütunlu salonlar gökyüzünün saydam maviliğine karşı ayakta durmadı. Bunlar, daha basit gruplardı: henüz bireysel istidat ve öznellik kişilikleri, halkın temsilcileri olarak var olmamıştı; ilkel, komünist bir yaşamdı. Yüzlerce yıllık ve genellikle bin yıllık bir görece durgunluk vardı – var – . Durgunluk, duyun siz bilimsel ve liberal çağdaşlar, o zamanlar içindir, o halklar içindir ki neredeyse düne kadar kültürlerinin bir nişanesi olarak vardı. İlerleme, sizin ilerleme dediğiniz, bu aralıksız harala gürele, yenilik, yeni olduğu müddetçe yeni olan herşeyin peşindeki bu hızlı, yorucu ve sinir bozucu kısa soluklu koşu, bu ilerleme ve onunla ilişkilendirilen kalkınma uygulayıcılarının deli fikirleri ve bu delice, yerine varır varmaz hemen elveda deme alışkanlığı, bu istikrarsız ve rahatsız telaş, bu sabit kalma beceriksizliği ve bu daima hareket halinde olma arzusu, bu sözde ilerleme bizim anormal koşullarımızın, kültürümüzün bir belirtisidir. Ahlaksızlığımızın belirtilerinden farklı bir şeye ihtiyacımız var, ondan kaçınmak için — ben diyorum ki çok fazla göze çarpan sanat olmaksızın, çok fazla yazılı bilim olmaksızın müreffeh yaşam dönemleri ve halkları, gelenek dönemleri, epik dönemler, tarım ve kırsal zanaat dönemleri vardı ve halen var. Varislerinin zaten kendileriyle olduğu ve harika gençliklerini halen onlarla geçirdikleri için pek ihtişamlı büyük dönemlere nazaran daha az şaşalı olduğu ve kendilerine daha az anıt ve mezar taşı dikildiği dönemler, neredeyse rahat denilebilecek daha uzun ve geniş bir yaşam dönemi vardır. Sihri, zorlayıcı gücü ile öz-bilince sahip ruh henüz var olmamıştı. Hristiyanlık öğretilerinde olduğu gibi dünya genelinde ayrılma ve yayılma sürecine henüz girilmemiş, insan ruhları büyüsüne henüz boyun eğmemişti. Böyle zamanlar da vardı: ve böyle insanlar da vardı ve böyle zamanlar geri dönecek.
Böyle zamanlarda ruh saklı görünmektedir. Dikkatli bir inceleme ile dahi kişi neredeyse sadece toplumsal yaşam formlarındaki ve toplumun ekonomik kurumlarındaki dışavurumları ile ruhu ayırt eder.
İnsanlar her zaman en ilk, primitif başlangıçlara, bu zamanların ilk aşamalarına, kendilerini henüz çöküşün ilk zamanlarından, ruhsuzluktan, tiranlıktan, sömürüden ve yönetimsel iktidardan, genelliklede ulusların yardımı ile korudukları zaman dönmüştür. Öyle ki bu verimli durgunluk halinde dünya üzerindeki yeni yerlere yavaş yavaş gitmişler ve buralara, genç ve sağlıklı olarak bilinmeyen mesafeden ve belirsizlik içinden gelerek girmişlerdir. Nitekim geç emperyal dönemin Romalıları ve Yunanlıları bu yenileyici banyoya dalmış ve yeniden ilkel çocuklar haline dönüşmüş, eş anlı olarak Doğudan gelen yeni ruh için uygun hale gelmiştir. İnsanoğlunun empatik gözlemcisi için sonsuz çöküşü ve sonsuz-yeniden-oluşu içerisinde erken dönem Bizans sanatı -kolaylıkla geç dönem Yunan da denilebilir- eserleri kadar dokunaklı, acı verici ve aynı zamanda neredeyse çocukça dindar imanı canlandırıcı bir şey daha neredeyse hiç yoktur. Nesiller; zarif, latif biçimcilikten ve virtüözlüğün sıkıcı soğukluğundan bu neredeyse çok fazla samimi hisse, bu çocuksu basitliğe ve cismani gerçekliği doğru algılama beceriksizliğine geçişte hangi ahlaksızlıktan ve hangi muazzam yeniden-tesis etmeden, hangi dehşetlerden ve hangi ruhsal sıkıntılardan geçti! Eğer ruh onu pislik ve acı safra olarak tükürmeseydi, göz ve elin ustalığı, sanat ve zanaatta nesilden nesile geçerdi. Bu kadar acı verici ve yine de canlandırıcı görüşte hangi umutlar, hangi derin avuntular yatar, bizim için ve herkes için bundan kim ders alır? Çünkü onlar biliyorlar: hiçbir ilerleme, teknoloji, ustalık bize kurtuluş ve iyilik getirmeyecektir. Bizim sosyalizm dediğimiz büyük dönüşüm sadece ruhtan, sadece içsel ihtiyaçlarımızdan ve içsel zenginliğimizden doğacaktır.
Fakat bizim için dünyada herhangi bir yerdeki karanlıktan hiç bu kadar uzak ve bilinmez, hiçbir sürpriz yoktur? Geçmişin hiçbir analojisi bize tümüyle uygulanamaz. Dünyanın yüzeyi bizim tarafımızdan bilinmektedir, ellerimiz onun üstündedir ve nazarımız onun çevresinde dolanmaktadır. On yıllardır ya da bin yıldır bizden hala ayrı olan halklar –Japonlar, Çinliler- ilerlememiz için, kendi durağan yaşam biçimlerini ve medeniyetimiz için kendi kültürlerini hevesle takas ediyorlar. Bu devletin diğer, daha küçük halkları Hristiyanlığımız ile ya da alkol ile yok edilmiş veya bozulmuştur. Bu sefer, yenilenme kendimizden gelmelidir, gerçi bunu yaparken bize en çok belki de yeni bir karışımın halkları – Amerikalılar gibi- eski devirlerden halklar -Ruslar, Hintliler gibi- ve belki de Çinliler faydalı olacaktır.
Bizler çöküşün halkıyız; bu çöküşün öncüleri aptalca güç yarışı, bireyin utanç verici tecridi ve teslimiyeti nedeniyle yorgun düşmüş olanlardır.
Ahlaki bozulma halinden kurtulmaya çalışıp yenilenmiş ilk kültürün efsanevi zamanlarına, komünizme kaçan ilk insanlar; görülebilir, dokunulabilir, ifade edilebilir bir forma sahip yeni bir ruhun çekiciliğine uzun süre kapılmamıştı. Kendilerini büyüleyen çok kuvvetli bir yanılsamanın görkemine sahip değillerdi. Fakat onlar eski büyük dönemlerin batıl, acınası, tanınamaz kalıntılarını terk ettiler. Sadece dünyevi mutluluğun peşinde koştular ve böylelikle yaşamları kurumlarına, sosyal yaşamlarına, çalışmalarına ve malların dağılımına nüfuz eden adalet ruhu ile yeniden başladı. Göksel yanılsama öncesinde dünyevi bir eylem olarak adaletin ruhu ve gönüllü birlikteliğin yaratılması, sonradan dünyevi eylemi topluma kazandıracak ve dahası onu doğal olarak ikna edici kılacaktı.
Bu sözlerle, geçmiş uzun binyılın barbarlarından mı bahsediyorum? Araplar’ın, İrokualar’ın, Grönlandlılar’ın atalarından mı bahsediyorum?
Bilmiyorum. Eski ve şimdiki sözde barbar halkların kökenleri ve değişimleri hakkında çok az şey biliyoruz. Herhangi bir teamüle ya da gerçek bir delile neredeyse hiç sahip değiliz. Sadece, barbar veya yabani olduklarını öne sürülenlere ait sözde ilkel hallerin insanlığın başlangıcı açısından asli olmadığını biliyoruz. Nitekim zihinsel kapasitelerinin ötesinde eğitim alan pek çok uzman buna inanmaktadır. Bu tür bir başlangıç bilmiyoruz. “Barbarların” kültürleri dahi bir yerlerden gelmiştir, beşeriyette derin köklere sahiptir. Belki de bizim kaçmaya çalıştığımız barbarlık gibi bir barbarlıktan gelmişlerdir.
Kendi halklarımızdan bahsediyorum; kendimizden bahsediyorum.
Bizler çöküşün halkıyız; bu çöküşün öncüleri aptalca güç yarışı, bireyin utanç verici tecridi ve teslimiyeti nedeniyle yorgun düşmüş olanlardır. Artık bağlayıcı bir ruhun olmadığı, sadece bozulmuş kalıntıların, batıl inanç saçmalığının ve onun kaba vekili, dış güç baskısı, devletin olduğu düşüşün halkıyız. Çöküşün halkıyız ve bundan dolayı bu tür çöküşün öncüleri bu dünya yaşamının ötesine işaret edilmesini anlamlı bulmazlar, kutsal olarak inanabilecekleri ve iddia edebilecekleri hayali bir cenneti tasavvur edemezler. Bizler, sadece tek bir gerçek ruhla – komünal yaşamın dünyevi konuları ile ilgili adalet ruhuyla- tekrar yukarı çıkabilecek olan halkız. Bizler, sadece sosyalizmle kurtarılabilecek ve kültüre getirilebilecek halkız.
Çev: Nesrin Aytekin
https://itaatsiz.org/2020/04/12/sosyalizme-cagri-gustav-landauer-4/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.04.14 02:22 ithinksoco Covid-19 Pandemi Sürecinde Google Güncellemeleri

Google Arama ve Google Haritalar'daki Değişiklikler

Geçtiğimiz haftalarda Twitter kullanıcıları Google arama sonuçlarında ve haritalarda kafe ve restoran gibi konumlara yeni etiketler geldiğini fark ettiklerini söyleyen tweetlere yer vermişlerdi. Google'ın alıştığımız etiketlerinin yanında, artık yeme-içme yerlerinin yanında eve teslimat ya da paket servis hizmeti sunup sunmadığına dair bazı etiketler mevcut.
Henüz Türkiye genelinde bu etiketlere rastlamasak da birçok ülke ve şehirde bu uygulamaya geçildi ve yakında Türkiye'de de bu etiketlere daha sık yer verileceğini tahmin ediyoruz.

COVID-19 için Özel Duyuru Yayınlama

Google, pandemi ile ilgili olarak Google Aramalar'da vurgulanabilecek özel duyurular yapmanın yeni bir yolu olduğunu açıkladı. Web yöneticileri, web sayfalarına özel anonslar ve duyurular ekleyebilir.
Google ilk olarak sağlık ve devlet kurumu sitelerinin duyurularını vurgulamak, okul kapanmaları veya evde kalma yönergeleri gibi önemli güncellemeleri duyurmak için yayınladığı bu güncellemeyi diğer web siteleri için de genişletiyor. Daha fazla bilgi için Google'ın COVID-19 duyurularına yapılandırılmış veriler ekleme sayfasına bakabilirsiniz.

Google Haberler'de Yeni COVID-19 Deneyimi

Google, insanların pandemi gündemi hakkında en son yetkili haberleri bulmasına ve bunlarla etkileşime geçmesine yardımcı olmak için ek güncellemeler duyurdu.
Google Haberler'deki yeni COVID-19 güncellemeleri şunları içerir:
Google Asistan da daha fazla dille uyumlu hale getirildi, böylece dünya çapındaki kullanıcılar mobil cihazlarında COVID-19 salgınıyla ilgili en son güncellemeleri akıllı ekranlarından alabilecekler.
Google Haberler'deki COVID-19 başlığından gündemdeki haberleri ve diğer gelişmeleri takip edebilirsiniz.

GoogleAds Reklam Politikasında Yapılan Değişiklikler

Google, mevcut uygunsuz içerik politikasında yaptığı değişikliklerle hassas olaylarda çıkar sağlama ve duyarlılık göstermeme konularınıın önüne geçmeyi hedefliyor.
Uygunsuz içerik politikasının tam listesine göz atmanızı tavsiye ederiz.

Topluluk Hareketliliği Raporlarının Oluşturulması

Büyüyen salgın hastalığa ve bulaşma hızını yavaşlatmak için alınan önlemlere yanıt olarak Google, COVID-19 Topluluk Hareketlilik Raporlarının erken yayımını sundu. Bu raporlar, evden çalışma ve yerinde barınmayı amaçlayan diğer halk sağlığı stratejileri hakkında nelerin değiştiğine dair en son bilgileri sunmaktadır. Raporlar, satış yapan yerler, bakkallareczaneler, parklar, transit istasyonları, işyerleri ve konut gibi farklı üst düzey kategoriler arasında zaman içinde coğrafyaya göre hareket eğilimlerini grafik olarak gösteriyor.
İncelemek isterseniz buraya Türkiye Topluluk Hareketi Raporunu bırakıyoruz.
Google'ın güncellemelerine ve iyileştirmelerine pandemi süresince devam edeceğini tahmin ediyoruz. Hem bireysel duyarlılık sağlamak hem de markanız adına uygulayabileceğiniz yeniliklerden haberdar olmak adına güncellemeleri takip etmenizde fayda var.
Daha önce yayınladığımız Google Ads 2020 Güncellemeleri yazımıza da göz atmanızı tavsiye ediyoruz.

Kaynak: https://www.ithinkso.co/blog-covid-19-pandemi-surecinde-google-guncellemeleri
submitted by ithinksoco to u/ithinksoco [link] [comments]


2020.04.13 15:11 emrecann150 seo uyumlu web site

📷SEO Uyumlu Web Sitesi

Web sitesi nasıl olmalı? SEO dostu web sitesi özellikleri

Web sitesinin nasıl görünmesi gerektiği sorusuna özel bir cevap olarak, SEO uyumlu web site olması gerektiğini söyleyebiliriz. Yani bu soru SEO'nun bir web sitesinin nasıl uyumlu olabileceği sorusunu gündeme getiriyor. Yazılım ve web sitesi tasarımının nasıl görünmesi gerektiğine dair çoğu açıklama, SEO kriterlerini karşılayan web sitesinin tanımıdır.

Web sitesinin içeriği nasıl olmalıdır?

📷Web sitesinin içeriği
İçeriği, web sitenizi oluşturma amacına bağlıdır. Bununla birlikte, SEO uyumlu web siteSEO uyumlu web site web sitesi özellikleri">SEO uyumlu bir web site için genel bir kural vardır: içeriği bilgilendirici olmalı ve ziyaretçi isteklerine yanıt vermelidir. Bu amaçla, her sayfada görsel ve metinsel içeriğe sahip olmalısınız. Metninizin içeriği en az 300 kelimeden oluşmalı ve kopyalanmamalıdır. Resimleriniz başlık ve alt başlık içermeli ve bu başlıklarda metin içeriğinize odak anahtar kelimeniz yer almalıdır. İlk olarak, iyi bir içerik stratejisi geliştirilmeli ve planlanmalıdır. Ayrıca, içeriğinizi sık sık güncellemek, karyolaların web sitenizi taramak için kullanabileceği kullanışlı bir uygulamadır. Ziyaretçilerine orijinal içerik sunan web siteleri zamanında listelenir.
Sayfa hızını optimize etme Amaç, web sitenizdeki kullanıcı deneyimini en üst düzeyde tutmaktır. Bunun için en önemli kriterlerden biri, sayfalarınızın hızlı yüklenmesi. Hızlı yüklenmeyen sayfalar, ziyaretçilerin web sitenizden ayrılmasına neden olur. Google'ın ziyaretçilerin web sitenizde kalma zamanları olması da önemlidir. Sayfalarınız yavaş yükleniyorsa, bu süre daha kısa olacaktır. Web sitesini nasıl hızlandıracağınızı ve sayfa hızını nasıl ölçeceğinizi merak ediyorsanız PageSpeed ​​Insights aracını kullanabilirsiniz. Bu, sayfa hızınızı ölçmeniz ve 85 yaşın altındaysanız gerekli iyileştirmeleri yapmanız gereken yerdir.

Web sitesi nasıl tasarlanmalıdır?

📷Web Sitesi Nasıl Tasarlanmalıdır?
Web sitesini tasarlamaya başlamadan önce ne tür bir web sitesi olduğunu analiz etmek önemlidir. Kurumsal web tasarımı ve kişisel web tasarımı veya e-ticaret web sitesinin tasarım stilleri çok farklıdır. Örneğin, kurumsal bir web sitesi varsa, temsil ettikleri kurum veya markanın kimliğini yansıtan tasarımlar, hizmet veya ürün tanıtımının ön saflarında yer alır. En önemli şey bitmiş tasarımları kullanmak değil. Önceden oluşturulmuş tema tasarımlarını kullanırken, artık benzersiz ve kurumsal veya markaya özgü bir web sitesi değildir. Bu temaları kullanan birçok web sitesi vardır ve web sitenizi diğerlerinden öne çıkaramazsınız. Özgünlük de önemli bir SEO ölçütüdür. Web siteniz, içerikten tasarıma ve kodlamaya kadar size ve markanıza özgü olmalı ve yinelenen öğeler içermemelidir. Bu, Google arama motorunun daha fazla önem verdiği konulardan biridir. Tasarımda kullanılacak renkler markanın kurumsal renklerinden oluşmalı ve bir web sitesinde 2-3'ten fazla renk kullanılmamasına dikkat edilmelidir. Kişisel web sitesi genellikle doktorlar, mimarlar, sanatçılar ve sanatçılar gibi isimlerle kendilerini tanıtmak isteyen kişiler için bir portföy web sitesidir. Bu web sitelerinde kullanılacak renkler, insanların oluşturmak istediği endüstri veya marka stiline de uygun olmalıdır. Renkli bir logoları varsa, aynı renkleri kullanan bir web sitesine bütünlük sağlanmalıdır. Bütünlük sadece renkler tarafından değil, kullanılan görsel öğelerle de garanti edilmelidir. Örneğin, yuvarlak şekiller kullanan bir web tasarımında, menü görüntüyü karmaşıklaştıran keskin kenarlı çerçevelerde görüntülenir. Bu nedenle, ziyaretçilerinize iyi bir estetik deneyim sunmak için web sitenizin görsel olarak dengeli bir düzen ve bütünlük sunan bir tasarım gereklidir. Bazı web sitelerinde, menü yapısının soldan sağa veya sola doğru yan çubuklar şeklinde yerleştirildiğini gördünüz. Tasarım açısından farklı bir görünüme ve estetiğe sahip olmasına rağmen SEO açısından sakıncalıdır. Web sitenizi tararken botlar soldan sağa okunur. Menünüz solda olduğundan, sayfanızdaki içerikten geçmeden menünüzü taramaya başlar. SEO uyumlu başlık ve açıklama nasıl yazılır">SEO açısından kritik olmamasına rağmen, olumsuz bir durum olduğu için önermiyoruz.
Web sitesinin yazılımla hangi işlevleri olmalıdır?
Mobil cihazlarda düzgün görüntülenmeyen bir web sitesine ulaşmak için sabırsızlanıyoruz. Şimdi biliyoruz ki duyarlı bir tasarım olmalı. Web sitesi kodlaması çekici tasarıma göre oluşturulmalıdır. Web sitenizin kodlaması, tüm tarayıcılarda doğru görüntülenecek şekilde oluşturulmalıdır. Chrome en yaygın kullanılan tarayıcı olmasına rağmen, Firefox, Safari ve Edge gibi tarayıcıların kullanıcıları hafife alınmamalıdır. Web sitesinin nasıl kodlanması gerektiği sorusunun yanıtlarından biri, kodlama yapısını W3school standartlarına göre kullanmaktır. SEO uyumlu web site meta etiketler ve başlıklar içeriyor SEO uyumlu web siteniz için, sayfalarınızın her biri bir başlık içermelidir. Başlık, sayfalarınızın ana başlığıdır. Google arama sonuçlarında, yukarıdaki mavi metne sahip bölüm başlık, aşağıdaki sayfanın URL'si ve açıklama, yani açıklama bölümüdür. Başlık en önemli anahtar kelimemizdir ve sayfa içeriğinin odaklandığı kelimeden oluşmalıdır. Açıklama bölümü başlık olarak her sayfada olmalıdır. Çoğu kullanıcı bu açıklamaları okur ve aradıklarına ulaşıp ulaşamayacaklarına karar verir. Bu nedenle, sayfanızın alınmasını etkileyen bir öğedir. Açıklama bölümünde anahtar kelimeler içeren bir veya iki anlamlı cümleden oluşmalıdır. 160 karakterden fazla içermemelidir. Ancak, anahtar kelimeleri arka arkaya düzenlemek doğru değildir. SEO uyumlu bir web sitesi için bir diğer önemli unsur H başlıklarının kullanılmasıdır.Belirli bir hiyerarşik sırayla kullanılması gereken bu başlıklardan H1, sayfanızın her sayfasında olmalı ve içeriğinizin başlığı olmalıdır. H2, H3'te birbiri ardına hiyerarşik olarak kullanılmalıdır, örneğin H2, H3'ten sonra kullanılmamalıdır. H başlıklarının kullanımı SEO için önemli bir kriterdir.
İçeriğinizi özgün ve nitel hale getirin Arama motorları içeriğe önceki yıllara göre daha fazla dikkat eder. Geçmişte anlamsal bir yaklaşım kullanarak içeriği derecelendiremeyen arama motorları artık sayfa süresini, sıçramayı ve sayfa içeriğindeki kelime sayısının ötesine geçen diğer birçok faktörü derecelendirir. Kullanıcıya yararı ölçerek söz konusu içeriğin kalitesini değerlendirin. Bu nedenle, aşağıdaki noktalara dikkat etmeliyiz: * Web sitenizin içeriği (metin ve resimler) orijinal olmalıdır. * Web siteniz, kullanıcının çok fazla zaman harcayabilmesi için yüksek kaliteli içerik içermelidir. * Mümkünse içeriğinize video alın. Bu şekilde, kullanıcılar web sitenizde daha fazla zaman harcarlar. * Web sitenizdeki metinlerin dilbilgisi ve yazım kurallarına uyduğundan ve anlaşılması kolay olduğundan emin olun.
3. Web siteniz hızla açılmalıdır Web siteniz çok hızlı açılmalıdır. Birçok arama motoru için bu çok önemli bir kuraldır. Bu nedenle, web sitenizdeki resimler ve kod yapısı optimize edilmelidir. Web sitenizin hızını ölçmek için sizi bir önemli araçla tanıştırmak istiyorum: GT Metrix: https://gtmetrix.com/
SEO uyumlu bir web sitesi oluşturursak, ileride olur muyuz?
Arama motoru optimizasyonu kavramını incelersek, sadece site içindeki faktörlerin değil, site dışındaki faktörlerin de arama sıralamasında etkili olduğunu görebiliriz. Sitedeki SEO uyumluluğu% 100 olsa bile, bir web sitesi en üstte olmayabilir. Sizinle ilgili terimlerle rekabet eden rakiplerinizin durumuna bağlıdır. Öncelikle rekabetçi anahtar kelimelerle ilk sayfada olan şirketler genellikle web sitesinde SEO çalışır. Bu durumda, yerinde SEO'nun önlerinde olmak isteyen bir şirket için yeterli olmadığını söyleyebiliriz.
submitted by emrecann150 to blogs [link] [comments]


2020.03.26 20:11 karanotlar Salgın Durumu Üzerine

Alain Badiou
Çeviri: Büşra Özcan ve Dicle Kızılkan
Başından beri, viral bir pandemi ile karakterize edilen güncel durumun hiç de öyle özellikle olağanüstü olmadığını düşündüm. AIDS’in (viral) pandemisinden kuş gribine kadar; Ebola virüsü, SARS1 virüsü, birkaç başka gribi de unutmadan –antibiyotiğin iyileştirmediği verem çeşitlerine, kızamığın geri dönüşüne değinmiyorum bile– dünya pazarının, tıbben yetersiz bölgelerin varlığı ve gerekli aşılar konusundaki küresel disiplinin eksikliği ile birleşerek kaçınılmaz olarak ciddi ve yıkıcı salgınlar ürettiğini biliyoruz (AIDS özelinde, birkaç milyon ölüm). Mevcut pandemi halinin, oldukça konforlu ‘Batı Dünyası’ndaki büyük etkisini saymazsak –ki bu bile başlı başına yeni bir önemi olmayan, bunun yerine sosyal medyada şüpheli ağıtları ve iğrenç ahmaklıkları ortaya çıkaran bir gerçek– bariz koruyucu önlemlerin ve yeni hedeflerin yokluğunda virüsün ortadan kalkması için geçecek sürenin ötesinde, neden bu kadar üst perdeden konuşmanın gerekli olduğunu anlamadım.
Dahası, devam eden salgının gerçek adı hatırlatmalı ki, gökkubbenin altında yeni bir şey yok. Bu gerçek isim SARS 2, yani ‘Ağır Akut Solunum Sendromu 2’, tanımın (2003 baharında dünyaya yayılan SARS 1 epidemiğinden sonra) ikinci defa kullanıldığını gösteriyor. O zamanlar ’21. yüzyılın ilk bilinmeyen hastalığı’ olarak adlandırılmıştı. O halde mevcut salgının hiçbir şekilde, radikal ölçüde yeni veya eşi benzeri görülmemiş bir şey olmadığı açıktır. Bu yüzyılda türünün ikinci örneğidir ve ilkinin varisi olabilir. Öyle ki bugün yetkililere tahmin konusunda yöneltilebilecek tek manalı eleştiri, SARS 1 deneyiminden sonra SARS 2 ile mücadele etmeyi mümkün kılacak hakiki araçları sağlayabilecek araştırmaların fonlanmamış olmasıdır.
Bu yüzden diğer herkes gibi kendimi evimde tecrit etmeye çalışmaktan başka yapacak bir şey veya diğer herkesi aynısını yapmaya teşvik etmeyi amaçlayan laflardan başka söylenecek bir söz olduğunu düşünmedim. Bu noktada katı bir disipline bağlı kalmak, en çok maruz kalanlara destek olmak ve temel koruma sağlamak açısından gereklidir. En çok maruz kalanlar, enfekte olanlar dahil diğerlerinin disiplinine güvenebilmeleri gereken, ön cephede yer alan sağlık personeli; bakım evlerinde bulunan yaşlılar gibi en zayıf olanlar ve hastalığın kendisine bulaşma riski yüksek olan, her gün işe gidenlerdir. ‘Evde kal’ emrine itaat edebileceklerin disiplini, evi olmayanlara veya ev demeye bin şahit isteyecek yerlerde yaşayanlara güvenli bir barınak bulmayı ve önermeyi de kapsamalıdır. Bu durumda otellere el konulması tasavvur edilebilir.
Bu görevlerin giderek daha acil olduğu doğrudur ancak en azından ilk tahlilde, büyük bir analitik çabayı veya yeni bir düşünme biçiminin oluşturulmasını gerektirmiyor.
Ama yakın çevremde rastladıklarım da dahil olmak üzere, yarattıkları kafa karışıklığı ve içinde bulunduğumuz basit durumu anlamadaki mutlak yetersizlikleriyle beni öfkelendiren çok şey okuyor ve duyuyorum.
Bu buyurgan bildirgeler, patetik çağrılar ve ısrarlı suçlamalar değişik biçimler alsa da hepsi mevcut pandeminin inanılmaz basitliğini ve acayiplik yokluğunu hor görme konusunda bir. Kimileri, doğası gereği yaptığını yapmaya mecbur güçler karşısında gereksizce bir kölelik halinde. Ötekilerse gezegene ve onun esrarına yakarırlar, ki beyhudedir. Berikiler her şeyde talihsiz Macron’u suçlar ki garibim epidemi ya da savaş zamanlarında devletin başı olarak ne yapması gerekiyorsa onu yapmaktadır ve işini yapmakta diğerlerinden geri kalıyor da değildir. Bazıları, eşi görülmemiş bir devrimin (virüsün imhasıyla olan bağı hala anlaşılmaz olan) kurucu olayı hakkında kuru gürültü yaparlar - devrimcilerimiz yeni bir araç filan da sunmamıştır bu arada. Kimileri kendilerini kıyamet karamsarlığına batırır. Diğerleriyse çağdaş ideolojinin altın kuralı ‘önce ben’in bu defa kendilerine çıkar sağlamayışından, yardım etmeyişinden ve hatta belanın belirsizce sürmesinin suç ortağı oluşundan ötürü örselenmiş hissederler.
Görünen o ki salgının zorluğu her yerde Aklın esas işlevini ortadan kaldırıyor, özneleri Orta Çağ’da veba ortalığı süpürürken gelenekselleşmiş acınası tesirlere dönmeye zorluyor (mistisizm, uydurma, dua, kehanet ve lanet).
Sonuç olarak, bir şekilde bazı basit fikirleri bir araya getirme mecburiyeti hissediyorum. Onlara memnuniyetle Kartezyen derdim.
O halde, başka yerlerde pek bayağıca tanımlanmış ve bu yüzden de pek bayağıca ele alınmış sorunu tanımlayarak başlayalım.
Bir salgın, doğal ve toplumsal belirlenimler arasında her zaman bir bağlantı noktası olması gerçeği nedeniyle karmaşıktır. Kapsamlı analizi çaprazlamadır; kişi iki belirlemenin kesiştiği noktaları kavramalı ve sonuçları buna göre çıkarmalıdır.
Örneğin, güncel salgının ilk dayanağı yüksek ihtimalle Wuhan bölgesinin pazarlarında bulunabilir. Çin pazarları tehlikeli kirlilikleriyle, üst üste yığılmış her türlü canlı hayvanın açık hava satışının engellenemeyişiyle bilinirler. Dolayısıyla belirli bir anda yarasalardan gelen virüs, vasat hijyen koşullarında ve kalabalık ortamda, bir hayvan formunda kendine yer bulmuştur.
Virüsün bir türden diğerine olan yörüngesi böylece insan türüne doğru seyreder. Tam olarak nasıl? Henüz bilmiyoruz ve yalnızca bilimsel çalışmalardan öğrenebileceğiz. Hazır değinmişken, kendilerine bakılırsa her şeyin kökeninde Çinlilerin yarı canlı yarasa yemesi yatan, internette dolanan tipik ırkçı anlatılara ve sahte görsellere sövelim...
Sonunda insana ulaşan hayvan türleri arasındaki bu yerel geçiş tüm meselenin başlangıç noktasıdır. Bundan sonrası artık yalnızca çağdaş dünyanın temel bir verisinin işlenmesidir: Çin’in devlet kapitalizminin emperyal rütbeye yükselişi, diğer bir deyişle yoğun ve evrensel bir şekilde dünya pazarında bulunma durumu. İşte karantina başlayana dek çoktan sayısız yayılım ağının oluşmuş olmasının sebebi budur. Çin hükümeti çıkış noktasını, yani 40 milyon nüfuslu bir eyaleti son derece başarılı bir şekilde tecrit etmişti; fakat bu hamle epideminin yerküreye yayılmak üzere yola çıkışını, uçaklarla ve gemilerle taşınmasını durdurmak için fazla geç kaldı.
Salgını açıklığa kavuşturucu, benim çifte eklem dediğim şu detayı bir düşünün: bugün SARS 2 Wuhan’da zapt edildi ancak birçoğu yurtdışından gelen Çin vatandaşları sebebiyle Şanghay’da bir sürü vaka var. Dolayısıyla Çin’de ilki arkaik sonraki modern olmak üzere; kötü koşullara sahip eski usul pazarlardaki doğa-toplum kesişimi ile kapitalist dünya pazarının hızlı ve aralıksız hareketliliğine dayanan küresel dağılım arasındaki bağı gözlemleyebiliyoruz.
Sonrasında devletlerin yerel olarak bu dağılımı bastırmaya çalıştığı aşamaya giriyoruz. Salgın çaprazlama/evrensel ilerlerken hükmün yerel kaldığını da belirtelim. Bazı ulus-ötesi otoritelere rağmen, ön cephede olanların yerel burjuva devletler olduğu açıktır.
Burada çağdaş dünyanın büyük bir çelişkisine değiniyoruz. İmal edilen malların seri üretim süreci de dahil olmak üzere ekonomi, dünya pazarının himayesi altına girmektedir; basit bir cep telefonu montajının bile en az yedi farklı devlette, maden sektörü de dahil olmak üzere işgücü ve kaynakları harekete geçirdiğini biliyoruz. Ne var ki siyasi güçler esasen ulusal ölçekte kalmaktadır. Avrupa, ABD gibi eski emperyalizmler ile Çin, Japonya gibi yeni emperyalizmler arasındaki rekabet, kapitalist bir dünya devletiyle sonuçlanacak herhangi bir süreci dışlamaktadır. Salgın aynı zamanda ekonomi ve politika arasındaki ayrımın çirkince kendini teşhir ettiği bir andır. Avrupa devletleri bile virüs karşısında politikalarını zamanında ayarlamayı başaramıyorlar.
Bu çelişkinin gölgesinde, ulus devletler riskin doğası onları yetkilerinin eylem ve biçiminde değişiklik yapmaya zorlasa da Sermaye’nin işleyişine mümkün olduğunca riayet ederek salgınla baş etmeye çalışıyor.
Ülkeler arasındaki bir savaş durumunda devletlerin, yerli sermayeyi kurtarmak için, beklenileceği gibi yalnızca halk kitlelerine değil burjuvaziye de hatırı sayılır sınırlamalar getirmek zorunda olduğunu çok uzun zamandır biliyoruz. Kimi endüstriler doğrudan hiçbir paraya çevrilebilir artı değer yaratmayan askeri teçhizatın ölçüsüz üretimi adına neredeyse tümüyle millileştirilmiştir. Çoğu burjuva memur olarak silah altına alınmış ve ölümle karşı karşıya getirilmiştir. Bilim insanları yeni silahlar üretmek için gece gündüz çalışmış, pek çok entelektüel ve sanatçı ulusal propaganda ihtiyacını karşılamaya zorlanmıştır, vb.
Bir salgınla karşı karşıya kalındığında bu türden bir devletçi refleks kaçınılmazdır. Bu nedenle, Macron ve başbakan Edouard Philippe’in ‘refah’ devletinin dönüşüne ilişkin açıklamaları (işsizleri desteklemek için harcama yapmak, dükkanları kapanan serbest çalışanlara yardım etmek, devlet hazinesinden 100 ya da 200 milyar talep etmek ve hatta ‘millileştirme’ ilanları) şaşırtıcı ya da paradoksal değildir. Buradan çıkan sonuç Macron’un kullandığı metaforun –Koronavirüse karşı savaştayız– doğru olduğudur: Savaşta ya da salgında, devlet stratejik bir felaketten kaçınmak için kimi zaman sınıf doğasının olağan seyrini ihlal etmek, daha otoriter ve umumu hedefleyen uygulamaları üstlenmek zorunda kalır.
Bu tutum, mevcut toplumsal düzenin içinde kalarak ve mümkün olan en yüksek kesinlikle, salgını zapt etme amacının –Macron’un metaforunu yeniden ödünç alırsak, savaşı kazanmanın– bütünüyle mantıksal sonucudur. Şakası olmayan, doğa (dolayısıyla bilim insanlarının bu konudaki rakipsiz rolünü) ve toplumsal düzeni (dolayısıyla devletin, ki başka türlüsü olamazdı, otoriter müdahalesini) kesiştiren ölümcül bir sürecin yayınımının dayattığı bir zorunluluktur.
Bu çabanın ortasında büyük bir boşluğun belirmesi kaçınılmazdır. Koruyucu maske yokluğunu ve hastane izolasyonu konusundaki hazırlıksızlığı göz önünde bulundurun. Ama kim bu tür bir durumu ‘tahmin etmekle’ böbürlenebilir ki? Belirli açılardan devletin mevcut durumu engellemediği doğru. On yıllar içinde ulusal sağlık sistemini, kamu yararına hizmet eden tüm devlet sektörleriyle birlikte zayıflatarak devlet, yıkıcı bir salgına benzer hiçbir şey ülkemizi etkileyemezmiş gibi davrandı. Bu açıdan devlet, yalnızca Macron şahsında değil, geçtiğimiz 30 yılda göreve gelenlerin tümü şahsında, mutlak suçludur.
Ancak şu belirtilmelidir ki, belki birkaç yalıtık bilim insanı haricinde, hiç kimse Fransa’da bu tür bir salgının yaşanabileceğini öngörmemiş, bunu hayal dahi etmemiştir. Pek çok kimse büyük ihtimalle bu tür bir şeyin izbe Afrika ya da totaliter Çin’e müstahak olduğunu düşünmüştür, demokratik Avrupa’ya değil. Nutuk atma ve son zamanlarda kendilerine seçtikleri gülünç hedef Macron hakkında yaygara koparmaya devam etme hakkının tadını çıkaran solcular –ya da Sarı Yelekliler ve hatta sendikacılar– da bunu kesinlikle öngöremediler. Tam tersine, salgın Çin’den gelmekteyken, çok yakın zamana kadar, onların –kim olursa olsun– bugün olan bitene ilişkin iktidarın aldığı önlemlerdeki gecikmeleri yüksek sesle mahkûm etme ehliyetlerini elinden alması gereken kontrol dışı toplantılar ve gürültülü gösteriler gerçekleştirdiler. Doğrusunu söylemek gerekirse Macron devletinden önce bu tedbirleri hiçbir siyasal güç almamıştır.
Devlet bakımından durum, burjuva devletin açıklıkla, kamusal olarak, burjuvaziden daha geniş kesimlerin menfaatine davranırken, stratejik olarak gelecekte bu devletin genel biçimini temsil ettiği sınıf çıkarlarının üstünlüğünü sürdüreceği mahiyettedir. Bir başka deyişle, konjonktür devleti, kendisi genel mahiyette olan bir düşmanın –savaş zamanlarında bu yabancı işgalci olabilir, mevcut durumda SARS 2 virüsüdür– içerideki varlığından ötürü durumu yetkili temsilcisi olduğu sınıfın çıkarlarını daha kamusal çıkarlarla kaynaştırmaya başvurarak kontrol etmeye zorlamaktadır.
Bu tür bir durum (dünya savaşı ya da dünyasal salgın) politik düzlemde ‘tarafsız’dır. Geçmişteki savaşlar yalnızca iki durumda, Rusya’da ve Çin’de – bunlar o dönemin imparatorlukları bakımından aykırı değerler olarak adlandırılabilir– devrimleri tetikledi. Rusya örneğinde bunun nedeni Çarlık rejiminin her anlamda ve çok uzun süredir, ve aynı zamanda bu uçsuz bucaksız ülkede gerçek bir kapitalizmin doğumuna potansiyel olarak adapte olan bir güç olarak, gerilemesiydi. Ve ona karşı, Bolşevikler suretinde, olağanüstü liderler tarafından iradeli bir biçimde yapılandırılmış, modern bir politik öncü mevcuttu. Çin örneğinde, devrimci iç savaş dünya savaşını öncelemişti ve Çin Komünist Partisi henüz 1940 senesinde denenmiş ve sınanmış bir halk ordusunun başında bulunuyordu. Buna karşın hiçbir Batılı güç muzaffer bir devrimi tetiklemedi. 1918’de yenilen Almanya’da bile Spartakist ayaklanma hızlıca ezildi.
Bundan alınacak ders açık: sürmekte olan salgın, salgın olarak, Fransa gibi bir ülkede kayda değer hiçbir siyasal sonuç doğurmayacaktır. Burjuvazimizin –yeni başlayan homurdanmaları ve yaygın olsa da eften püften sloganları göz önüne alınacak olursa– Macron’dan kurtulma vaktinin geldiğine inandığını varsaydığımızda bile bu hiçbir kayda değer değişiklik anlamına gelmeyecek. ‘Siyaseten doğru’ adaylar, köhne olduğu kadar tiksinti verici de olan ‘milliyetçiliğin’ küflenmiş bir biçiminin müdafileri olarak halihazırda kulislerde beklemekte.
Bu ülkenin politik koşullarında esaslı bir değişimi arzulayanlar olarak bu salgının doğurduğu aralıktan ve hatta –bütünüyle gerekli olan– izolasyondan politikanın yeni biçimleri, yeni politik alanlara ilişkin tasarılar ve komünizmin görkemli yaratımını ve –ilgi çekici olmakla birlikte son kertede yenilgiye uğramış– devletçi deneyimini takip edecek olan ulus-aşırı üçüncü aşaması üzerine çalışmak için faydalanmalıyız.
Ayrıca salgın gibi bir hadisenin kendi başına politik olarak yaratıcı bir yönde etkili olabileceğine inanan her bakış açısının sıkı bir eleştirisini gerçekleştirmek gerekiyor. Salgın hakkındaki bilimsel bilginin genel yayılımına ilaveten, politik bir talep yalnızca hastaneler ve halk sağlığı, okullar ve eşitlikçi eğitim, yaşlıların bakımı ve bu türden başkaca sorunlara ilişkin yeni ifade ve görüşlerle sürdürülebilir. Herhalde yalnızca bunlar mevcut durumun su yüzüne çıkardığı tehlikeli güçsüzlüğün bilançosu ile birlikte telaffuz edilebilir.
Sırası gelmişken açıkça ve cesaretle sözde ‘sosyal [olan] medya’nın, bir kez daha palavracıların akli felcinin, raydan çıkmış söylentilerin, nuh nebiden kalma ‘yenilikler’in keşfinin ve hatta faşizan gericiliğin yayılması için bir zemin olduğu açıkça ve cesurca gösterilmelidir.
İzolasyonumuz süresince bile ve hatta özellikle de bu süreçte, bilim tarafından kontrol edilebilir hakikatler ve yeni bir politikanın ayağı yere basan perspektifleri, yerelleşmiş deneyimleri ve stratejik amaçları haricindeki hiçbir şeye güvenmeyelim.
https://www.teorivepolitika.net/index.php/component/k2/item/696-salgin-durumu-uzerine
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.03.23 10:12 NewsJungle BAE Korona Virüs Salgını Çerçevesinde Üst Düzey Önlemler Aldı

BAE maksimum önlemler aldı ve ulusal ve uluslararası görevleri en üst düzeyde yerine getirmek için tüm çabaları gösterdi, BAE sadece eğriyi düzeltmedi, aynı zamanda dünya çapında en yüksek test ve önleme çabalarına ulaştı. BAE yöneticileri vatandaşların ve sakinlerinin güvenliğini ve refahını atmadılar, tüm topluluklar arasında olumsuzluk ve pozitiflik yaydılar. Liderler ve yetkililer herkese sonsuz yiyecek ve tıbbi malzeme temin ederken, süpermarketler, eczaneler ve klinikler kaos ve panik olmadan aynı düzeyde hizmet verdiler. Yöneticilerin azami rehberliği ve desteği ile önlemler ciddiye alınırken, ülkedeki camiler ve ibadet yerleri şu anda pandemi bitene kadar kapalı. Ülke ayrıca, sosyal distantasyonu başarıyla uygulama çabalarında, yüksek öğretim de dahil olmak üzere, devlet ve özel okul için Uzaktan Öğrenme Programlarını hemen başlattı, ayrıca, güvenliklerini sağlamak ve geri dönmeleri için alternatif seçenekler sunmak için yurtdışında eğitim gören tüm BAE vatandaşlarıyla temasa geçti. ve çalışmalarına burada ücretsiz devam ediyorlar. Cetvellerin yönleri ile BAE, patlak vermeye başladığı Wuhan şehrinden terk edilmiş Sudan ve Yemen vatandaşlarını geri getirdi ve sonunda hepsinin negatif olduğu Zayed Humanitarian City'de karantina ve izleme altında tuttular. Dahası, BAE’nin İran'la olan ilişkisi ne olursa olsun, bu küresel zorluğun üstesinden gelmek için gereken tüm hayatta kalma kaynaklarını Dünya Sağlık Örgütü ile işbirliği içinde İran’a gönderdik.
BAE krizi, önleme tedbirlerinden başlayarak tanı, tedavi, karantinaya kadar, vatandaşlarına, sakinlerine, terk edilmiş bireylere ve salgını idare etmek için son derece zor bir zaman geçirecek ülkelere tam iyileşme sağlayarak, insancıl ve etkili bir şekilde yönetti.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2020.03.17 22:35 canozkan_91 10.6 Yama Notları

https://tr.leagueoflegends.com/tr-tnews/game-updates/10-6-yama-notlari/
Merhaba, dünya sakinleri. Bu yamada eskisinden daha numaracı yeni Wukong'u karşılıyor ve eşleştirme sistemini otomatik dolduran oyuncuların eşit olmadığı oyunların sayısını azaltacak şekilde güncelliyoruz. Ayrıntılar yazımızın girişinde açıklayabileceğimizden çok daha ilgi çekici. Bu yüzden aşağıdaki bölüme göz atmayı ihmal etmeyin! Ayrıca normalde ormanda oynanmayan daha fazla şampiyonu ormanda etkili hale getirmeye devam ediyor ve üst koridor şampiyonlarının oyun boyunca daha fazla tehdit oluşturabilmesi için bazı ilave sistem değişiklikleri yapıyoruz. Eğer TFT yama notlarını arıyorsanız sizi şöyle alalım!
📷Hanna �shio shoujo� Woo

Yamada Öne Çıkanlar

📷
Kara Orman Talon, Işık Kalkanı Taric ve Gölge Adım Twitch 19 Mart 2020'de çıkıyor. Sonsuz Karanlık Malphite, Sonsuz Karanlık Mordekaiser, Sonsuz Karanlık Xerath, Sonsuz Karanlık Malphite Prestij Serisi, Kozmik Karanlık Lux ve Kozmik Lux 26 Mart 2020'de çıkıyor.
Başa dön

Derecelide Otomatik Doldurma Dengesi

Tekli/Çiftli sıraların eşleştirme sistemi, artık takımlardaki otomatik dolduran oyuncu sayılarının eşit olmadığı oyunları daha nadiren oluşturuyor. Takımınızda bir iki otomatik dolduran oyuncu varken, rakip takımdaki herkesin ana rolünde oynamasının kötü bir durum olduğu aşikâr. Bu değişiklikle beraber oyun bulmak biraz daha uzun sürecek ve her iki takımda bir tane otomatik dolduran oyuncu olacak (mümkün olduğunda kimse otomatik doldurulmayacak). Sırada bekleme sürelerini aşırı uzatmadan otomatik doldurma özelliğini tamamen kaldıramasak da bu değişiklik otomatik dolduran oyuncuların olduğu oyunların daha adil olmasını sağlayacak. Ayrıca her iki takımdaki hazır grupla giren oyuncu sayısını dengeleyecek, benzer bir değişiklik üstünde de çalışıyoruz. Bu değişiklik ilk iç testlerimizde epey iyi işledi. Fakat otomatik doldurma dengesi değişiklikleriyle birlikte birleşince, oyunlardaki oyuncuların arasındaki MMR farkının daha da açılmasına yol açtı. Bu yüzden hazır grup dengesi sisteminde ayarlamalara gidiyoruz ve umarız yakın zamanda güzel haberlerle birlikte karşınızda oluruz. Şimdilik bu değişikliği sadece Tekli/Çiftli eşleştirme sistemine getiriyoruz, çünkü diğer sıralar bundan farklı şekilde etkilenebilir. Eğer her şey yolunda giderse, değişikliği yakında diğer sıralara da getirmeyi planlıyoruz.
Başa dön

Şampiyonlar

📷

Anivia

R'nin buz tutma etkisinin süresi arttı.
Anivia'nın ultisinin buz tutma zayıflatmasının (E'sinin verdiği hasarı iki katına çıkaran) süresine ufak bir tutarlılık değişikliği getiriyoruz. Böylece yetenek setinin uyguladığı tüm buz tutma süreleri daha tutarlı hale geliyor.

📷R - Buzul Fırtınası

BUZ TUTMA SÜRESİ 2 saniye ⇒ 3 saniye (artık Q - Buz Kütlesi'nin buz tutma süresiyle aynı)📷

Aphelios

Severum'un karakteristik iyileştirmesi ve Infernum'un karakteristik olarak minyonlara verdiği hasar azaldı. Crescendum'un güçlendirilmiş hasarı azaldı.
Aphelios profesyonel düzeydeki baskınlığını koruyor. Diğer düzeylerdeki oyunculara göre daha çok profesyonel oyuncuların faydalandığı mekaniklerin gücünü azaltıyoruz.

📷Tırpan Tabanca, Severum

KARAKTERİSTİK - ŞİFALI İYİLEŞTİRME 1-18. seviyelerde verilen hasarın %8-25'i ⇒ 1-18. seviyelerde verilen hasarın %3-20'si

📷Alev Silahı, Infernum

KARAKTERİSTİK - MİNYONLARA VERİLEN ALAN ETKİLİ YAKAN HASAR 9. seviyede %45 Alan Etkili Hasar ⇒ 9. seviyede %30 Alan Etkili Hasar

📷Çakram, Crescendum

ÇAKRAM'IN NORMAL SALDIRILARININ VERDİĞİ GÜÇLENDİRİLMİŞ HASAR %30-173 Toplam Saldırı Gücü ⇒ %24-164 Toplam Saldırı Gücü📷

Darius

W'nun ilave hasarı azaldı; bedeli arttı. E'nin bedeli arttı ama artık yetenek seviyesine bağlı olarak değişiyor.
Darius üst koridor ve dövüşçü eşyası değişikliklerinden sonra aşırıya kaçmaya başladı. Tut Çek yeteneğini daha önemli stratejik bir karar haline getirmek için şampiyonu biraz zayıflatıyoruz.

📷W - Kemik Kıran

İLAVE FİZİKSEL HASAR %50/55/60/65/70 Toplam Saldırı Gücü ⇒ %40/45/50/55/60 Toplam Saldırı GücüBEDEL 30 Mana ⇒ 40 Mana

📷E - Tut Çek

BEDEL 45 Mana ⇒ 70/60/50/40/30 Mana📷

Draven

W'nun azalarak kaybolan hareket hızı arttı.
Draven'ın deneyimli oyuncular tarafından kullanılabilen gücünü arttırıyoruz. Böylece şampiyonla yüksek beceri düzeylerinde daha sık karşılaşabileceğiz.

📷W - Adrenalin Seli

AZALARAK KAYBOLAN HAREKET HIZI %40/45/50/55/60 ⇒ %50/55/60/65/70📷

Garen

Taban büyü direnci büyüme oranı azaldı. E'nin kritik vuruş ihtimali azaldı.
Garen'in dizilim çeşitliliği arttı ama tam olarak istediğimiz gibi değil. Dolayısıyla daha çok onu hasar dizilimlerine yönlendiren niteliklerini zayıflatıyoruz. Ayrıca şu anda aşırı güçlü.

Taban nitelikler

BÜYÜ DİRENCİ BÜYÜME ORANI 1,25 ⇒ 0,75

📷E - Yargı

KRİTİK VURUŞ İHTİMALİ %50 ⇒ %33📷

Hecarim

R'nin korkutma süresi arttı.
Hecarim'i azami menzilden savaş başlatarak daha fazla risk almaya teşvik ediyoruz.

📷R - Gölgelerin Hücumu

KORKUTMA SÜRESİ Kat ettiği mesafeye bağlı olarak 0,75-1,5 saniye ⇒ Kat ettiği mesafeye bağlı olarak 0,75-2 saniye📷

Kayn

Pasifin küre kazanma hızı arttı.
Son yamada Kayn'in küre kazanma oranını düzelttik ama bu sefer de dönüşme zamanı oyunun ileri safhalarına taşındı. Ortalama dönüşme zamanını eski haline yakın bir yere getiriyoruz.

📷Pasif - Darkin Tırpan

KÜRE KAZANMA HIZI Oyunun 10-13. dakikalarında Kayn, küre kazanma hızını %15 yükseltecek ve bu miktar süre boyunca artacak.📷

Kindred

Taban saldırı gücü büyüme oranı ve mana yenilenmesi arttı. W'nun can yenilemesi arttı. R'nin iyileştirmesi arttı.
Kindred güçlendirmelere aç. Kuzu ve Kurt son zamanlarda zayıf olduğu için, onlara iyileştirme ve güç artışı sağlayan besinler veriyoruz.

Taban nitelikler

SALDIRI GÜCÜ BÜYÜME ORANI 2,26 ⇒ 2,5MANA YENİLENMESİ 6,972 ⇒ 7

📷W - Kurdun Hiddeti

CAN YENİLEMESİ 1-18. seviyelerde eksik can miktarına bağlı olarak 32-100 ⇒ 1-18. seviyelerde eksik can miktarına bağlı olarak 49-100

📷R - Kuzunun Şefkati

İYİLEŞTİRME 200/250/300 ⇒ 250/325/400📷

Morgana

Taban hareket hızı arttı. E'nin kalkanı ilk yetenek seviyelerinde arttı.
Orta koridorda iyi bir performans sergilediği için, destek Morgana'ya yönelik bazı güçlendirmeler getiriyoruz.

Taban nitelikler

HAREKET HIZI 330 ⇒ 335

📷E - Kara Kalkan

KALKAN 60/120/180/240/300 ⇒ 80/135/190/245/300📷

Ryze

Taban mana yenilenmesi büyüme oranı arttı. W'nun hasarı ileri yetenek seviyelerinde arttı.
Ryze'ın profesyonel düzeydeki görülme sıklığını kontrol altında tutmak ve oyuncuların onu sürekli tercih etmesinin önüne geçmek istiyoruz. Fakat aynı zamanda ileri safhalarda daha güçlü olması gerektiğini düşünüyoruz. Uzun oyunlarda 18. seviyeye ulaştığında muhteşem bir güce sahip olan şampiyonlardan biri olmasını sağlıyoruz.

Taban nitelikler

MANA YENİLENMESİ BÜYÜME ORANI 0,8 ⇒ 1

📷W - Rün Hapsi

HASAR 80/100/120/140/160 ⇒ 80/110/140/170/200📷

Senna

Pasifinin ruh başına sağladığı saldırı gücü azaldı; sisin bekleme süresi artık sabit değil.
Destek Senna, özellikle de savunmaya yönelik dayanıklı şampiyonlarla birlikte oynandığında aşırı güçlü. Ruhların değerini azaltıyor ve ortaya çıkma temposunu yavaşlatıyoruz. Böylece özellikle de yanında onu koruyabilecek bir tank olduğunda koridor rakibini sürekli dürtmesinin önüne geçiyoruz.

📷Pasif - Bağışlama

RUH BAŞINA SALDIRI GÜCÜ 1 ⇒ 0,75KARAKTERİSTİK - ZAYIF RUH BEKLEME SÜRESİ 4 saniye ⇒ 1/6/11. seviyelerde 6/5/4 saniye📷

Shaco

R kopyasının normal saldırı hasarı azaldı.
SG Shaco şu anda biraz fazla gücü, dolayısıyla onu biraz zayıflatıyoruz.

📷R - Halüsinasyon

KOPYANIN NORMAL SALDIRI HASARI %75 Toplam Saldırı Gücü ⇒ %60 Toplam Saldırı Gücü📷

Soraka

Q'nun Yenilenme etkisinin iyileştirmesi arttı; hareket hızı ilavesi arttı.
Üst koridor Soraka belası artık zaman ve mekânı tehdit etmediğine göre Yıldız Yağmuru'nun gücünün bir kısmını geri verebiliriz.

📷Q - Yıldız Yağmuru

TOPLAM YENİLENME İYİLEŞTİRMESİ 40/50/60/70/80 (+0,3 Yetenek Gücü) ⇒ 50/60/70/80/90 (+0,3 Yetenek Gücü)HAREKET HIZI İLAVESİ %10-20 ⇒ %15-25📷

Twisted Fate

W'nun mavi ve kırmızı kartlarının YG oranları arttı.
Artık oyunun ileri safhalarında kartlarınız daha etkili.

📷W - Bir Kart Seç

MAVİ KART YG ORANI 0,5 Yetenek Gücü ⇒ 0,9 Yetenek GücüKIRMIZI KART YG ORANI 0,5 Yetenek Gücü ⇒ 0,6 Yetenek Gücü📷

Urgot

Q'nun yavaşlatma süresi arttı. E'nin sersemletme süresi arttı.
Urgot ilk geliştirilen yeteneği İmha olduğu için, diğer yetenekleri yeterince kullanılmıyor. Urgot'un kitle kontrolü etkilerine getirdiğimiz ufak güçlendirmeler Sıvışma'ya rağmen kombosunu daha etkili bir şekilde gerçekleştirebilmesini sağlayacak.

📷Q - Çürüten Bomba

YAVAŞLATMA SÜRESİ 1 saniye ⇒ 1,25 saniye

📷E - Horgörü

SERSEMLETME SÜRESİ 0,75 saniye ⇒ 1 saniye📷

Veigar

Taban SG, SG büyüme oranı ve zırhı arttı. Q'nun taban hasarı arttı.
Minik çocuk için minik güçlendirmeler.

Taban nitelikler

SALDIRI GÜCÜ 50,71 ⇒ 52SALDIRI GÜCÜ BÜYÜME ORANI 2,625 ⇒ 2,7ZIRH 22,55 ⇒ 23

📷Q - Uğursuz Saldırı

TABAN HASAR 70/110/150/190/230 ⇒ 80/120/160/200/240📷

Wukong

Pasifi artık yakındaki şampiyonlara bağlı olarak değil, şampiyonlarla savaşınca niteliklerini arttırıyor. W artık bir atılmaya ve normal saldırılar ile yetenekleri taklit eden bir kopyaya sahip. R artık iki defa kullanılabiliyor.
Bu güncellemedeki asıl amaçlarımızdan biri, Wukong'un eski halinde olmayan numaracı oyun tarzını eklemekti. Sonuç olarak dövüşme tarzını daha esnek hale getiriyor ve ona rakiplerinin üstesinden gelmesi için daha fazla yol sunuyoruz. Maymun artık sopasıyla insanlara tek atmak yerine onları kandırabilecek. Ayrıca orta koridordaki suikastçı dizilimiyle oynamak veya ona karşı oynamak tatmin edici değildi (her ne kadar güçlü olsa da). Bu yüzden eli ağır, üst koridor ve ormancı dizilimlerini güçlendirmek istiyoruz. Hadi durmayın, maymunluk yapma zamanı!

Taban nitelikler

BÜYÜ DİRENCİ 32,1 ⇒ 28CAN 577,8 ⇒ 540MANA 265 ⇒ 300MANA BÜYÜME ORANI 38 ⇒ 45ÖNERİLEN EŞYALAR Eli ağır Wukong'a yönelik dizilimlerin gücünü yansıtacak şekilde güncellendi.

📷Pasif - Taş Deri

ZIRH 1/7/13. seviyelerde yakındaki şampiyon başına 4/6/8 ⇒ 1-18. seviyelerde yakındaki şampiyon başına 5-11KALDIRILDIBÜYÜ DİRENCİ Wukong artık 1/7/13. seviyelerde yakındaki şampiyon başına 4/6/8 İlave Büyü Direnci kazanmıyor.YENİCAN YENİLENMESİ Artık 5 saniyede bir %0,5 Azami Can Yenilenmesi sağlıyor.YENİAYNADAKİ YÜZ Wukong veya kopyası bir rakip şampiyon veya canavara saldırdığında ilaveleri 5 saniyeliğine %62,5 artar (en fazla 8 defa birikerek %500 olur).

📷Q - Yıkıcı Vuruş

İLAVE NORMAL SALDIRI HASARI 10/40/70/100/130 (+0/0,1/0,2/0,3/0,4 Toplam Saldırı Gücü) ⇒ 30/55/80/105/130 (+0,5 İlave Saldırı Gücü)İLAVE MENZİL 125 ⇒ 75/100/125/150/175YENİDURMA VUR Kullanım süresi artık Wukong'un saldırı hızına bağlı olarak azalıyor.YAŞAM KALİTESİ DEĞİŞİKLİĞİ Yetenek simgesine güçlendirilmiş saldırıyı gerçekleştirmek için ne kadar süre kaldığını gösteren bir sayaç eklendi.YENİYEM BEKLEME SÜRESİNDE AZALMA Wukong veya kopyası normal saldırı ya da yetenekleriyle hasar verdiğinde Q - Yıkıcı Vuruş yeteneğinin bekleme süresi 0,5 saniye azalır.BEKLEME SÜRESİ 9/8/7/6/5 saniye ⇒ 9/8,5/8/7,5/7 saniye

📷GÜNCELLENDİW - Oyunbaz Savaşçı

YENİKALBİ TEMİZİMSİ Duvarların üstünden geçemeyen 300 Menzillik bir atılma eklendi.GİZLENME SÜRESİ 1,5 saniye ⇒ 1 saniyeKALDIRILDIPUF! Wukong'un kopyası artık kaybolmadan önce alan etkili büyü hasarı vermiyor.BEKLEME SÜRESİ 18/16/14/12/10 saniye ⇒ 20/19/18/17/16 saniyeBEDEL 50/55/60/65/70 Mana ⇒ 60 ManaYENİYEM HASAR AZALTMASI Wukong'un kopyası artık saldırılarını ve ultisini taklit ediyor ama %50/55/60/65/70 Hasar veriyor.YENİYEM NORMAL SALDIRILARI Kopya Wukong'un yakın zamanda saldırdığı hedeflere saldırmaya çalışır.YENİYEM'İN Q - YIKICI VURUŞ YETENEĞİ Kopyanın bir sonraki saldırısı güçlendirilmiştir.YENİYEM'İN E - BULUT SALDIRISI YETENEĞİ Kopya ilave saldırı hızı kazanır.YENİYEM'İN R - BURGAÇ YETENEĞİ Kopya dönmeye başlar ve ilk ulti kullanımında havaya savrulmayan rakipleri havaya savurur.

📷E - Bulut Saldırısı

HASAR 65/100/135/170/205 (+0,8 İlave Saldırı Gücü) Fiziksel Hasar ⇒ 80/120/160/200/240 (+0,8 Yetenek Gücü) Büyü HasarıİLAVE SALDIRI HIZI %30/35/40/45/50 ⇒ %40/45/50/55/60SALDIRI HIZI GÜÇLENDİRME SÜRESİ 4 saniye ⇒ 5 saniyeBEKLEME SÜRESİ 8 saniye ⇒ 10/9,5/9/8,5/8 saniyeBEDEL 45/50/55/60/65 Mana ⇒ 30/35/40/45/50 ManaATILMA SONRASI HEDEFE UZAKLIK 0 ⇒ 75

📷R - Burgaç

YENİÇİFTE BELA Wukong artık ultisini 8 saniye içinde yeniden kullanabilir. İkinci kullanım rakipleri ikinci defa havaya savurabilir.HAVAYA SAVURMA SÜRESİ 1 saniye ⇒ 0,75 saniyeDÖNME SÜRESİ 4 saniye ⇒ 2 saniyeSANİYE BAŞINA HASAR 20-200 (+1,1 Toplam Saldırı Gücü) ⇒ %4-8 Azami Can (+1,1 Toplam Saldır Gücü)DÖNERKEN SAHİP OLDUĞU HAREKET HIZI Dönme süresine bağlı olarak %5-40 ⇒ %20DÖNMEYİ İPTAL ETME 1 saniyeden sonra ⇒ 0,5 saniyeden sonraHASAR TETİKLENME ORANI 0,5 saniye ⇒ 0,25 saniye (her bir hasar tetiklenmesi artık Yenilmez uygular)DÖNERKEN HEDEFE UZAKLIK 175 ⇒ 50 (bu Wukonfg'un hedefine daha fazla yaklaşmasını sağlar)YENİMAYMUN İŞTAHLI Wukong artık ultisini iptal edip dönmeyi bırakmak için diğer yeteneklerini kullanabilir.DÖNME DOLAP Wukong dönerken E - Bulut Saldırısı yeteneğinin sağladığı ilave saldırı hızını yeniler.YAŞAM KALİTESİ DEĞİŞİKLİĞİ Yetenek simgesine Wukong'un ne kadar döneceğini ve yeteneği bekleme süresine girmeden önce onu ikince kez kullanmak için ne kadar süresi olduğunu gösteren bir sayaç eklendi.📷

Xerath

W'nun merkez hasarı arttı. R'nin atış başına verdiği hasar ileri yetenek seviyelerinde arttı.
Xerath'ın bir keskin nişancı gibi kullanılması gereken yeteneklerini onda ustalaşan oyuncuları ödüllendirecek şekilde güçlendiriyoruz.

📷W - Yıkım Bölgesi

MERKEZ HASARI ARTIŞI %50 artış ⇒ %66,7 artış

📷R - Sihir Ayini

ATIŞ BAŞINA HASAR 200/240/280 (+0,43 Yetenek Gücü) ⇒ 200/250/300 (+0,45 Yetenek Gücü)
Başa dön

Orman Şampiyonları

Orman şampiyonu havuzunu genişletmek ve çeşitlendirmek için üçüncü bir değişiklik getiriyoruz. Morgana'ya da ana rollerine gelen güçlendirmelerin yanı sıra, ormanda daha etkili olmasını sağlayacak belli bir değişiklik getirdiğimizi göreceksiniz. Yüksek beceri düzeylerinde aşırı kuvvetli olmadıklarından ve ormancı çeşitliliğini arttırdıklarından emin olmak için bu değişikliklerin etkilerini takip ediyoruz.

📷Brand

PASİF - ALEV CANAVAR HASARI Alev artık canavarlara %120 Hasar veriyor.

📷Morgana

W - ZULÜM GÖLGESİ CANAVAR HASARI Artık canavarlara %150 Hasar veriyor.

📷Shen

Q - ALACAKARANLIK SALDIRISI AZAMİ CANAVAR HASARI 75/100/125/150/175 ⇒ 120/140/160/180/200

📷Teemo

Q - KÖR EDEN DART'IN KÖR ETME SÜRESİ Artık canavarları iki katı süreliğine kör ediyor.E - ZEHİRLİ ATIŞ'IN ZEHİR HASARI Artık canavarlara %150 Hasar veriyor.

📷Yorick

PASİF - RUHLARIN ÇOBANI NİHAİ VAZİFE Yorick artık kesilen büyük canavarlardan da mezar oluşturabiliyor ve Sis Gezginleri canavarlardan %50 daha az hasar alıyor.

📷Zyra

BİTKİLERİN CANAVAR HASARA Zyra'nın bitkileri artık canavarlara %150 Hasar veriyor.
Başa dön

Paslama Mekanikleri

Paslama stratejisi tekli sırada tüm beceri düzeylerinde görülmeye devam ediyor. Koridor oyuncularını altın ve deneyimlerine sahip çıkmaya teşvik etmek için, daha sert kısıtlamalar getiriyoruz. Koridorda olması gerektiği gibi oynayanlar ve bir takım arkadaşının altın veya deneyimini çalmaya çalışmayanlar bunlarla hiçbir zaman karşılaşmayacak.

ÖZEL - Canavar Avcısı

MİNYON ALTINI CEZASI Altınlarınızın yarısından fazlası minyonlardan kazanılmışsa koridor minyonlarının verdiği altın 13 azalır; kısıtlama 14. dakikada kaldırılır ⇒ Minyon skorunuzun yarısından fazlası minyonlardan kazanılmışsa koridor minyonlarının verdiği altın 13, deneyim %50 azalır; kısıtlama 14. dakikada kaldırılır
Başa dön

Üst Koridor Önemi Ek Değişiklikleri

10.5'te getirdiğimiz üst koridor değişikliklerine Ölümün Dansı ve Işınlan değişiklikleriyle beraber devam ediyoruz. Bu kombinasyon koridor aşamasından taşıyıcı eşyalarıyla çıkan üst koridor oyuncularının, oyun boyunca bir tehdit oluşturmasını sağlama hedefimizi gerçekleştirmemize yardımcı olacak. Işınlan değişikliği de sihirdar büyüsünün koridorda hayatta kalma gücünün bir kısmının, ileri safhalarda ayrık ittirme ve rakibin etrafını sarma aracı olarak kullanılmasını sağlayacak.

Ölümün Dansı

TARİF Caulfield'ın Savaş Çekici + Kazma + Vampirî Asa + 625 Altın ⇒ Caulfield'ın Savaş ÇekiciNİTELİKLER 80 Saldırı Gücü, bekleme süresinde %10 azalma ⇒ 50 Saldırı Gücü, 30 Zırh, 30 Büyü Direnci, bekleme süresinde %10 azalmaÖZEL PASİF Azaltma etkisi sonrası alınan tüm hasarın %30'unu biriktirir ve zamanla gerçek hasar olarak verir ⇒ Azaltma etkisi sonrası yakın dövüşçülerin aldığı tüm hasarın %20'sini biriktirir (menzilli şampiyonlar için %30) ve zamanla gerçek hasar olarak verir

Işınlan

BEKLEME SÜRESİ 360 saniye ⇒ 1-18. seviyelerde 420-240 saniyeYENİYAKALAYAMAZ Kİ Şampiyon seviyesine bağlı olarak hedef konuma ışınlandıktan sonra 3 saniyeliğine %30-50 Hareket Hızı sağlar (6. ve 11. seviyelerde %10 artar).
Başa dön

Önerilen Eşyalar

League of Legends geliştikçe oyuncular yeni metalar ve stratejiler keşfediyor, şampiyonlar değişiyor veya eşyalar yenileniyor, ekleniyor veya kaldırılıyor. Tüm bu değişiklik ve ayarlamaların yapıldığı sırada bazen önerilen eşyalar bölümü unutuluyor ve oyunda yapılan değişiklikleri yansıtacak şekilde güncellenmiyor. Bazı basit yanlışları düzeltmek veya dükkânda gösterilen eşyaları değiştirmek için çalışmalar yaptık. Böylece tüm beceri düzeylerindeki oyuncular kolayca erişilebilen etkili dizilimleri kullanabiliyordu (Not: Tabii bunlar en iyi dizilimlerden ziyade yeni oyuncuların en başarılı olabileceği dizilimler). Büyük önerilen eşya güncellemesi gelen şampiyonların listesi: Alistar, Ashe, Blitzcrank, Garen, Gragas, Ivern, Kai'sa, Kassadin, Kayn, Kindred, LeBlanc, Lee Sin, Leona, Lucian, Master Yi, Miss Fortune, Mordekaiser, Morgana, Olaf, Qiyana, Rakan, Renekton, Rengar, Riven, Rumble, Shaco, Sona, Swain, Syndra, Talon, Taric, Thresh, Varus, Vayne, Vel'koz, Warwick, Xerath, Xin Zhao, Zilean, Zoe, Zyra
Başa dön

ARAM Denge Değişiklikleri

10.6 Zayıflatmaları

KAI'SA Verdiği hasar %12 artar ⇒ Verdiği hasar %5 artar
Başa dön

Menü Simgeleri

LoL İstemcisi'ndeki ana menü simgelerimiz Teamfight Tactics ve Clash'le birlikte epey doldu. Bu alanı biraz ferahlatmak ve aynı zamanda ana menü düğmelerine bazı kullanılabilirlik iyileştirmeleri getirmek istiyoruz. Dolayısıyla Profil ve Koleksiyon sekmelerinin düğmelerini, tıpkı Ganimet ve Mağaza'da olduğu gibi sembol haline getiriyoruz. Kullanıcı testleri sonrası oyuncuların zaman zaman mevcut Ganimet ve Mağaza simgelerini karıştırdığını gördük. Dolayısıyla bu değişiklikle birlikte 10.5 Yaması'nda Ganimet simgesini demir işlemeyi andıran bir şeye değiştirdik ve bu yamada Mağaza simgesini de öne çıkacak şekilde değiştiriyoruz.
Başa dön

Giderilen Hatalar

Başa dön

Yakında Gelecek Kostüm ve Renkler

Bu yamanın çıkışını takip eden günlerde yayınlanacak kostümleri aşağıda bulabilirsiniz. Tam çözünürlükte açılış görselleri için LoL Görüntüleri uygulamasını edinin!
📷

Kara Orman Talon, Işık Kalkanı Taric, Gölge Adım Twitch

📷

Sonsuz Karanlık Malphite

📷

Sonsuz Karanlık Malphite Prestij Serisi

📷

Kozmik Lux

📷

Kozmik Karanlık Lux

📷

Sonsuz Karanlık Mordekaiser

📷

Sonsuz Karanlık Xerath

Bu yamanın çıkışını takip eden günlerde yayınlanacak renkleri aşağıda bulabilirsiniz:
📷

Kara Orman Talon

📷

Işık Kalkanı Taric

📷

Gölge Adım Twitch

📷

Sonsuz Karanlık Xerath

📷
submitted by canozkan_91 to lolpanolar [link] [comments]


2020.03.13 21:17 ikizbebek Hamile kalmak için en iyi pozisyonlar

Hamile kalmak için en iyi pozisyonlar
Gebe kalmaya çalışırken, şansınızı artıracağını düşündüğünüz herhangi bir şeyi denemeye değer. Ancak, insan ırkının 200.000 yılı aşkın bir süredir var olduğunu ve atalarımızın mekaniğe çok fazla yatırım yapmadan muhtemelen çoğumuzun tasarlandığını unutmamak gerekir.
Bilim, başarılı bir anlayışın , cinsel bir konumla ilgili, verimli bir çift arasındaki seks sıklığı kadar önemli olmadığını kanıtlamıştır . Temel olarak, hamile kalmak istiyorsanız, doğum kontrolü kullanmayın ve sık, aktif ve keyifli bir seks yapın. Önemlisi, doğru şekilde yapıp yapmadığınızı çok fazla vurgulamayın.
Kadınlar herhangi bir pozisyonda gebe kalabilir ve yapabilirler. Doğanın bundan emin olmanın bir yolu vardır.
Yine nasıl oluyor?
Gebe kalmaya gerçekçi bir yaklaşım sürdürmek önemlidir. Elbette çoklu bir gebelik olmadığı sürece tek yapmanız gereken bir yumurtayı başarılı bir şekilde döllemek için bir spermdir. Her spermin önce yumurtaya ulaşmak için bir gündemi vardır. Yukarı veya aşağı, karşıya veya yana doğru yüzmek çok fazla fark yaratmaz.
Sperm inanılmaz derecede esnektir, adamın vücudunu terk ettikten sonra beş güne kadar yaşayabilir. Kadının serviksinden ve rahmine doğru ilerlediklerinde, tek hedefleri döllenmenin genellikle gerçekleştiği fallop tüplerine doğru yüzmektir. Bu nedenle, cinsel ilişki sonrası dönemde biraz yatmak yardımcı olsa da, beş gün boyunca sırtınızda düz olmak sadece rahatsız edici değil, aynı zamanda gerçekçi değil. Sperm gerçekten kendilerine bakma alışkanlığı kazanabilir ve yapabilir.
Her ne kadar bu önerilerin gebe kalma şansınızı çok fazla artırması olası olmasa da, bunların da incinmesi olası değildir.
Gebe kalmaya ne yardımcı olabilir?
Adamın kadının vajinasına mümkün olduğunca derinden boşalmasını hedefliyor. Bu, en küçük semen miktarının kaçtığı ve servikse olabildiğince yakın tutulduğu anlamına gelir.
Kadın sırtını yaklaşık 20-30 dakika boyunca küçük bir yastığın üzerine yerleştirerek sırt üstü uzanmayı deneyebilir. Bu vajinayı geriye doğru eğmeye yardımcı olacaktır, böylece meni serviksinin etrafında toplanır. Bunun etkili bir strateji olup olmadığı konusunda bazı anlaşmazlıklar var. Ancak bunun da bir zararı yok gibi görünüyor.
Seks yaptıktan hemen sonra ayakta durmaktan kaçının. Yerçekimi, meni vajinadan sızmasına neden olur, bu nedenle düz kalmak onu tutmaya yardımcı olur.
Bazı kadınlar tuvalete gitmekten ve cinsel ilişkiden hemen sonra çiş yapmaktan kaçınmanın gebe kalmalarına yardımcı olduğuna inanmaktadır. Bunun doğru olup olmadığı tartışmaya açık olsa da, seks yaptıktan sonra bir süre uzanma teorisini destekliyor.
Senin yanında yatmak da derin nüfuz seks teşvik eder. Vajinanız aşağı doğru eğilecek şekilde pelvisinizi yatırmak için yastıklar kullanın.
Yerçekiminin etkisini artırmak için cinsel ilişkiden sonra dizlerinizi veya bacaklarınızı kaldırmayı deneyin. Bazı kadınlar, bacaklarını yatağının yanındaki duvara yukarı doğru yerleştirerek gebe kalma şanslarına yardımcı olduğuna yemin ediyorlar.
Gebe kalmaya ne yardımcı olmaz?
Ayakta veya otururken seks yapmak. Bu pozisyonların her birinde, yerçekimi size karşı çalışacak ve semenin vajinanızdan akması daha olası olacaktır.
Kontrasepsiyon kullanma. Göründüğü kadar basit, gebe kalmaya çalışıyorsanız tüm doğum kontrol formlarını kullanmayı bırakmak önemlidir.
Erkek kadının vajinasına boşalmadığı zaman. Spermin yumurtanın yolunu bulması için, servikse mümkün olduğunca yakın yatırılması gerekir. Basit ama gerçek.
Düzensiz veya seyrek seks .
Cinsiyeti sadece tek bir odak ile bir angarya yapmak, yani bir bebeği gebe bırakmak. Tek amaçlarının sadece bir sperm donörü olmak olduğunu düşünüyorlarsa, bazı ortaklara gerçek bir dönüş olabilir. Tüm anlayış meselesi hakkında bir denge duygusu yaratın ve hayatınızda devam eden her şeyi tutmasına izin vermeyin.
Yumurta artık verimli olmadığında. Yumurtlamanın en çok döllenebildiği zaman - yumurtlamadan yaklaşık 12-24 saat öncesine kadar - yumurtlamadan birkaç gün önce - bir zaman penceresi vardır. Bunu kaçırırsanız, gebe kalma şansınızı en üst düzeye çıkarmak için en az bir ay daha beklemeniz gerekir.
Endişe ve gergin hissetmek. Cinsel ilişkilerin tadını çıkarmak ve mümkün olduğunca rahatlamak önemlidir. Gebe kalmaya çalışırken, muhtemelen döngülerinizi izleyeceksiniz, ancak mümkünse eğlence ve zevk duygusu koruyun.
Unutmayın, gebe kalmaya çalışırken yerçekimi en iyi arkadaşınızdır.
submitted by ikizbebek to u/ikizbebek [link] [comments]


MİNECRAFT BİR BLOKTA SKY BLOK (bölüm 9) - YouTube First Kalima Tayibah - First Pillar of Islam Word for Word ... Pehla kalma for kids  1st kalma kalma tyaba Islamic ... Sık sık benzer rüyalar görmek ne anlama gelir? # ... Pehla Kalma  Kalma Tayyaba  Ramdan Kareem  Islamic ... First Kalima in Arabic with English translation - YouTube Bire Bir - YouTube First 1st kalma - Six 6 Kalimas - YouTube First Kalima / Kalimah : The Word of Purity (Tayyabah ...

6 Kalimas with Urdu & English Translation - Quran Online 786

  1. MİNECRAFT BİR BLOKTA SKY BLOK (bölüm 9) - YouTube
  2. First Kalima Tayibah - First Pillar of Islam Word for Word ...
  3. Pehla kalma for kids 1st kalma kalma tyaba Islamic ...
  4. Sık sık benzer rüyalar görmek ne anlama gelir? # ...
  5. Pehla Kalma Kalma Tayyaba Ramdan Kareem Islamic ...
  6. First Kalima in Arabic with English translation - YouTube
  7. Bire Bir - YouTube
  8. First 1st kalma - Six 6 Kalimas - YouTube
  9. First Kalima / Kalimah : The Word of Purity (Tayyabah ...
  10. 200 Max Birlik Vs Max Üst Hayatta Kalma Mücadelesi

First Kalima The Word of Purity (Tayyabah) لآ اِلَهَ اِ لّا اللّهُ مُحَمَّدٌ رَسُوُل اللّهِ La ilaha ill Allah Muhammadur-Rasul Allah There is no God but ... Sürekli gördüğümüz rüyaları muhakkak dikkate almamız gerekiyor. Çünkü bu bize bizden çok önemli bir mesaj getiriyor demektir. Kendisini anlamamızı istemekted... The First Kalimah is the First Pillar of Islam. Who is Allah? Allah is the Lord of the seven heavens and the seven earths. Allah is One without any partner. ... 1- First Kalima is the basic of Islam.this is necessary for every Muslim.every Muslim family try to teach their child first when he or she start to speak. La... Herkese merhaba arkadaşlar biz Hicazi ve Emre ikiz kardeşler. Aramızdaki rekabeti sizler için eğlenceli şekilde yarışmaya ve görsel şölene dökerek, sizlere s... 1st kalma - Six 6 Kalimas Recited By Saad Al Qureshi Six Kalimas in islam 1) Kalma Tayyab: Laa ilaaha illal Lahoo Mohammadur Rasool Ullah 2) Kalma Shaadat: A... Subscribe for more new Islamic Videos..... https://www.youtube.com/channel/UCA1cspHKvmTtZ4YYPcN_Q1g Merhaba gençler bugün bir blokta skyblocka kaldığımız yerden devam ediyoruz bu kirpi balıklarından ne çektik ya neyse iyi seyirler :D Müzik kanalım : https:... 200 Max Birlik Vs Max Üst Hayatta Kalma Mücadelesi ... katılmak için kanala abone olup video ya yorum ve beğeni atmanız yeterli yorum kısmına size ulaşabileceğim bir sosyal medya ... In this video we will Learn; First Kalima in Arabic with English translation - First Kalma in Arabic. 'First Kalma'. We will also share Islamic videos in fut...